İnsan nasıl düşünür? Düşünmek bir problemi, ulaşılmak istenen bir amacı, yanıtı aranan bir soruyu sınırlı bir bakış açısıyla soru sorarak yüzlerce, belki binlerce minik problemciğe ve problemcik gruplarına ayırmak, sonra da en önemli (öncelikli) ve en basit olduğunu zannettiğinden başlayarak bu parçalara ve bunların aralarındaki ilişkilere öznel ama tatmin edici bir yeterlilikte anlamlar atfederek büyük resmi yeniden oluşturmaktır ama bu kez ortada bir belirsizlik değil, güven vardır ki bu da problemin çözüldüğünün ve o konu bazında düşünme eyleminin son bulduğunun göstergesidir.
Mesela ekmek almak bir amaçtır ama; hangi ekmeği kaç tane alacağız, cebimizde ne kadar para var gibi sorulara da yanıt vermemiz lazım. Sonra bunları da aynı şekilde parçalayacağız ve böylece ekmek almak bir dolu sorunun birleşimine eşit oldu.
Yazı bitti. Bundan sonrası işin yan aparatları. Problemi hiçbir zaman yok edemezsin; bu, varlığın sonu olur çünkü en basitinden bedenimiz bile yaşamımızı sürdürmek için çalışır. Problem yani amaç yoksa anlam yok, anlam yoksa varlık yok, varlık yoksa işimiz zor. Problem de çözüm de stabil değildir, ikisi de an be an değişir ama belirli bir tolerans aralığında ikisini de geçerli kabul ederiz. Bir konuda bilgi veya doğru olduğuna inandığın inançların varsa o bir yanıt paketi olarak duruyor ve o paketin içerisindeki soruları pek kurcalamıyorsun, direkt doğru kabul edip geçiyorsun ve böylece daha farklı ve derin soruların peşine düşme imkânı elde ediyorsun.
Her şeyi bilmek işine yaramaz çünkü oradaki çapraşık bağlantı ve ilişkilere de hakim olman lazım. Tamam elimizde bir bilgi var ama bununla ne yapacağız, ne yapabiliriz? Bu sorunun yanıtını kitapta bulamazsın, yanıtı özneldir çünkü.
Sana bilginin ham hali değil, belirli bir amaç ve bağlam doğrultusunda