"Asil bilimler için, entelektüeller için kötü bir dönem."
Sayfa 218·Kitabı okudu
Zorunlu Din Dersi:
İlkokul, ortaokul ve lisede 1982’den beri var olan ve Kenan Evren’in askeri dikta rejimi tarafından dayatılan zorunlu din dersi uygulaması laiklik ilkesine aykırıdır. Zorunlu din dersi, içinde tüm dinlere ve mezheplere eşit yer ayırsa da, dinin eğitim sistemine doğrudan müdahalesi anlamına gelmektedir. Din (yukarıda ifade edildiği biçimde) öznel ve tartışmalı bir konu olduğu gibi, temelinde “vahiy” ve “iman” olan ve sorgulama içermeyen bir alandır. Din, Matematik ile, Felsefe ile, Astronomi, Fizik, Kimya, Biyoloji gibi Doğabilimleri ile, Tarih, Sosyoloji, Psikoloji gibi Sosyal Bilimler ile, Türkçe, İngilizce gibi dil çalışmaları ile aynı kategoride görülemez. Ayrıca kendisi veya ailesi dindar olmayan öğrenciler için de din dersinin zorunlu olması laiklik ilkesine aykırıdır ve dinin, dindar olmayan vatandaşa eğitim yoluyla zorla dayatılması anlamına gelmektedir. Din, bir ders haline dönüştürülemez, dönüştürülse bile, ancak seçmeli bir ders olarak varlığını sürdürebilir. Ancak Dinler Tarihi formatında bir dersin, tüm dinlere ve mezheplere eşit yer ayırması ve ders programındaki diğer derslerin birisinden daha fazla ders saatinden oluşmaması koşuluyla, zorunlu ders olarak verilmesi, laiklik ilkesine aykırı değildir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Fiziksel ile Ruhsalın Arasında: İnsanın Özel Konumu
İnançlı, inançlı olmayan, felsefi, uygulamalı ve beşeri bilimler öğreten tüm bu hümanistlerin ortak noktası, eğer varsa, nedir? Hepsi yaşamın insani boyutuyla ilgileniyor. Nedir bu boyut? Tam olarak tespit etmesi biraz zor olabilir ancak maddenin fiziksel âlemi ile, var olduğuna inanılan tamamen ruhsal veya ilahî âlem arasında bir yerdedir. Biz insanlar da çevremizdeki her şey gibi elbette maddeden yapıldık. Ölçeğin diğer ucunda ise, bazılarının inanışına göre, ruhani âlemle bir şekilde bağlantı kurabiliyoruz. Ancak aynı zamanda ne tamamen fiziksel ne de tamamen ruhsal bir gerçeklik alanını işgal ediyoruz. İşte burası, tamamen olmasa da çoğunlukla türümüze özgü kültür, düşünce, ahlak, ritüeller, sanat gibi faaliyetleri uyguladığımız yerdir. Zamanımızın ve enerjimizin çoğunu bu alanda harcıyoruz: konuşarak, hikâye anlatarak, resim veya maket yaparak, etik yargılar üzerinde fikir yürütüp doğru şeyi yapmak için mücadele ederek, sosyal düzenlemeler üzerinde müzakere ederek, tapınak veya kilise ya da kutsal alanlarda ibadet ederek, anılarımızı aktararak, öğreterek, müzik çalarak, şaka yapıp başkalarını eğlendirmek için ortalıkta soytarılık ederek, bir şeyleri açıklamaya çalışarak, yani genel itibarıyla olduğumuz gibi varlıklar olarak. Her türden hümanistin dikkatinin odağına aldığı alan işte burasıdır.
Sayfa 3
Jakob Mendel üniversitede ders veren ya da kamusal alanda çalışan biri olsaydı, beyni binlerce, yüz binlerce öğrenciye ve bilgine çok şey öğretir, onları hayretler içinde bırakırdı; bu beyin, bilimler için verimli, kütüphane dediğimiz kamusal hazine daireleri için eşsiz bir kazanç olurdu.
1000Kitap
Dinden bağımsız da ahlak olur
Türkiye’de kimse, ahlakın dinin tekelinde olmadığını bilmez. Çünkü çocukluktan itibaren, din ve ahlak konuları, okuldaki derslerde dahil olmak üzere, paralel öğretilir! Adı üstünde: “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” dersi. Sanki ahlak kavramı tektanrıcı dinlerle birlikte ortaya çıkmış gibi uydurma bir ahlak tarihi anlatılır çocuklara. Oysa ahlak, yazılı kaynaklara göre, tektanrıcı dinlerin ortaya çıkmasından binlerce yıl önce, yazılı kaynakların ötesine de geçecek olursak, muhtemelen on binlerce yıl önce zaten vardı. Sadece genel olarak ahlak değil, tektanrıcı dinlerin bazı ahlaki değerleri de bu dinler ortaya çıkmadan önce zaten vardı. Daha yakın bir geçmişe bakacak olsak bile, MÖ 5 ve 4. yüzyılda, yaklaşık 2400 yıl önce yaşamış olan Platon, Aristoteles ve Epikuros gibi Antik Yunan filozofları, tektanrıcılıktan tamamıyla bağımsız olarak, adalet üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine, erdem üzerine, dostluk üzerine yüzlerce sayfalık kitaplar yazmışlardı. Bu dönemde Musevilik Ortadoğu’da ufak bir coğrafya ile sınırlı bir azınlık diniydi ve Antik Yunan’daki egemen din değildi; çoğu filozofun bu dinden haberi bile yoktu. Hıristiyanlık ve Müslümanlık ise daha ortaya bile çıkmamıştı; Hıristiyanlık Platon’dan yaklaşık 400 yıl sonra, Müslümanlık da Platon’dan yaklaşık 1000 yıl sonra ortaya çıktı. Platon, Aristoteles, Epikuros gibi filozoflar Musevi, Hıristiyan veya Müslüman değildi; ancak ahlak, adalet, iyilik, erdem, dostluk üzerinden bir yaşam biçimi ortaya koymuşlardı. Tektanrıcı bir kültürde yetişen birçok filozof ve düşünür için de aynı şey geçerlidir. Hume, Marx, Sartre, Russell gibi düşünürler, dindar olmadıkları halde, dinsiz oldukları halde, Tanrı’ya da inanmadıkları halde, adalet üzerine, eşitlik üzerine, ahlak üzerine, iyilik üzerine yıllarca düşünmüşler, bu
Modern bilimler, kendi anlam kaynağını oluşturan insan deneyimini dışarıda bırakmıştır.