• “Zaten herkes her zaman her konuda haklı. Haklı olmayan bir ben varım.”
  • 400 syf.
    ·4 günde·Beğendi·10/10
    Mario Mazzanti' yi gerçekten çok seviyorum ama bu zamana kadar okuduğum en iyi kitabı bu diyebilirim. Çünkü bir kitap değil gerçeklik bağını öyle sağlam temellere oturtmuş ki sanki televizyonu açsam dünya Riondino haberleriyle çalkalanacak. Zaten esin kaynağı Billy Milligan 12 farklı kişiliğe sahip bir suçlu. Tutuklandıktan sonra 24 farklı alt benlige sahip olduğu belirlenmiş. Kitapta Billy Milligan ismi geçiyor bu bile sağlam temeller kanıtı. Akici heyecanlı her zamanki gibi muhteşemdi. Dr Claps Sensi Şah Mat'tan Greta'yi tekrar görmek güzeldi. Gene ters köşe bir son yaptı ama bu sefer bir son değil 444 Basamak bu kitabın devam kitabı iki yıl sonrasından başlıyor. Ve ben devam kitabına hemen başlıyorum.
  • Ben her bahar gitmek isterim.
    Bu günlerde herkes gitmek istiyor
    Küçük bir sahil kasabasına
    Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...
    Hayatından memnun olan yok.
    Kiminle konuşsam aynı şey...
    Her şeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.
    Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
    Bir kendisi
    Bu yeter zaten.
    Her şeyi, herkesi götürdün demektir..
    Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
  • 424 syf.
    ·7 günde·2/10
    Arka kapak bile heyecanlanmama yetmişti. Kitabı okumaya başladıktan sonra da her şey güzel gidiyordu. Bir Joan'ın, bir Alex'in ağzından bölüm yazılması fikrini de sevdim zira ikisinin de hayatı ayrı ayrı merak uyandırıcıydı. Ne zaman ki Joan, büyücülük olaylarına girdi, işte o zaman işler değişti.

    Zaten büyü yapmanın yasak olduğu bir dünyada yaşayan Joan, eskiden yaptığı bir hata yüzünden hiç büyü yapmayı denememişken, gittiği yerde hop diye en iyi büyücülerden oluverdi. Nasıl mı oldu? Şöyle:
    Joan: Ben hayatımda hiç büyü yapmadım.
    X kişisi: Dur ben sana büyü yapmayı öğreteyim. Odaklan ve yapmak istediğini büyüyü düşün.
    Joan: Odaklandım.
    X kişisi: Yapabiliyor musun?
    Joan: AY YAPTIM VALLA!

    Yani cidden mi? Kitabın ana unsuru olan büyü bu mu? Bu büyüyü yapmak bu kadar kolay mı? Niye yazar Joan'ın büyücülüğü öğrendiği kısımları bu kadar geçiştirerek yazmış anlamak mümkün değil. Ayrıca, orada bulunan diğer büyücülerin tamamı, çocukluktan beri büyü yaparken, büyü yapmayı birazcık bile bilmeyen Joan'ın, herkesi ezip geçmesi inandırıcılık seviyesini fazlasıyla düşürmüş.

    Kitapla ilgili bir diğer sıkıntıysa, yazarın oluşturduğu dünyayı tam olarak anlatamaması. Mesela, kalan büyücülerin birbirleriyle kapıştığı sahnede, neler olup bittiğini anlamak için tekrar tekrar okumama rağmen, o ortamı hayal gücümde canlandıramadım. Ayrı bir gerçeklik yaratıyorlar, yok duvarı açıp içine giriyorlar, sonra kimisi orada kalıyor, Joan aynı duvarın başka bir yerinden kaçıyor, merdiven çıkarıyorlar bir yerden, sonra Joan kilitleme büyüsü yapıyor, onu yapıyorlar, bunu yapıyorlar ama daha çok yaptıkları kafa karıştırmak. Zira yazar, olayları netlikle okuyucunun hayal gücünde canlandırmak yerine, kafa karıştırmayı seçiyor.

    Joan ve diğer büyücülerin, Parıltı kulübünden çalışmaya başlamasından sonra olan bölümlerse en basit tabirle; sıkıcı. Büyüyle yapamayacakları şey yok, ama bu ekip, patronları istiyor diye, mecburen sahnede gösteri yapıp para kazanma işiyle uğraşıyor. Yahu siz büyücüsünüz büyücü! Ellerinden şimşek atanlar, alev çıkaranlar var içlerinde. İsteseler dünyaya ele geçirebilirler, ama bizimkiler patron ne derse onu yapıyor.

    Alex'in olduğu bölümleri okumak nispeten daha güzel olsa da bir noktada onun olduğu bölümlerde de olaylar saçma bir hal alıyor. Çoğu sahnede olduğu gibi, Alex'in, mafya dünyasına ajan olarak geldiği bölümler de hızlı hızlı yazıldı için, olaylar inandırıcı gelmediğinden, okumak da keyifli olmuyor.

    Joan ve Alex arasındaki ilişkiye değinmek bile istemiyorum zira bir ilişki ancak bu kadar duygusuz yazılabilirdi herhalde.

    Kitabın sonu desem, yazar eğer devam kitabı çıkarmayacaksa kötü. Eğer devam kitabı çıkaracaksa daha da kötü. Var olan konuyu bu kitapta bile işleyememişken, bir devam kitabı gelme ihtimali, neresinden bakarsak bakalım kötü bir ihtimal.

    Kitaba dair yorumu şöyle özetlemem gerekirse:
    Polisiye / aksiyon kısımları: Başarısız.
    Fantastik dünya anlatımı: Başarısız×2.
    Aşk: Başarısız×100.
    Final: Felaket.
  • Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi. ‘’Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar’’. Zaten iş de yok, siftah etmedim. Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim. Çocuğun sesi beni bitirdi. İnliyor garibim, o inledikçe bende gaza daha da yüklendim. Acile yanaştık. Ben kimliğini aldım, kayıt yaptırdım. Anne odaya geçti. Doktor çok acil müdahale etti. Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş. Doktor hanım öyle dedi. Tam 4 saat annesi ayakta bekledi. Bir defa olsun ne bir yudum su içti, ne de nefes aldı sanki. Aslında benim işim bitmişti. Ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti. Baktım yüzüne annenin bir ara, ne kadar da benziyordu benim vefat eden Nuray ablama. Neyse çıktık tekrar yola ,çocuk iyi olunca sabaha. Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik. Yorgun olduğu için annesi ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım. Şöyle bir etrafa baktım. Nasıl yani, şimdi bu ev mi? Tek bir oda var, ikincisi yok. Bir yatak var, çocuğun ki yok. Küçük tüp var, 4’ lü ocak yok. Çeşme var, su yok. Tencere var, ama buzdolabı yok. Ekmek var, ama bir litre sıvı yağ yok. Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin? Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış. Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş. Çalıştıkça eksiklerini alırsın demiş. Abla anlattı her şeyi: ‘’Abi 7. günüm bu evde. 45 TL param vardı o da bitti istemesem de. Evlere temizliğe giderim, gerekirse 100 değil 50 TL isterim. Allah’ın izni ile geçinir giderim. Mesela ilk sizin evi temizlerim. Sen sabaha kadar işinden oldun, bende böylece sana olan borcumu öderim. Yeter ki iş verin bana, vallahi dilenci değilim ben asla. Sadece tutunmaya çalışıyorum bu hayata’’. O arada ev sahibi yaşlı teyze geldi. Elinde bir tabak yemek ve iki ekmek var idi. Yazık, o da yardım etmeye çalışıyor, yaşı belki 80 elinden bu kadar geliyor. Abla da çok kültürlü, ayrıca konuşurken yüzüme bakmıyor, iffet sahibi. Ben aslında taksici değilim. Geçen ay işten çıkarılmış idim. Çalıştığım firma kapandı. Benim gibi 11 kişi işsiz kaldı. Cebimde de 2.900 TL para var. Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım. Bugün doğum günü de. Akşama almam da lazım. Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu da? Ellerim titrese de, kulak verdim içimden gelen sese. Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL. Gitti bizim bilgisayar parası. Hanımda anlamayacak kızacak, çocuğunda ağlaması cabası. Ne yalan söyleyeyim. Evden çıktım ama içimde pişmanlık tavan yaptı. Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce ‘’Allah’ım dedim. Sen gördün her şeyi, sana teslim ettim emaneti. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin’’. Bütün duam bu kadardı. Moralim sıfır arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı. Bizim işten çıkarılan ağabeylerden olan Mustafa abi aradı. ‘’Müjdemi isterim,1.5 iskenderi de yerim. Vedat kardeşim. Müjde tazminatlar hesaba yatmış. Ben çektim, sende git çek dedi.’’ Benim tazminatım tam 27.000 TL idi. Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım. Elime sığacak kadar her şeyi de aldım. Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak. Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

    Alıntı
  • .

    Gece saat 02.00, taksi durağına bir abla geldi. ‘’Abi ne olur çocuğum çok ateşli, bizi hastaneye götürsen ateşi düşer belki. Ama cebimde sadece 7 TL var, söz çalışır öderim iki güne kadar’’.
    Zaten iş de yok, siftah etmedim. Var bundan da bir hayır diye düşünüp, hemen atla abla yetişelim hastaneye dedim. Çocuğun sesi beni bitirdi. İnliyor garibim, o inledikçe ben gaza daha da yüklendim. Acile yanaştık. Ben kimliğini aldım, kayıt yaptırdım. Anne odaya geçti. Doktor çok acil müdahale etti. Serumlar, iğneler derken meğer çocuğun nefesi kesilmek üzereymiş, biraz daha geç gelsek ölebilirmiş. Doktor hanım öyle dedi.
    Tam 4 saat annesi ayakta bekledi. Bir defa olsun ne bir yudum su içti, ne de nefes aldı sanki.
    Aslında benim işim bitmişti. Ama nedense çekip gitmek içimden gelmemişti. Baktım yüzüne annenin bir ara, ne kadar da benziyordu benim vefat eden Nuray ablama. Neyse çıktık tekrar yola ,çocuk iyi olunca sabaha. Önce ilaçlarını aldım eczaneden, sonra evlerine geldik. Yorgun olduğu için annesi ben aldım çocuğu kucağıma içeri kadar taşıdım. Şöyle bir etrafa baktım. Nasıl yani, şimdi bu ev mi? Tek bir oda var, ikincisi yok. Bir yatak var, çocuğun ki yok. Küçük tüp var, 4’ lü ocak yok. Çeşme var, su yok. Tencere var, ama buzdolabı yok. Ekmek var, ama bir litre sıvı yağ yok. Abla dedim, sen nasıl bu hale geldin? Eşinden kaçmış, bu eve sığınmış, cebindeki para ile ilk kirayı yatırmış. Ev sahibi de yaşlı teyzeymiş acımış, kendinden bir yatak, bir halı ve küçük tüp vermiş. Çalıştıkça eksiklerini alırsın demiş. Abla anlattı her şeyi: ‘’Abi 7. günüm bu evde. 45 TL param vardı o da bitti istemesem de. Evlere temizliğe giderim, gerekirse 100 değil 50 TL isterim. Allah’ın izni ile geçinir giderim. Mesela ilk sizin evi temizlerim. Sen sabaha kadar işinden oldun, bende böylece sana olan borcumu öderim. Yeter ki iş verin bana, vallahi dilenci değilim ben asla. Sadece tutunmaya çalışıyorum bu hayata’’.
    O arada ev sahibi yaşlı teyze geldi. Elinde bir tabak yemek ve iki ekmek var idi. Yazık, o da yardım etmeye çalışıyor, yaşı belki 80 elinden bu kadar geliyor. Abla da çok kültürlü, ayrıca konuşurken yüzüme bakmıyor, iffet sahibi.
    Ben aslında taksici değilim. Geçen ay işten çıkarılmış idim. Çalıştığım firma kapandı. Benim gibi 11 kişi işsiz kaldı. Cebimde de 2.900 TL para var. Kızımın biriktirdiği de içinde, ona bilgisayar alacağım. Bugün doğum günü de. Akşama almam da lazım. Ama nasıl bırakayım şimdi bu abla ve çocuğunu da? Ellerim titrese de, kulak verdim içimden gelen sese. Zar zor ikna edip ablaya verdim ikibin TL. Gitti bizim bilgisayar parası. Hanımda anlamayacak kızacak, çocuğunda ağlaması cabası. Ne yalan söyleyeyim. Evden çıktım ama içimde pişmanlık tavan yaptı. Koltuğa oturup, kontağı çevirmeden önce ‘’Allah’ım dedim. Sen gördün her şeyi, sana teslim ettim emaneti. Sen her şeyi bilensin, bana bir çıkış yolu gösterirsin’’. Bütün duam bu kadardı. Moralim sıfır arabayı teslim etmeye dönerken telefonum çaldı. Bizim işten çıkarılan ağabeylerden olan Mustafa abi aradı. ‘’Müjdemi isterim,1.5 iskenderi de yerim. Vedat kardeşim. Müjde tazminatlar hesaba yatmış. Ben çektim, sende git çek dedi.’’ Benim tazminatım tam 27.000 TL idi. Çektim, bilgisayarı da hediye paketi yaptırdım. Elime sığacak kadar her şeyi de aldım. Yarın ablaya ilk işim buzdolabı almak olacak.
    Biliyorum Allah bana da yeni bir iş kapısı açacak…

    .
  • Belki ben bile kendimi anlamıyordum. Şimdi bile sıklıkla bu durumu düşünüyorum ve kendimi tanıyamıyorum, hem zaten kadınlar hayalleri, gerçekliğin ilk nefesini kesen narin, küçük, beyaz çiçekleri andıran mucizeleri seven genç kızların ruhu hakkında ne bilebilirler ki ?