Romanlar mahzun insanı omuzları çökmüş, gözleri sömüş, hareketsiz ve sessiz bir insan diye, yani daha açıkçası bir miskin şeklinde tasvir ederler.
Bende daima bunun aksi olmuştur. Ne zaman derin bir üzüntüye kapılsam gözlerim parlar, tavır ve hareketlerim neşelenir, içim içime sığmaz olur. Dünyayı hiçe sayıyormuşum gibi kahkahalarla gülerim, türlü gevezelik ve delilikler yaparım. Bununla beraber, öyle sanıyorum ki, yakın kimsesi ve başkalarına açılmağa kabiliyeti olmıyan insanlar için bu, daha iyi bir şeydir.
"Bütün bunları sormadığım halde anlatıyorlar bana. Çünkü anlatacak birine ihtiyaçları var. Çünkü yalnızlar. Bende yalnızım ama bizden bir yalnızlar kulübü olmaz. Onlarınki seçilmiş yalnızlık, benimki ise doğuştan."
Fakat şurası kesindir; bir kişi diğerlerine kıyasla geçmişte yaşanmış şeyler hakkında ne kadar deneyim sahibiyse o kadar ihtiyatlı olur ve beklentileri onu nadiren başarısızlığa uğratır."