Toz zerresi kadar bile olmadığını bilmenin verdiği hiçlikle hayatıma ne kadar da gereksiz anlamlar yüklediğimi fark ediyordum. Her şeyi bilmek imkansızdı değil mi?
(...) Salih Mirzabeyoğlu fenomenolojik metodun hikemiyata uygulanışını -çok çok çok özetlenmiş hâliyle ele alırsak- şöyle anlatır:"Dışta, “iç’i dış’ta takip” şuuruyla bulunmak; İslâm büyüklerinin ifâde ettiği, “kişi üzerinde bulunduğu işin zamanı içindedir” hikmeti…Dış’ta, “dış’a bakan iç” şuuruyla bulunmak; bu birlikte hazır bulunuşu, içte ve o ânda teşekkül eden “yaşanan–ölçülendirme”den takip etmek…Daire sırrı gibi, çevrede “merkez-ben”i görmek; ve merkezi çevreye nisbetle tâyin etmek şeklindeki bu iki hakikat, “Kişi kendi nefsini bildiğince Rabbini bildi” ölçüsünün içindedir; Allah’ın nefsini bilmek isteyen kimse âlemi bilmelidir, çünkü nefsini bilen, nefsinde beliren Rabbini de bilir… Kısaca, her iki bakış da müntehasında-nihâyetinde üstüste gelen bir BİRLİK’tedir." [*]
Egzistansiyalizmi de (Varoluşçuluk) kapsayan ve tepetaklak, amaçsızca duruşundan arındıran bir kuşatıcılık hâlinde…
HİKEMİYAT, -Tefekkür ve Hikmet -II-, 31 Mayıs 2011, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
"Nedir senin eşsiz karakterin? Bıraktığın geçici izlenimi değil, aslında ne olduğunu bilmek istiyorum."
Resimde bu soru, çiçeğin her bir parçasının kesin şekline ve Üzerlerine düşen ışık ve gölge desenlerine karşı bir duyarlılığa dönüşür. Bir çiçeğe bu şekilde yaklaşmak dokunaklıdır; çünkü bizlerin başkalarından görmeyi beklediğimiz ve onlara verebilmeyi umut ettiğimiz türde bir dikkatin küçük ama canlı bir örneğidir.