• En büyük düşman; kendi algınız, kendi cehaletiniz ve kendi egonuzdur..

    Revolver (2005)
  • Bugün itibariyle 1.yilimi doldurmaktayim.Çok garip biraz da buruk bir his kaplıyor nedense yüreğimi.Çok şey yazmak isteyip de aynı anda hiçbir şey yazmama isteğiyle dolu içim.Yine de an'larin hatırı üzerimde kalmasın diye bugünkü tarihe müsaadenizle şerh düşmek istiyorum.

    Hafizami yoklayip geriye doğru sardığımda günleri 1k'nin bana kattıkları hiç şüphesiz tartışılmaz.Kitap okumayı seviyordum ancak bu platform sayesinde daha bilinçli bir okuma yaparak yol haritamı cizmis oldum.En azından nasıl bir güzergah izleyeceğim konusunda yol emniyetimi sağlama noktasında fikir edinmiş oldum.Bu bana göre önemli bir mevzu hani şairin dediği gibi "zaman kısa,yol uzun,ben yorgunum" misali :)) vakit kısa
    ,okunacak kitap sayısı çok kendime iyilik etmek istiyorsam şayet; en değerli vaktimi yanlış kitaplarla israf ederek zamanımı heba etmek istemiyorum.Yine de derin okuma boyutuna gecemedim henüz.Nitelikli okurlar var okudugunun hakkını veren.Gercekten gerek yorumlar gerekse incelemeler sayesinde zihnimde temeli cok da sağlam olmasa bile bir inşaat oluşmaya basladi heybemde biriktirdiklerimle. Bilenler bilir siteye kayıt olduğumdan beri buradaki okuduklarimi sadece okuma ceteleme eklemek istedim.Unutkanim yenilenmek ve tazelenmek için önemli bir fırsat oldu benim için.

    Okumanın yanı sıra yazmak,kendimi ,hislerimi ifade etmek noktasında da sitenin önemli bir katkısı oldu.Yazmaya cesaret kazandım bir nevi.Kalbimin kapilarini actim yani misafir ettim sizi bazen gonulden :)) Cünkü okumuş olduğumuz her bir kelime eğer dikkatimizi verirsek; biz farkında olmasak bile bilincimizde veya kalbimizde bir şekilde tohum olarak saklı güzellikleri bünyesinde barindirarak zamanı geldiğinde çok farklı şekillerde meyvesini vererek tezahür edecektir.Buna inandım ve bir şekilde yazmak noktasında ,inceleme ise şayet adı ne derseniz bilemiyorum o noktada azmetmek istedim.Profesyonel degilim kesinlikle.Ama edebihayat'ı seviyorum.Edebiyat demedim dikkat ederseniz edebihayat çünkü okuduklarimi adeta yaşayan birisi olduğum için 'yasama ve gönüllere dokunmak ' en büyük mutlulugum.Hislerini kaybetmiş bir dünyada, duygulara biraz da söz hakkı vermek istedim çok mu ?

    Bundan dolayı yazmak eylemine de ayrı bir ehemmiyet verdim.Okuduklarim uçmasın ,gönlümde demlensin diye.Ancak son zamanlarda bu isteğim de azaldı.Yazmayi azalttim yani bilincli olarak.Beklentiler de yoruyor insanı galiba.Bu şekilde kafam daha rahatmis onu fark ettim.

    Şiir okuma alışkanlığım yoktu buradaki şiirsever kitap dostları vesilesiyle tabiki şiir okudukça ayrı bir iştahım arttı.Sayelerinde şiir okuma alışkanlığı kazandım.Ve gerçekten de kalbimin gidasiz kaldığını hissettiğim anda bir koşu gidip dizelere tutunmak, yüreğimin dehlizlerine beraber kulaç atmak muhteşem bir duygu.İyi ki şiirler var kalbinizin en gizli siginaklarina sahit olup;sessiz ve dilsiz çok güzel tercümanlık yapıyorlar.Savurup dagitmiyorlar sizi bilakis derleyip toparliyorlar,iyilestiriyorlar..
    Hmm..bir de İzdiham var tabiki.O da en başta Ferman Bey ve izdihamistler :) vesilesiyle oldu.Minnettarim.Neydi kalbi olana zormuş yaşamak ? :)) Buradan çıkıyorum girince içerisine, çıkmak zor biliyorsunuz.Bu konuda uzuunca fikirlerime sahitsiniz zaten.

    Erhan Bey vesilesiyle gerçekten emekleri çok üzerimizde,
    çabalari ortada.Sitede gercek manada kıymetinin bilinmesi önde gelen isimlerden.Belki farklı isimler de vardır ancak Erhan Bey birikimlerini paylaşma noktasında cömert bir insan.Verici yani.Her ne kadar tembel bir öğrenci olsam da :)) Sayesinde öykü denen bir türden aynel yakin haberim oldu.Neden öyle söylüyorum çünkü uzak bir türdü benim için.Daha doğru bir ifadeyle tanimiyordum.Gayretiyle öykü ve öykücülere başlangıç dahi olsa bir merhaba diyebildim.Yazmaya heveslendirdi şahsen beni.Biliyorum bu konuda zerre kabiliyetim yok ama emeklerini gördükçe vaktimi ayirmak istedim.En önemlisi sevdim öykü türünü.Yasamla iç içe çünkü.Hayata ve insanlara karşı daha farklı bir gözlem yeteneği kazandığımi düşünüyorum artı bir özellik olarak.

    Rengarenk bir aile burası kitap dostları.Mavisi de mevcut ,pembesi ,moru da...Siyahı da var tabiki.Bazen çok sivri,keskin,gönüllere paldır küldür girip kanatan üsluplarla karşılaşınca üzüldüm tabiki.Ancak herkes kendisine yakışanı yapıyor bunu da unutmamak gerekir.Bazen yorumlarda öyle cümleler görüyorum ki ben utanıyorum başkalarının yerine.Bir gönlü incitmek bu kadar ucuz olmamalı arkadaslar.Sanal alem diye görmüyoruz bilmiyoruz diye har vurup harman savurmak , yakıp yıkmak karakterinize ayrı bir anlam katmiyor emin olun.Sizi daha bir farkli gostermiyor yani.Olanı daha bir öne cikariyor.Sadece ikiyüzlülüğünüzü biraz daha kuvvetlendiriyor.Mevcut karakterinize netlik katarak kimliğinizi daha bir görünür hale getiriyor.Kelimeler mananın taşıyıcısı değil midir neticede.Yüregimizden geçenlere dilimiz sadece tercümanlık yapıyor unutmayalım.Kirliyse yüreğimiz berrak bir hitabet zaten olmaz!

    Dedim ya rengarenk diye.Guvenimi ve samimiyetimi kaybettiğim,insanlarla arama mesafe koyduğum belki de uzaklaştığım anlar da oldu.Hatta siteye karşı bir soğukluk.İctenlik benim için çok önemli bir duygu arkadaşlar.Özü sözü bir olmak ,şeffaf olmak yani.Bazi arkadaşlarla aramıza mesafe girdi ancak rahat olsunlar benden yana bu sadece etki- tepki meselesi.Samimiyetsizligi kelimeler üzerinden bile olsa fark eden hassas bir alıcıya sahibim.Benim de istemeden bile olsa kırdığım arkadaşlar varsa özür diliyorum gerçekten bilin ki istemeden oldu.Ama arkadaşlar şunu unutmayalım bir hayatın içinde binbir hayat yaşayan ,bambaşka imtihanlarla meşgul olan kitap dostlarımız var.Herkes her şeyi elbette ki bilmiyor."Bizim birbirimizi yargılamaya değil ,anlamaya ihtiyacımız var."Anlasilmak da değil mesele inanın saygı sadece saygı duyulsun en büyük iyilik bu zannediyorum.

    Bizim parçalamaya değil zaten imtihanlarimizda bölük pörçük olmuşuz tamamlamaya ihtiyacımız var.Fikirler yönüyle zengin bir hazine burası.Herkesten alacagimiz bir yön muhakkak vardır.Birbirimize 'katkı' sağlayarak cogalacagimiz,muhabbette ittifak edeceğimiz yönler vardır muhakkak.Bundan dolayı bir dizide geçtiği gibi "Farklılık kötü bir şey değil ,alışkın olmadığınızdır" diye bizim zihin konforumuza aykırılık teşkil ediyor diye gerek fikirler gerekse özel gereksinimler yönüyle kimseyi itmeye ,dişlamaya hakkımız yok.Fikirlere açık olmak gerekiyor arkadaşlar bir psikoloğun dediği gibi daha önce de paylasmistim " aynı düşüncedeki insanlar ruhunuza,farklı düşüncedeki kişiler zihninize iyi gelir" diye bunu düstur edinebiliriz .Bizim birbirimizi itmeye değil ,sımsıkı tutmaya ihtiyacimiz var .

    Bana kizmayin arkadaşlar madem kitap dostuyuz bu serzenislerim inanin en başta kendi nefsime..Demek ki rahatsız olmuşum ki kalbimin sızlanması ondan.Bir de okuyup da değer veren arkadaslara ortak bir mesajım olsun sağ olun hediye noktasında çok dusuncelisiniz ancak prensip olarak kabul edemiyorum.Lutfen bu kararima saygı duyulsun arkadaslar😪Bu arada gerçekten takip etme noktasında kitap dostlarini buradaki amaçlarını asmadiklari müddetçe herhangi bir elemeye tabi tutmuyorum.Beni takibe deger gorduyseniz ayrica tesekkur ederim.Ancak edebiyat alaninda cok yeniyim,acemiyim yani bilginiz olsun.Cok takipcim olsun diye de bir derdim yok.Ancak gönül ister ki herkesin fikirlerine misafir olayım ama yetişemiyorum arkadaşlar.Bir de uzuldugum takip edip edip sonra takipten cikarak kendisine kişi kazandırdığını düsünen egosunu tatmin eden arkadaslar inanin fark ediliyorsunuz.Bunun icin ozel bir çaba harcamadim.Bir vesileyle sayfalarina bir girdim, karsima çıktı yani. Haber vereyim eger vakit bulursam cikacagim onlari takipten :)) Zaten karar aldım kendimce çok fazla girmeyecegim çok da inceleme vs.yapmayi düşünmüyorum.Gerektigi kadar ,değeri kadar.En güzeli sonra kendim üzülüyorum.Ancak alintisini tekrardan paylaştıgim için engellemeler veya ideolojimden dolayı akreditasyona maruz kalmak üzücü yani arkadaşlar.Hayir sadece anlamlandiramiyorum.Okuyan insana yakistiramiyorum..Kelama yasak konulması acizligi !

    Son olarak çok değerli dostlar tanıdım 20-25 kişi ...Tek tek isimlerini yazmak isterdim ama unutacağım isim çıkarsa diye tedirginim.Birisi var ki cok özel.Zaten biliyorsunuz.Sitede bu tarz güzel dostluklar da biriktirebilirsiniz yani.Sahsen benim bile ümidim yoktu ama oldu yani :))Ama suradan cikarimda bulunabilirsiniz bence kiminle gönüllü olarak etkileşimde bulunuyorsam bir şekilde o insan ve de fikirleri benim için değerlidir.Samimiyeti ve karakteri yönüyle taktir ediyorum zaten bazı arkadaşları.İyi ki varsiniz.İnanin burasi da sizinle guzel.Cekilmiyor yoksa baska türlü.İnsan insanin sozunde dinlenirmis ya bazen bir söz,bir dokunus,bir hasbihal iyi gelebiliyor emin olun.Yazarin dediği gibi; Bizi kendimizden gecirecek olana değil,kendimize getirecek olana ihtiyacimiz var.Bizi iyileştirecek olana, hatırlatacak olana,derleyip toplayacak olana ihtiyacımız var be arkadaşlar.

    Not: Biraz uzun oldu ama farkında değilim.Hakkinizi helal edin.İçimden geçenleri dillendirmek istedim sadece.
  • Hikayemin sonunu hepiniz biliyorsunuz. Çıktığım ilk sefer de Atlas okyanusunun soğuk ve acımasız sularına istemsiz bir sürgün ile gömüldüm. 20. yüzyılın bu en büyük deniz kazasından kurtulanlardan, olanları dinlediniz. Korku, sonsuz ıstırap ve buruk bir hayatta kalma sevinciyle nasıl kısmen yok olduğumu öğrendiniz. Şimdi ise ben R.M.S Titanic okyanusun derin, karanlık ve ıssız dibinden sesleniyorum... Hikayemi tamamen yok olmadan bir de benden dinleyin istiyorum. 31 Mart 1909' da inşama başlandı. Babam Thomas Andrews nazik, sevecen ve çok zeki bir adamdı. O güne dek gelmiş geçmiş en güzel geminin, yani benim tasarımda büyük rol oynamıştı. Hayallerin, umutların, uzak ufukların vücud bulmuş, geleceğin ilk adımlarıydım ben. Daha omurgam inşa edilmeye başladığında sağlamlığım ile göz dolduracaktım. 269 metre boyunda adeta bir dev olarak düşünülmüştüm. Sintinem(geminin iç dip kısmı) de neler saklayacaktım ben. Hangi duygular ile dolup taşacak, kimlerin rüyalarını sindire sindire yutacaktım. Çok heyecanlıydım... Babamın çizimlerinde doğmuş, omurgamı yapan işçilerin ellerinde hayat bulmuştum. Daha şimdi den Bordama ( Geminin dış yan yüzeyi) değecek rüzgarların hayalini kuruyordum. Karinam (geminin su altında kalan yüzeyi) yapılırken gıdıklanıyor, babamın koyu, dipsiz bir ormanı hapseden gözlerinde ki gururlu akiste adeta sarhoş oluyordum. Aşağıda kalan perçinlerim sıcaktan kırmıza çalan yüzleriyle , yorgunluktan bitkin ustaların emeği, zahmeti ile oluyordu. Yukarıdakiler gibi makineler ile yapılıp , canım yakılmadığı için hiç şikayetçi değildim. Yıllar birbirini kovalıyor , 11 binden fazla işçi benim için çalışıyordu. Alabandam(geminin iç yan yüzeyi) tamamlandıktan sonra iskele ve sancak olağan üstü görünüyordu. Ben R.M.S Titanic henüz görülmüş bir rüyaya bile benzemiyordum. Ne kardeşim Olympic ne de rekabet için didinen başka bir gemi yanımdan bile geçemezdi. Siz insanlar buna kibir diyorsunuz. Lakin bu devrinin gemisi için olsa olsa özgüven olurdu. 2 Nisan 1912'de tamamlandım. 4 bacalı, 159 adet kömür fırını tarafından sürekli harlanan 29 kazan ile buhardan diyarlar yaratacak olan, 3 bronz pervaneli, çelikten bir evrendim ben. 1. Sınıf kamaralar için ayrılan bölümlerim yumuşacık duvar kağıtlarıyla kaplandı. birbirinden değerli tablolar, halılar , ışıl ışıl parlayan aynalar ile tamamlandı. Vişne , meşe gibi değerli ağaçlardan oyulan pahalı mobilyalar ile döşendi bu odalar. İpek çarşaflar ile donatılan rahat yataklar yerleştirildi usanılmadan. Bölümlere ayrıldım içimde. Zenginliğin , ihtişamın, gösterişin zehri akıtıldı damarlarıma. 3. Sınıf kamaraların sadeliğinde bile bir ahenk vardı gözümde. Artık kavuşmak istiyordum insanlarıma. Onları tüm zavallılık, budalılık, veya yoksulluklarından kurtaracak altın bir bilettim ben. Onları dünyanın en güzel ülkesine götürecek olan aracı, adeta yeni doğan dinlerde ki gibi bir mesihtim ben. 26 ay süren sancılı yaratılışımdan sonra nihayet artık ait olduğum yere, okyanusun kalbine doğru bir yolculuğa çıkmaya ruhen de hazırdım. Beklenen gün 10 Nisan 1912 günü takvimlerde yılın en önemli günüydü adeta. Yola çıktığımda mürettebat ve konuklar ile soluksuz bir maceraya doğru süzüldüğümü bilmiyordum elbette. Babam ve beni gerçeğe dönüştürmesine yardım eden şirket bana çok güveniyordu. O yüzden güvertemi geniş tutmuş, ancak yeterli filika koymayı estetik açıdan uygunsuz gördüklerinden bunu es geçmişlerdi. Gerçi babam bir kaç kez uyarmaya çalışmış, her seferinde nazikçe engellenmişti. 50 tonu aşan bu inanılmaz geminin asla batmayacağını düşünüyorlardı. Bende kesinlikle böyle düşünüyordum. Babama içerlemiş ama belli etmemeye karar vermiştim. Hiç bir okyanus benden daha kuvvetli değil diye düşünüyordum. Bu doğaldı çünkü ben daha önce hiç bir okyanus ile tanışmamıştım. Üstelik bilinmezden korkmak gibi bir duygumda gelişmediğinden , kendimden son derece emindim. Konuklarımdan çok hoşnuttum. Kadınlar güvertemi narince adımlıyorlardı. Akşam güneşi yüzlerine vurduğunda her biri olduğundan daha güzel görünüyordu. Bazıları kıç kısmıma geçip, rüzgarı kucaklarken, bir kısmı ufkun engin kızıllığına gözlerini dikiyordu. Kütüphanelerimde meraklı gözler dönemin en değerli eserlerini didiklerken, diller daha önce tatmadığı şaraplar ile dans ediyordu. Çeşitli sınıftan 109 küçük çocuk menteşelerimi gıdıklarcasına koşuşuyor, iskele sancak arası mekik dokurken kahkahalar ile arşı bile kıskandırıyorlardı. Okyanus belki de tüm bunları kıskandı. Durgun sular büyük bir tuzak kurdu bana. 14 'ü 15 ine bağlayan pazar gecesi saat 23:39 da mürettebatımdan bir gözcü katilimi fark etti. Okyanusun sularından sivrilip, binbir lanet ile oraya tutunan görünmez bir şeytan ile çarpışmam yaklaşık 37 saniye sonra oldu. Canım inanılmaz yandı. Hepsi topu topu 10 saniye sürdü. Bundan eminim çünkü kaptan köşkteki saati takip ediyordum. Babamı aradım. Acım dayanılır gibi değildi. Aldığım yarıklar beş bölümüme birden tuzlu suyu adeta basıyordu. Paniğe kapıldım, ama babama güveniyordum. Beni kurtaracaktı. Hemen toplandılar. Babam planlarımı yatırdı masaya yatırmasana, ama çok gergindi. Yelek cebinden kapaklı saatini çıkardı. Anlayamadığım birşeyler fısıldadı. Korkmaya başlamıştım. Gittikçe artan bir basınç hissediyordum gövdemde. Filikalar kadın ve çocuklarla doldurulmaya başlandı. Erkekler, kadınlar , çocuklar çığlık çığlığa haykırırken iç elektrik kablolarım suyun etkisiyle hasar görmeye başladı. Omurgamın kırılması uzun sürmedi. Tabii bu arada suya düşen bacalarım onlarca insanı feci şekilde ölüme götürdü. Ben de çığlık atıyordum. Adeta karıncalar gibi kaçışan insanlara yardım edemiyordum. Parçalanmaya başladım. Ortadan ikiye yarılırken burun kısmım sulara gömüldü. Kaptan Edward John Smith sımsıkı yapıştı dümenime. Ancak en son gördüğümde zarifçe süzülüyordu buz gibi suyun hassas derinlerinde. Saatler o gece 2:20 yi gösterdiğinde ben R.M.S Titanic, okyanusun derinliklerinde ikiye ayrılmış, anıları parçalanmış, hırpalanmış, yaşamı elinden çalınmış bir çelik yığını olarak dibe çöktüm. Yaklaşık 5 km lik bir alan ihtişamımdan kalanlar ile mühürlendi adeta. Ve 73 yıl hiç kimse gelmedi sualtı anı mezarlığına. Bende olsam gitmezdim sanırım 1514 kişiyi koruyamayan bu iskelet zımbırtısına. Neydim sahi ben? Bir hiçtim. Zafer yazdıracağıma korkunç bir yenilgi olarak geçtim tarihin o yalancı, ikiyüzlü, puslu sayfalarına. Bugün her tarafım bakteriler tarafından hızla yenilirken , sonsuza dek bir pas izi olmaya itilirken sizlere hikayemi anlatmak istedim. Hala derinlerimde benimle olan anıları bilin istedim. Bir tüccarın tarağından, bir hanımefendinin parfüm şişesine, bir çocuğun oyuncak bebeğinden, Ömer Hayyam gibi bir tarih devinin mücevherler ile işlenmiş ''Rubaiyat''ına kadar hazineler ile doluyum ben. Hala nefes alıyorum. Çığlık atmayı bırakalı 105 sene kadar oldu işte. Artık bildiğiniz gibi adım adım çürüyorum. Okyanusa karışan o masum ruhlar ile ebediyete dek buralarda olucam. Su zerrelerine karışarak , sıcak ile buharlaşıp arşa çıkıp yağmur bulutu oluyorum ben. Damla damla yağıyorum yürüdüğünüz o yollara. Kiminizin saçına , kiminizin en sevdiği bluza gıdım gıdım sızıyorum ben.....Amin Maalouf ile çıktığım 2. serüven sona erdi. 13.yy dan 19.yy a inanılmaz lezzetli bir hikaye okudum. Sizlere Ömer Hayyam'ın en değerli hazinesini bağrında taşıyan Titanic ile seslenmek istedim. Amin Maalouf okumaya devam edeceğim kesin. Sizlere de tüm yüreğimle öneririm:)
  • Hakaretin , terbiyesizliğin, eleştirin senin kalbini gösterir. Benim birşey söylememe gerek yok ki.. Hayatımda sayfamda ne kadar önemin var ; hiç. Ama bunu yazmazsam kendime öz saygımı yitirecektim, bir eleştiri yapacaksanız önce üslubunu bilin , tavsiye edin.. Kırıp incitip argo konuşmak sizi ancak boş boş konuşan kitleye dahil eder.. Ayrıca bir yanlış görüyorsan ve edebin varsa mesaj atar insan gibi bunu doğru bulmuyorum dersin ; prim kasmazsın.. Anket yapan insanları ben de eleştiriyorum ama istedim ki farklılık olsun .. bu yüzden yazdım ve iyi ki de yapmışım hiç pişman değilim. Hani eleştirdiğiniz mevzu var ya anketçiler vs şöyle böyle prim kasıyor diye.. Siz altına yorumlarınızı edepsizce yazarak hiç prim kazanmıyorsunuz(!) gerçekten! Engellerim, görmem hiç mühim değil ama burda o iletiye yorum yazan insanlara terbiyesizlik yapmanıza da ayrıca müsade edemem!!!!!!
  • Bir kadin sezen dinliyorsa, dile getiremedigi acilari vardir. Acilardan sarmak lazim..
  • Her şeye zam gelirken bazı ürünlerde fiyat hâlâ aynı duruyor. Sevinmeyin gramlarını düşürdüler onların da 😂
  • Bizde yanlış olmaz oğlum, olursa da yanlışlıkla olur.
  • Ben sadece insanım ve düşündüğüm kadar varım.
    "Sadece insan" olmanın acizlik olduğunu sananlardan ve kendini üstün ırk olarak görenlerden de pek haz etmiyorum.
    Bilin istedim.......