Bana kalırsa dünya edebiyatında klasikleşmiş sadece 3 tane aşk kitabı var:
1-) Jane Austen- Gurur ve Önyargı
2-) Charlotte Bronté- Jane Eyre
3-) Emily Brontë- Uğultulu Tepeler
Nedendir bilmem bu üç kitap gerek konu itibariyle gerek üslup bakımından aynı kalemden çıkmış gibi gelir bana. Tıpkı üçüz kardeşlermiş gibi :) ve bana göre bu üçüz kardeşlerden en güzeli ve beni en çok etkileyeni Uğultulu Tepeler oldu. İlk başlarda karakterlerin isimlerinin benzer(bazılarının aynı) olması bakımından kitaptan pek bir şey anlamadım ama ilerledikçe özellikle 250. Sayfalardan sonrası kitabı elimden düşüremeyeceğim bir hâl aldı. Karakter analizlerini çok güzel açıklayan Emily Brontë bu eseriyle klasikler arasına girmeyi fazlası ile hakediyor. Kitabın konusundan bahsetmeyeceğim en ufak bir spoiler bile vermek istemem ;) lakin okumanızı öneririm...
Alıntılar ;
•Kötü bir yürek en sevimlileri bile kötü yapar(Sayfa 71)
•Ruhlarımız her neden yoğrulmuşsa ikimizinki de aynı(Sayfa 100)
•Kitapları elimden alın, çıldırırım(Sayfa 360)
Emily BrontëUğultulu TepelerBerat Özdemir
İngiltere'de yaşayan, İngiliz bie anne ve Türk semazen bir babanın kızı olan Karen Kimya Greenwood'un yolu bir iş sebebiyle Konya'ya düşer. Hem işinde hem özel hayatında çözmesi gereken sorunları ile boğuşan Karen, henüz uçakta iken bile gizemler peşini bırakmaz ve beraberinde yeni gizemler de getirir. Öyle ki Karen'in elinden bir derviş tutar. Bu derviş Şemsi Tebrizi'dir.
Ahmet Ümit'in polisiye kitaplarına alışık olduğum için kitap biraz garip geldi ama heyecanını bir an olsun düşürmeden çok sürükleyici bir biçimde aktı ve bitti...
Kitabın en sevdiğim karakteri biraz arka planda kalsa da Karen'in işini çözmesine her zaman yardım eden Mennan oldu. Yeri geldi güldürdü yeri geldi üzdü mükemmel bir karaktersin Mennan.
Konya'nın mükemmel tarihi açısından, Mevlana ve Şems hakkında doğru bilinen yanlışlar açısından bu kitap oldukça önemli bir başyapıt. Çok severek okuduğum bir kitaptı tavsiyemdir...
Alıntılar
· Tek ayrıcalığım insanların kalbine elimde dokunabilmek (Syf. 42)
· Kimse saf kimse masum değildir. Yaşayan kirlenir; önemli olan safiyeti, masumiyeti yaşamın amacı haline getirmektir. (Syf 112)
· Ve yaşam ne kadar acımasız, insanlar ne kadar kötü olurlarsa olsunlar onları kendilerinden başka kurtaracak kimse yoktu. (Syf 433)
Bab-ı EsrarAhmet ÜmitBerat Özdemir
Markus Zusak en sevdiğim yazarlardan biri. Kitap Hırsızı'nda devasalaşmıştı ve kesinlikle 21. Yüzyılın en iyi eserlerinden birisini verdiğini düşünüyorum. Ve şimdi de onun en iyi eserlerinden biri olan Hiç Kimse Sıradan Değildir kitabından biraz bahsedeceğim. Aslında kitabın gerçek ismi 'Ben Elçiyim' adıyla basılmış orjinal metine ama Türkçeye çeviren kişi 'Hiç Kimse Sıradan Değildir' olarak çevirmiş. Kitap adından da anlaşılacağı üzere sıradan birini ele alıyor. Aslında bu tür kitapların konusu çok sade ve orjinal gelmiyor bana çünkü neredeyse hepsinde sıradan birinin başına bir olay gelir ve sonra hayatı tamamen değişir. Bu kitapta da aynı şeyler oluyor ama Markus Zusak büyülü kalemiyle bu sıradanlığı bile eğlenceli hale getiriyor ve kitabı büyükmerakla okutulmasını sağlıyor. Konusundan bahsedecek olursak : Kahramanımız Ed Kennedy sıradan bir insandır ve bir taksi şoförüdür. Ve neredeyse her akşam arkadaşlarıyla ( Audrey- Marv- Richie) Kennedy'nin bahçesinde kart oyunu oynamaktadırlar. Ed ve Marv birgün Banka da dururlarken bir soygun gerçekleşir ve Ed o sırada başarılı bir şekilde soyguncuyu polise teslim eder. Ve olaydan birkaç gün sonra Ed Kennedy'nin evine İskambil Kağıtları gelir ve her birinin içinde görev yazar. Ed Kennedy'nin bu görevleri başarıyla tamamlaması gerekir.
Alıntılar ;
· Ruhumun seninkine ihtiyacı var. (Syf. 72)
· Her şey daha yeni başlıyordu ve ben çoktan tükenmiştim. (Syf. 153)
· Birlikte birkaç fincan kahve içmiş olmamız beni tanıdığın anlamına gelmez... (Syf. 179)
· Ancak günümüzün hastalıklı toplumunda bir insan çok fazla kitap okumakla suçlanabilir. (Syf. 268)
Berat ÖzdemirHiç Kimse Sıradan DeğildirMarkus Zusak
#Kitaptavsiyesi #1000kitap #1K #MarkusZusak #Hiçkimsesıradandeğildir #Kitaphırsızı
Ahmet Ümit'in ilk göz ağrım, ilk acemiliğim dediği kitap sonunda bitti. Ahmet Ümit öyle bir yazar ki kendisi bu kitabı yazdığı sıralarda devrimciyken kendisini karşıdakilerin yerine koyuyor ve devrimcileri anlamaya çalışan bir İstihbaratcıyı başkahraman yapıyor. Yazarların ilk kitapları genelde sıkıcı ve basit gelir ama Sis ve gece'yi okurken biraz sade gelse de heyecanını asla yitirmeyen bir kitap olduğu aşikar. Konusundan bahsedersek başkahramanımız gizli istihbaratta çalışan Sedat diye biri. Kendisi evli ve iki çocuğu var ama buna rağmen tanıştığı genç bir kız olan Mine ile ilişki yaşıyor. Derken sisli bir gece de Mine birgün ortadan kayboluyor, Sedat'ta çatışma esnasında vuruluyor. Sedat hastaneden çıktığı sırada Mine'yi aramaya koyuluyor ve roman şekilleniyor. Sonunu az çok tahmin etmeme rağmen baya düşündürücü bir romandı. Favori Ahmet Ümit kitaplarına girebilir. Okuyalım, okutalım...
Alıntılar ;
· Bu ülkede kanıtsız, tanıksız insanlar asıldı.
· Herkesin aynı yalana inanıyor olması onu gerçek yapmaz.
· Yaşam ağlamaya değmeyecek kadar saçmadır.
· Her Aşık sevdiğini kaybetme kaygısı taşır.
Ahmet ÜmitSis ve Gece
Hey! Eğer şu an ergensen veya ergenlikte yaşadığın anılar bir şekilde seni bırakmıyorsa konuşacak, dertleşecek birini arıyorsan seni 'Holden Caufield' ile tanıştırayım. Kendisi kitabımızın başkahramanı ve ergenliğin nirvanasını yaşamış biri. Kitap bir ergen tarafından anlatılıyor. Okuldan 4.kez atılmış ve bu sebeple ailesi ile yüzleşmek istemeyen başarısız genç evden ayrılma kararı alır. Sokaklarda ve otel odalarında geçen günleri psikiyatri kliğinde son bulur. Kitabın yazım dili argo ve küfür barındırıyor. Genellikle ergenlerin okuduğu bir eser. Kitap sadece bir ergenin- büyümeye dair- anılarını anlatmıyor. Aynı zamanda; masumiyet, kişilik, yitim, aidiyet, cinsellik ve depresyon gibi konuları ele alan bir roman. Amerika'da okullarda en çok okunan ikinci kitapmış, çok beğendim sanki başkahraman karşımda oturup anılarını anlatmış hissiyatı veriyor. Keyifli bir kitap... Okuyalım, okutalım...
Alıntılar:
·Öldükten sonra çiçeği kim ne yapsın? (Sayfa 147)
·Oldukça cahilimdir ama epey okurum (Sayfa 23)
·Birdenbire kendimi felaket yapayalnız hissetmiştim. (Sayfa 50)
Çavdar Tarlasında ÇocuklarJ. D. Salinger