• 214 syf.
    ·Beğendi·9/10
    #okudumbitti️ #kitapyorum
    #osensin ️ 214 Sayfa

     "Üzerindeki miskinliği at!
    Toparlan ve başla! Gerekiyorsa tekrar başla! Yine, yeniden başla!
    Tekrar denemekten asla vazgeçme!
    Unutma! Başarı asla pes etmeyenlerindir!"
    Amerikalı piyanist ve besteci “Eubie Blake” öldüğünde 104 yaşındaydı ve 102 yaşındayken televizyonda bir söyleşi yaparken şöyle sordular:
    “102 yaşında olmak nasıl bir duygu?”
    Blake cevapladı:
    “Yaşın pek tadı yok. Yaşamanın tadını çıkartmaksa çok güzel…”
    .
    Herkese Merhaba
    Bugün sizlere muhteşem bir kişisel gelişim kitabı bırakıyorum. Bugüne kadar okuduğum kişisel gelişim kitapları arasında en iyisi diyebilirim. Yazarın kalemine, anlatım diline ve her bölümün sonunda düştüğü kısa kısa anlamlı ve yüreğe işleyen cümlelere bayıldım. Kitabın tamamını çizmek istedim ve çoğu yerinde yazarı gönülden kutladım. Kısa kısa hikayeler ve güzel anlatımıyla bizlere ders niteliğinde bir başucu kitabı #osensin . Düşüncelerimiz, hedeflerimiz, hayallerimiz, isteklerimiz, sevgi, mutluluk başarı ve b.g bir sürü bilgi var bu kısacık kitapta. Okurken çokça düşündüren, biz okurlarına örneklerle ve eğlenerek yol gösteren bu takdire şayan kitap benim baş ucu kitabım olarak kitaplıgımda yerini aldı. Yazarın okuduğum ilk kitabı oldu ama bundan sonra tüm kitaplarını okuyacağım. Emeğinize, yüreğinize sağlık Hakan bey. Ben bu kitabı büyük bir keyifle okudum ve içtenlikle herkese tavsiye ederim. Bu kitabı mutlaka OKUYUN efendim...

    #kitaptanalıntılar
    ️"Unutma, hala yaşıyorsun ve hayatını kökünden değiştirmek için hala çok zaman var! NOT: 102 yaşında olsan bile!
    ️"Hayat, açılmamış kapıların ardındaki gizemdir ve onun anlamı senin ona yüklediğin değerden ibadettir."
    ️"Şimdi kalem de sende silgi de. İstediğini yaz istediğini sil. Geçmiş arkanda gelecek önünde. Geçmişe mi takılıp kalırsın bilmem ama gelecek uçup gidiyor saatin akrebinde..."

    .
    Sevgi, sağlık ve kitapla kalın canlar... Sorgulatan, düşündüren ve hayatı anlamlandıran okumalarınız olsun...
  • 77 syf.
    ·9/10
    Şairin ilk kitabı olmasına rağmen son derece özgün, yalın ve başarılı şiirlere tanıklık ediyoruz. Bu kitap Yücel'in büyük bir şair olacağının ilk yazılı belgesidir.
    Kitabında çocuk yaşlarında geçirmiş olduğu sürgün yıllarına, alınterinin şiirine, köyüne olan sevgisine, üstatı Hasan Hüseyin Korkmazgil'e olan sevgisine tanıklık edeceksiniz. (Tabii kitabı temin edebilirseniz)

    Adnan Yücel'in ilk kitabı olan Kavgalara Sözlenen Sevda ikinci baskısı yapıldıktan sonra şairin isteği üzerine bir daha baskı yapmamış. Çok zor bulunan kitaba benim de ulaşmam bir hayli zor oldu.
    Kitabının yeni baskısının yapılmasını istememesindeki sebebi şöyle açıklıyor Adnan Yücel; "İlk şiir kitabım " Kavgalara Sözlenen Sevda " 1979 yılında çıktı . Hakkında en çok yazı yayımlanan kitabım da oydu. Buna karşın o kitaptan sonra kendimi şair olarak kabul edemedim. İkinci baskısından sonra yayımlanmasını belki de bu yüzden istemedim. Değişik yerlerden ses getirmişti. Ses getirdiği çevreler, bildik çevrelerdi."
    Adnan Yücel Kavgalara Sözlenen Sevda
  • 544 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Broke & Light || #kitapyorumu
    .
    Herkese Merhaba,
    Bugün okurken çok keyif aldığım bazı yerlerde gülmekten okumakta zorlandığım ama aynı derecede okurken boğazımın düğüm düğüm olduğu bu harika kitabın yorumuyla geldim. Ve artık söylemek zorundayım favori Zeynep Sahra kitabım Broke & Light o kadar çok sevdim.

    Işıl kendisine korunaklı Harry Potter evreni oluşturmuş biri, kendisinde barındırdığına inandığı bir sürü kusuru da bu evren sayesinde ardında bıraktığına inanıyor. Ne zaman üzülse, kırılsa, canı yansa bu evrene sığınıyor ve herşeyi dışarıda bırakıyor ya da bıraktığını sanıyordu. Ta ki hayranı olduğu film ve kitap eleştirmeni Bay S. çalıştığı kafeye gelene kadar. Bir şey bulup ona kendini fark ettirmeli ve kusursuzluğu elde etmeli. O da bir sürü plan yapıyor ve Bay S. 'nin her videosunda bıraktığı ipuçlarının, söylediklerinin peşine düşüyor. Bu sürede ona en büyük desteği ise kafede birlikte çalıştığı Burak veriyor. Aslında Burak Işıl'a kendisini daha yakından tanımasını, kendisinde bulduğu kusurların aslında önemli olmadığını ve kendisini sevmesini sağlamaya çalışmak için bu yardımı yapıyor. Tabi ilerleyen sayfalarda ortaya çıkan gerçeklerle bu yardımların farklı sebeplerini öğreniyor ve şok oluyoruz orası ayrı. Ancak Işıl Bay S.'ye yaklaştığı her adımda ve onun ilgisini çekmek için yaptığı her planda kendi benliğinden, kendi kişiliğinden uzaklaştığını fark etmiyor ta ki o uğursuz geceye kadar. Yaşananlar ve sonrasında aldığı ders çok büyük, herşeyin farkına varıyor ama bu seferde geç kalıyor. Bay S. için attığı her adımda kendisinden bir parça bırakmakla kalmamış sevdiği ve onu seven herkesi de kendisinden uzaklaştırmıştı. Peki şimdi ne yapacaktı. Onu hangi süper kahraman kurtaracaktı?

    Öncelikle şunu söylemek istiyorum. Yazarın Eser karakterinin yeri bende çok ayrı olsa da Burak sen okuduğum en tatlı ve sevilesi erkek karakterlerden birisin. Seni çok ama çok sevdim. En sevdiğim erkek karakterler listesine rahat ilk beşe girdi. O kadar güzel sevdi ve sevdiğinin yanında olmak için yaptıklarıyla beni kendine aşık etti. Böylesini bir daha bulmak çok zor olacak

    Işıl'ı çok sevdim. İçimizden biriydi ve yazar bizi biz yapanın aslında kusurlarımız olduğunu çok güzel işlemişti. Onu çok sevdim. Herşeyiyle. Güvensizliklerine, modaya meydan okuyan kıyafetlerine, baş edemediği kıvırcık saçlarına, dürüstlüğüne, saflığına, iyi düşüncesine, herkese el uzatışına kısacası kendisinde gördüğü bütün kusurlarına rağmen ben onu çok sevdim. Kusurlarıyla sevdim. Sevgisiz bir evde, herşeyin de kusur bulan bir anneyle büyümüş, annesinin onda bıraktığı izi Harry' nin alnında taşıdığı gibi ruhunda , kalbinde taşımış, yaralı biri. Küçükken ona öğretildiği gibi çevresini sadece gören ama bakmayan, fark etmeyen biri. Bu yaşadığı macera ona aşkı, dostluğu, insanları herşeye rağmen sevmeyi öğretirken acıyı, mutsuzluğu ve kaybı da öğretecek. Peki hangi taraf kazanacak? Bunun okuyup öğrenme sırası sizde.
    Son olarak içindeki çizimlere de bayıldığımı söylemeden geçemeyeceğim. Harikaydı

    Sizde harika bir kitap okumak istiyorsanız ve benim gibi bir Potterhead iseniz bu kitabı mutlaka okumalısınız. Kendinizden izler bulacağınız ve tekrar tekrar okumak isteyeceğiniz bu kitap gözüm kapalı tavsiyemdir. Okuyun, okutun!
  • 124 syf.
    ·Puan vermedi
    Çiftaslan üçlemesinin ilk kitabı ve yazarın ilk kitabı benim de yazarla tanışma kitabım olur kendisi :) Kör Leon ile sağır ressam Dimitri’nin arkadaşlığı ile başlayan kitap Selçuklular zamanında Kapadokyadaki halkın birleşip Moğollara karşı savaşması ile devam ediyor, gittiğim yerler fazlasıyla gözümde canlandı tekrar Kapadokya gezisi yapma fikri bile oluştu benim için, sayfa sayısı az görünse de tek seferde okunucak gibi değil biraz fazla donanımlı bir kitap, başlarda biraz sıkılsam da sonları içine aldı beni yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım sanırım
  • 90 syf.
    okumaya, artık her şeyi bir kenara bırakarak okumaya başlamam sebep olan kitaptır bu... çehov, vanya dayıyı ilk okuduğum zamandan beri rus edebiyatında en özel kişilik oldu benim için.
    bundan 12 yıl önce hayatımda sarsıcı bir olay yaşamış ve kendimi psikolojik destek aldığım seanslar içerisinde bulmuştum. ağır ilaç tedavili bu süreç öyle sarsmıştı ki beni, ölümü kurguluyordum, nasıl? sorusuna cevabım bile vardı. üniversitenin ilk yılında beyazıtta sahaflardan geçip fakülteye hızla giderken tezgahta bu kitabı gördüm. neden bilmiyorum,elim kitaba gitti ve bunu alıyorum deyip parasını verip oradan uzaklaştım. tam beyazıt meydanının ortasında durup bunu neden aldım ki şimdi? diye sorgularken orada başladım okumaya... ama adamakılı okumaya. o gün bugündür de okumaktan asla vazgeçmedim. çünkü hayatın anlamı okumakta benim için.

    önce;
    ''Yaşayacağız, Vanya dayı. Önümüzde ne uzun günler, ne uzun geceler var daha. Kaderin bize layık gördüğü tüm güçlüklere sabırla göğüs gereceğiz. Şimdi olduğu gibi yaşlılığımızda da durup dinlenmeden çalışacağız. Günü, saati gelince de ölüme boyun eğeceğiz. İşte ancak orada, mezarlarımızda, ne acılar çektiğimizi, ne gözyaşları döktüğümüzü, nasıl zor bir yaşamımız olduğunu bir bir anlatacağız. Tanrı işte o zaman bize acıyacak.'' sözüyle altüst oldum diyebilirim o an. böylesine bir söz, böylesine bir büyü benim için çok ama çok önemliydi o an için. beklediğim bir şey de değildi birinden ya da bir yerden bunu okumak ya da duymak... umutlarımın bir daha yeşermemek üzere bittiği bir dönemden bahsediyorum. ve vanya dayı gerçek anlamda elimden tutan (ve umut vermeden tutan) tek gerçeğim oldu. altı üstü her tarafı çizili kitabım hala elimin altındadır. ve ardı ardına diziliyordu inciler;

    ''İnsan gerçekten yaşayamayınca, seraplarla avunur. Ne de olsa, tam bir hiçlikten iyidir.''

    ''tanrı'ya şükür aklım yerinde, ama gel gör ki duygularım köreldi sanki.''
    ...

    bir ara gözyaşlarıyla okumuştum diye itirafımı da araya sıkıştırayım. beni yeniden kendime getirdi. ve yeniden yarattı diyebilirim. eski ben insan ve toplum için kaygılanmayı, toplum için topluma rağmen mücadele etmeyi kendine felsefe edinmiş biriyken, kitapta yazıldığı gibi birine dönüştüm ve tüm derdim insandan çıkıp hayvanlar ve doğa oldu;

    (..)
    Yazgım beni yerden yere vurmaktan vazgeçmiyor hiç. Uzakta bir ışığım yok. İnsanları da sevmiyorum. Uzun süredir hiç kimseyi sevmiyorum.''

    ''Kendisine verilen șeyi çoğaltması için mantıkla, yaratıcı güçle donatılmıștır insan, ama bugüne kadar hep yaratacağına yok etti. Ormanlar gitgide tükeniyor, ırmaklar kuruyor, av hayvanlarının kökü kurudu, iklim bozuldu, yeryüzü günden güne yoksullașıyor, çirkinleșiyor.''

    ve final. o sıkıntılı dönemde bir gece rüyamda tanrı ve yanındaki 5 meleğiyle konuşmuştum. daha doğrusu ben konuşmak için ağzımı açmaya çalışmış ancak konuşamadan sadece dinlemiştim. ve kitapta o ana giden yolun her detayıyla tasfir edildiğini gördüğümde tamamen değişmiştim.

    ''bilir misiniz? karanlık gecede ormanda yürürken, uzakta bir ışığın parladığını gördüğünüzde, artık ne yorgunluğu, ne karanlıkları, ne de yüzünüze çarpan dalları hissedersiniz.''

    okuyun diye tavsiye edeceğim ama böylesine bir etki bırakır mı onu bilmiyorum. edebi yönden de gayet iyidir sizin için, okuyun okutun.
  • 168 syf.
    ·10/10
    Merhaba Sevgili Kitap Dostlarım:) Değerli yazar Muzaffer İzgü benim için çok kıymetlidir; çünkü ben ilkokula başladığımın ilk yılının ikinci döneminde okulumuza gelen Sayın İzgü ile birebir tanışıp adıma imzalı kitabını almıştım(Kuklacı Çocuklar).Sene 1998`de; İlk imzalı kitabım, ilk yazarım, e yeni de okumayı öğrenince bendeki değeri çok ayrıdır.Bu okuduğum eser de Kıymetli Yazarımız Muzaffer İzgü'nün kendi yaşam öyküsünü içeren bir kitap.Yine onun o yeri geldiğinde güldüren yeri geldiğinde içimi sızlatan kalemiyle geçirdim vaktimi.Onun o kelimelere mizahi dokunuşları, bize aktardığı hissi bambaşka.Bir küçük çocuğun -kendisinin- dilinden anlatıyor; geçimin zorluğunu, yaşamın çetrefilliğini ve ailenin gücünü. Ekmek parası kolay kazanılmıyor neticede. Küçücük yaşında yeri geldi karpuz taşıdı; yeri geldi gazoz, limonata, ayran sattı; yeri geldi darı...Çok severek okuduğum @bilgiyayinevi güzelliği olan bu kitabı her yaş grubuna gönül rahatlığı ile tavsiye ediyorum @okumakicinkitaphalleri.. Matmazelle birlikte sevgiyle, dostça ve hoşça kalın:)
  • 272 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Welss’in kalemiyle tanışma kitabım oldu bu güzellik. Bilimkurgunun atası olduğunu ve bu türde fazla iyi olduğunu öğrendiğimde mutlaka kitaplarını okumalıyım demiştim.
    Bilimkurgunun yanında azcık gerilim bir de verilmek istenen mesajlar olunca benim sevdiğim bir kitap oldu.

    Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk iki bölüm şüphesiz en sevdiklerim arasında yerini aldı. Son bölüm ise kitaba damgasını vurucu nitelikte olmuş.

    Bessington ve Redwood , Herakleophorbia diğer adıyla Devtohumu ‘nu keşfediyorlar.
    Tohumu kullanan her canlı inanılmaz büyüyor. Öncelikle gözlerden uzak bir çiftlik tutup orda tavuklara deniyorlar. Tavukları besleyenler dikkatsizlik edince arılar, bitkiler ve sıçanlar da tohumdan nasibini alıyor.
    Hepsi devleşiyor ve hasarlara , insanlara tehlike oluşturuyor.

    Aynı zamanda bunlar olurken Redwood çocuğuna da bu tohumdan veriyor.
    Bir köye de tohum ulaşıyor. O dönemdeki bir bebek tohumun etkisiyle devleşiyor. Ve diğer devlerde olmaya başlıyor. Cüce diye tabir edilen dev olmayan insanlar devleri dışlıyorlar. Bu devlerin arasında prenses de olunca tohumu üreten kişinin oğluyla aşk yaşıyorlar.
    Fakat o dönemin başkanı buna engel olmak ve devleri yok etmek aynı zamanda tohumunda üretimini durdurup yok etmek istiyor.

    Bilimkurgu severlere tavsiyemdir