berfin .

berfin .
@berfinyld
Veteriner Hekim
Üniversite Öğrencisi
İstanbul
22 Temmuz
39 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Daha Az Eşit Biri Olarak...
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 2. kitabı
Kitabı okuyup bitirdiğimde, kapaktaki domuzla gergin ve uzun bir şekilde bakışmamıza sebep olan bir şey fark ettim ki, o da şuydu: Bu kitap geçmişte de geçerliydi, şimdi de geçerli ve gelecekte de geçerli olacak. George Orwell ve daha niceleri gerek distopyalar üzerinden gerek şarkılarla gerek filmlerle, elimize hangi iletişim aracı geçerse onunla anlatacak bu ucuz ve basit vaat-umut-düzen-korku-sömürü sistemini bize. Hem de bu kitapta da olduğu gibi gayet ustaca bir şekilde. Öyle ustaca ki hangi karakteri okusak onun yüzü beliriyor hayalimizde. Ve George Orwell bırak tanımayı, yüzyüze hiç gelmediği onlarca binlerce insanın betimlemesini yapıyor bize. Mesela eğer kitabı okuduysan Napolion'un daha Na-'sını okurken aklına kimin geleceğini biliyorum. Ya da Snowball'ın ismini okur okumaz aklına kimlerin geldiğini. Ya da hepimizin hayatında ayrı ayrı var olan Clover'ları Muriel'leri Boxer'ları tanıdığını biliyorum. Kitabın sonundan biraz da beklentim şuydu: Tıpkı çiftlik hayvanlarının beraberce insanlara karşı ayaklanması gibi, domuzlar ve insanların toplantılarına şahit olan diğer hayvanların da domuzlara karşı ayaklanması. Ama yazar kitabın sonunu gerçekçi bitirmek istemişti ve haklıydı. Daha az eşit olanlar hiçbir zaman hak ettiklerini almayacaklardı. Aldıklarını sandıklarında bile. Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği Hayvan Çiftliği George Orwell
Edebiyat
Hayvan ÇiftliğiGeorge Orwell · Can Yayınları · 2024296,7bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·360 syf.··
Beğendi
·
2022 12. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2022 11:31
Hayatta Kalma Şansı Bulduysanız, Bunu Başaramayanlar İçin Konuşmak Görevinizdir Kitap, küçük bir çocukken İkinci Dünya Savaşı ve nazi soykırımının soğuk yüzüyle yüzleşmek zorunda kalan Anne'nin hatıralarından oluşuyor. Kitabı bitirdiğimde ''Eğer Anne yaşasaydı'' diye düşünmeden edemedim. Yaşasaydı nasıl bir hayatı olurdu? Annesiyle arasını düzeltebilir miydi, bir yazar olabilir miydi? Belki bir yazar olarak tanırdık onu. Çünkü Anne, yazar olmak istiyordu. Ve kitap, aslında bir hatıra defteri olmasına rağmen Anne'nin anlatım dilinin ne kadar kuvvetli olduğunu görüyoruz. Ve yazmanın ona tüm bu kargaşanın içinde ne kadar iyi geldiğini. Okurken bazen onun küçük bir çocuk olduğunu unutuyoruz hatta. İnsanı bir sonraki güne çıkmaya ikna eden nedir? Umut. Anne'in umudunun hiç bir zaman solmadığını görüyoruz. Ertesi gün güneşi görebilme umudu, Peter'la tavan arasında daha çok konuşabilme umudu, çalışma masasını yazı yazabilmek için kullanabilme umudu... Bu sayede günlerinin her şeye rağmen ona yaşanılır geldiğini. Anne'in günlüğünden anlıyoruz ki, içinde hep beraber yaşamaya çalıştıkları küçük kutu, yaşam şartlarının ve psikolojik sağlığın sınırların dayanıklılığının oldukça zorlanıldığı bir ortam. Çünkü Anne, hem kendi ailesiyle, özellikle de annesiyle çıkmazlara girip anlaşmazlıklara düşerken komşularının sevmediği yönlerine katlanmak zorunda. Kalabalık bir ekip, küçük bir evde birlikte yaşamak zorundayken, aynı zamanda tuvalet, yemek, günlük hayatımızda yaptığımız sıradan ve zaman almayan basit rutinler, onlar için bir ölüm kalım mücadelesi. Ve hiçbir zaman evden çıkmayan hayaletler. Geride bıraktıklarının hayaletleri. Bana son zamanlarda tanıdık gelen bir yaşam mücadelesi. Belki bir duvar yazısında, bir kitap sayfasında, bir ihtiyarın sözlerinde görüp de almayacağım o
Edebiyat
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Epsilon Yayınevi · 20238,9bin okunma
Matt Haig'in Kendine Düşünceleri
4/10
·272 syf.··
2023 1. kitabı
Açıkçası ilk başladığımda bu kitap, bana fazlaca sıkıntıdan kitap yazıp kitlelerden para silkeleyen vasıfsız tanınır insanların yazdığı kitaplardan biriymiş gibi bir his verdi. Hatta bu incelemenin başlığını çoktan belirlemiştim bile. ‘’Matt Haig’i rahatlatan, beni geren düşünceler.’’ Bu başlığı hak eden kısımlardan biri de daha 10. sayfada karşımıza çıkan ‘’Sorun Yok’’ başlıklı kısım mesela. ‘’Kendini kötü hissetmede sorun yok’’ diye başlayan bu kısımda hayatımızda sorun teşkil ettiğini düşündüğümüz ve çoğunlukla da sorun olan duyguların, durumların ve hislerin cümleleştirip sonuna ‘’sorun yok’’ kelime grubunu eklemiş ve çok da yararlı olmayan o manasız bölümlerin ilkini eklemiş kitaba. Mesela sayfa 43’teki ‘’Endişe ediyorsanız, etmeyin.’’ tavsiyesi, ‘’Sadece kendine güven’’ minvalinde bir tavsiye olmuş. Veya sayfa 77’deki koca bir sayfaya tek başına yazılmış ‘’Ulaşılacak hiçbir dış görünüş makarna yememeye değmez.’’ cümlesi bana ‘’Sen bir pizza değilsin’’ cümlesini hatırlattı. Bir başka örnek de sayfa 149’da koskoca bir sayfada bir başına duran ‘’Buradasınız, bu kadarı yeterli.’’ cümlesi. Sayfa 225’te yalnız başına takılan ‘’olmak>yapmak’’ cümle bile değil… Bölümden ziyade kendi için yararlı olabilecek ama herkese iyi gelmeyecek tavsiyeler de var. Mesela sayfa 98’deki ‘’ Kötü bir günü güzelleştirmek için ipuçları’’ adlı kısımda ‘’Yapmak istemediğiniz can sıkıcı bir şey varsa iptal edin, hemen.’’ tavsiyesine uyabileceğimiz bir ütopyada yaşamıyoruz hiçbirimiz. Yazar, bu ve bunun gibi kısımların sorumluluğundan kitabın hiçbir amacı olmadığını belirterek kurtulmaya çalışmış ama sonuçta bu basılmış, ticari getirisi olan bir kitap; yazarın başucuna koyup uyuduğu bir not defteri değil. Yani sorumluluk hala yazarın ve bu şekilde romantize edilmesi bu eleştirilerden azad
Edebiyat
Rahatlama KitabıMatt Haig · Domingo Yayınevi · 20225,5bin okunma
Nefes Kitap İncelemesi
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2022 19. kitabı
Nefes Kitap, ilk bakışla anlaşılabileceği üzere ‘’nefes’’ ile ilgili. Aslında başlığın altında yazan ‘’ kayıp bir sanatın yeni bilimi’’ ibaresinden ve kitabın ilgi gördüğü kitleden dolayı ilk başta spiritüel içeriğe sahip bir kitap okuyacağınızı sanıyor, ve o ön yargıyla başlıyorsunuz okumaya. Fakat okudukça yazarın bu kitabın içindeki bilgi birikimine erişmek için on yılını harcadığına ikna olmaya ve buna saygı duymaya başlıyorsunuz. Açıkçası kitabın ilk sayfalarında sadece farklı nefesler alarak kilo veren hintli doktorlardan, vücudundaki bakterileri nefes yoluyla bağışıklık sistemini harekete geçirerek uzaklaştıran insanlardan, kanserlerinde remisyon sağlayanlardan vs. bahsetmesi, kitabı önyargıyla okuyacak olan kitleler için talihsizlik olmuş diyebiliriz. Ben de bu noktada kitaba palavralarla dolu sayfalar yığını gözüyle bakmaya başlamıştım. Ama sonra, sayfalar ilerledikçe, Nestor’un tek bir bilgi kırıntısının dahi arkasını ne kadar kurcaladığını ve ne kadar çok referans verdiğini gördükçe,bazen sayfanın yarısını kaplayacak kadar çok referans, anlatılanları daha ciddi şekilde ele almaya başladım. Kitabın sonlarına doğru, kitabın başında okusam, büyük ihtimalle kitabı yarıda bırakacağım düşünceleri okurken merak içinde buldum kendimi. Bahsettiğim düşünceler, daha çok bilimin kabul etmediği veya uzak baktığı düşüncelere yakın olan düşünceler. Mesela nefes ile ilgili yaşanan olağandışı veya yogik deneyimler. Kitabın bu kısmına kadar nefes hakkında öğrendiklerinizden sonra, bu kısımlara da ilgi duymaya, ilgi duymasanız bile saygı duymaya başlıyorsunuz. Üstelik yazarın, size hiçbir şeyi taraflı bir şekilde veya sempatik göstermeye çalışarak anlatmamasına rağmen. Nestor yalnızca kendi deneyimlerinden, bazen kendisinin de parçası olduğu bilimsel deneylerden ve işinin
Kişisel Gelişim
NefesJames Nestor · Mundi Yayınları · 2021169 okunma
Füruzan'ın Küçük İnsanları
8/10
·171 syf.··
Beğendi
·
2022 18. kitabı
Kitabı ilk okumaya başladığımda, hiç beklemediğim bir anlatım tarzı ve olay örgüsüyle karşılaştım. Ne kadar çok hikaye okuduğumuza bağlı olmaksızın kafamızda iyi kötü bir hikaye şablonu vardır. Giriş, gelişme, sonuç. Diyaloglar birbiri ardınca gelir. Ama Parasız Yatılı’da bildiğimiz öykü dizilimi yoktu. Hikaye okumaktan ziyade, karakterlerin zihinlerinde yaşıyor gibiydik. Bu yüzden de anlatıma alışana kadar okuması gerçekten zorlayıcıydı. Bazen biri yalnızca gözlerimizin içine bakarak anlasın içimizdekileri isteriz. Kendimizi anlatmaktan yoruluruz ve çabasızca anlaşılmak isteriz. İşte Füruzan, öykülerindeki karakterlerinin cümlelere döküp anlatamadıkları dertlerini bize anlatmak istemiş. O karakterleri bizim karşımıza geçirip gözlerinden ne hissettiklerini, ne yaşadıklarını, bir ömürlerini görelim istemiş. Karakterlerin hiçbirinin kendini anlatmak gibi bir derdi yoktu ya da anlaşılmayacaklarını bilir gibiydiler. Yazar ise onları karşımıza geçirip anlaşılmayacağından emin oldukları yönlerini ve yaşadıklarını anlamamızı sağlıyordu. Servet sokağın başındaki yokuşu çıkarken onunla birlikte o yokuşta doğup büyüyorduk. Taşralı hikaye anlatıcısı teyzesinin evindeki odasında tavanı izlerken biz onun akıtamadığı gözyaşlarını avucumuzda topluyorduk. Hala Adile’nin sofrasında biz de Edirne’den göçüyorduk. Munip Bey’in günlüğünde bir gün oluyorduk. Yaz Geldi’de çocukların ‘’Omuzumda kimsesizliğin ağırlığı var.’’ demesine gerek yoktu. Füruzan o yükü getirip bizim omuzlarımıza indiriyordu. Karakterler günlük hayatına devam ederken, öyle etkili bir şekilde hikayelerini dinliyordunuz ki onlara birlikte o günü, o saatleri, o ömrü yaşamış oluyordunuz. Ve bunları, yaygın öykücülük kalıplarını yıkarak yapmıştı Füruzan. Sizi alıp karakterinin beynine sokarak. Aslında insanın düşünce
Edebiyat
Parasız YatılıFüruzan · Yapı Kredi Yayınları · 20195,2bin okunma