Yüzleşme 1
Canımın acıdığını hissediyorum. Bilmiyorum belkide ben artık büyüyorum. Yıllar değil yaşıma eklenen ruhuma binen yüklerle yürüyorum. Toz pembe değilmiş bu hayat oysaki en sevdiğim renkti bir zamanlar. Şimdi en sevdiğim siyah oldu kapkaranlık gecelerde ciğerimi söken yalnızlıklarla bir başıma savaşıyorum. Elbet bende isterdim çok sevilmek. Gözlerine bakınca içime işleyecek o sıcak mutluluğu bende isterdim. Sarılınca tüm hüznü yüzüstü bırakmak. Ama olmadı ve olmayacak. Ben bu dünyanın itirafsız suçlusuyum. Delil bırakmadan öldürmeye çalışıyorum benliğimi. Tek çarem bu çünkü. Karanlık odalara hapsettim aç susuz bıraktım olmadı. Defalarca hırpaladım dövdüm sövdüm olmadı. Utandım ondan kaçtım ayaklarım kanayana kadar koştum ama yine olmadı. Bırakmadı peşimi itiraf etmedi ne istediğini bende soramadım tabi. Korktum. Ta ki gerçekleri görene kadar. Yine korkuyorum evet ama artık kaçmıyorum. Gitmiyorumda ona adımlarım hep yerinde sayıyor. Ne doğru ne yanlış aklım bulanıyor bazen. Kağıtlara kusuyorum. Duygularım gerçeklerin ördüğü seti bir çırpıda yıkıp geçiyor. Oysa ellerim dillerim yüreğim kanaya kanaya ben dizmiştim o taşları. Emeklerim buhar gibi yükseliyor göklere. Bu yüzdendir belkide sevdam mavilere. Plastik çiçeklere benzedi hayatım. Gerçeğin yerini almaya çalışan sahteliklerle. Kendin ol dedi çok bilmişin biri insanlığa. Ben kendim olsam kendimden geriye ne kalırdıki.
Duygu ve Düşünce
Aşkın Kadehi
Kadehi senin gözlerinle doldurdum bu gece, Şarap mı içtim, yoksa gülüşün mü aktı içime, bilemedim. Ay usulca omzuna konmuş bir sır gibiydi, Ben ise adını yıldızlara fısıldayan rüzgâr. Gel, zamanı bir kadehin dibinde unutalım. Ne dünün hüznü dokunsun bize, ne yarının korkusu. Dudakların değsin dudağıma, şarap bahane olsun; Aşk, en eski sarhoşluktur çünkü. Bir gün toprak örterse ayak izlerimizi, Güller anlatsın birbirimize nasıl baktığımızı. Varsın dünya bizi eksik anlasın; Sen yanımda ol yeter, cennet bir bakış kadar yakın. Bu gece ne kadehi sayalım ne de geçen saatleri; Yalnız kalplerimizin aynı ritimde çarpışını dinleyelim. Çünkü en güzel şarap, sevdiğinin gözlerinden içilendir; Ve en uzun ömür, bir tek öpücüğün içinde saklıdır.
Dağ Rüzgarı Kaderde senden ayrı düşmek de varmış Doğrusu bunu hiç düşünmemiştim... Seni tanımadan Hele seni böyle deli divane sevmeden Yalnızlık güzeldir diyordum Al başını, kaç bu şehirden Ufukta bir çizgi gibi gördüğün dağlara Rüzgarın iyot kokularını taşıdığı denizlere git Git gidebildiğin yere git diyordum Oysa ki, senden kaçılmazmış Yokluğuna birgün bile dayanılmazmış. Bilmiyordum... Yine de dayanmağa çalışıyorum işte Bir kır çiçeği koparıyorum gözlerine benzeyen Geçen bulutlara sesleniyorum ellerin diye Rüzgar güzel bir koku getirmişse Saçlarını okşayıp gelmiştir diyerek avunuyorum Yaşamak seninle bir başka zamanı Bir başka zamanda seni yaşamak Herşeyden önce sen Elbette sen Mutlaka sen İster uzaklarda ol İster yanıbaşımda dur Sen ol yeter ki bu zaman içinde Ben olmasam da olur Seni bir yumağa sarıyorum yıllardır Bitmiyorsun
Edebiyat
Sakin, olaysız bir gün yaşamak istiyorum. Uyanayım erkenden dünya ile. Neyse o gün, ne kadarsa yaşansın. Bitsin sonra. Nasıl geçer bir ömür? Koskoca bir ömür? Geçtim hepsinden; kısa, küçük bir ân... Nasıl geçer düşünmeden, yaşanmadan? Oku bugünü, yorumla, not et, çevir bir dağın omuzlarına yatan günü. Devir bugünü. Rüzgar, usul usul okşuyor yaprakları. Melankolik bir ruhu var bu işin... Vazgeçiyorsun büsbütün, rüzgara kapılıp dağılıyorsun. Bir yaprak bile bütünse senden, sen ayrısın. Eksiksin. Bir daha hiç tamamlanamayacak kadar yarımsın şimdi. İyisi mi... İnce uzun bir cugara, kıyıya vuran ölü bedenler gibi uzanıyor parmaklarında. Ölgün, cılız bir aydınlık ufkunda, tütüyor. Yanıyorsunuz, kalkın! Sen yanmazsan ben yanmazsam... Fakat yanarsak kim kalır ardında? Kim?.. Nasıl yaşanır koskoca bir ömür, bir ân? Düşünmeden, yaşanmadan?.. İyisi mi... (Histerik bir çığlık) İyisi mi öl sen!
Ve birden karşıma çıktı ışık arayan adam Işığım ol dedi yavaşça Nasıl olayım diye geçirdim içimden Ben karanlıklar ülkesinde yaşıyorum Orada nefes alıp orada kanatlanıyorum Uçsuz bucaksız yerlere uçuyorum Ve böylece uzaklaştı ışık arayan adam Elveda diyerek
"Sesin kötü geliyor bi göreyim" diyen de var, "Beklentin mi var" diyen de var. İyinin kıymetini bilmek için kötüyü görmek gerekiyor demek ki. Divan şairi Hayalî Bey'in dediği gibi; Ol mâhiler ki derya içredir, deryayı bilmezler. Deryayı denizi okyanusu bildim çok şükür. İyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırdım evelallah. Canımı vereceklerimle, umrumda olmayacakları seçtim elhamdülillah. Herşey olması gerektiği gibi olması gereken yerde. Saçma sapan insanlar için mutluluğuma darbe vurmanın, düzenimi bozmanın zinhar anlamı ve gereği yok. Cenab-ı Allah herşeyi vermiş bana maceraya da hiç gerek yok valla. Sıkıntıya girmeden geçti bitti gitti. Bana yaşattığın bu aydınlanmalar kalbime zihnime öyle huzur verdi ki tarife sığmaz. Meğer ben ne kadar kıymetli şeylere sahipmişim. Aynı denizdeki balık gibi, denizin içinde ama denizden haberim yokmuş. İki rekat şükür namazı kılma vaktidir. ELHAMDÜLİLLAH Hamiş : Sertap Ereneri dinle "sen de anneni çağır."