İntikamın En Entelektüel Hali: Monte Kristo
Puan vermedi
İntikamın En Entelektüel Hali: Monte Kristo Bir okur olarak herkesin favori kitaplar sıralaması vardır. Bu sıralamayı değiştiren, "şimdiye kadar neden okumadım?" diye kendi okurluğumu sorgulatan bir kitap oldu Monte Kristo Kontu. 1500 sayfalık bu dev eser, bir akarsu misali akıp geçti; okumaya doyamadım. Yazar Alexandre Dumas, yaşadığı dönemin siyasal kimliğini, sosyal hayatını ve halkın gündemini o kadar iyi kurgulamış ki, özünde bir intikam hikâyesi olan bu kitap, Edmond Dantès gibi kült bir kahramanı dünya edebiyatına armağan etmiş. Raskolnikov ve İnce Memed’in ardından; iç dünyasını, düşüncelerini ve acılarını asla unutmayacağım, adeta benimle yaşadığını hissettiğim yeni yol arkadaşım artık Monte Kristo Kontu. Çalışkan ve iyi yürekli bir gencin, düğün gününde siyasi bir iftira ile devrin en korkulan zindanlarına atılması; ardından bu zindanın, tıpkı "Yusuf’un kuyusu" gibi ona yeni bir dünya bahşetmesi inanılmazdı. İntikamı için yaşayan ama bunu yaparken eline geçen servetin de etkisiyle muazzam bir entelektüel derinlik ve saygın bir kimlik bulan bir karakterin öyküsü bu. Dumas, öylesine mükemmel bir kurgu inşa etmiş ki; romanın başlarında konudan bağımsız görünen, birkaç cümleyle geçiştirilmiş bir cinayetin, 1200. sayfalarda olayların gidişatını nasıl kökten değiştirdiğini gördüğümde, yazarın dehası önünde saygıyla eğilmek istedim. İki ciltlik böylesine uzun bir romanda, ilk sayfalardan itibaren sonu bu kadar kusursuz planlamak tek kelimeyle nefes kesici. Konular arası geçişlerin ustalığı, uzun romanlarda gördüğümüz okuyucuyu yoran çok fazla karakterin olmaması, her karakterin olay akışında kilit bir role sahip olması ve yazarın konuyu ilerletmek adına betimlemelere başvurmak yerine sürekli yeni bilinmezliklere kapı açması akıcılığı zirveye taşımış. İlk bakışta
Monte Cristo Kontu (2 Cilt Takım)Alexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202037,2bin okunma
İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı - Değişim Sancıları
8/10
·335 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 22:02
Tanzimat Türk tarihinin en önemli dönemlerinden biridir. Batı’nın üstünlüğü artık kabul edilmiş onları yakalamanın yollarını arar olmuştu yönetenler. Koskoca ülkeyi tek bir adamın yani padişahın tek elden yönetmesinin artık imkânsız olduğu anlaşılmış bir bürokrasi grubunun oluşturulması gerekliliği ortaya çıkmıştı. Ancak bu ha deyince olacak bir şey değildi. Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyordu. Ancak bu ipte yürümeye benzer bir durumdu. Hem iç hem de dış dinamiklere dikkat ederek her bir adımın planlı ve programlı bir şekilde atılması gerekiyordu. Uzun ve ince bir yürüyüştü bu. En ufak bir tökezleme yılların emeğini boşa çıkardığı gibi kelleyi kaybetme riskini barındırıyordu. Daha önce Osmanlı ülkesinde değişim deneyenlerin sonu hazin olmuştu. Akıllarda hala III.Selim’in başına gelenler vardı. Ama değişmemek de bile bile yok olmak demekti. Birilerinin elini taşın altına koyması gerekiyordu… Bu kitap işte bu elini taşın altına koyan kişilere dair bir hatırat. Mustafa Reşit Paşa, Mithat Paşa, Cevdet Paşa, Fuat Paşa, Mehmet Emin Ali Paşa…Kimi zaman padişahla, kimi zaman yabancı ülkelerle, kimi zaman halkla kimi zamanda birbirleriyle mücadele ettiler. Bu denli emeğin, tartışmanın, mücadelenin olduğu yerde de ortaya bir şeyler çıkmaması imkansızdır. Zira Osmanlı’nın 500 sene yapmadığı şeyleri kısa sürede meydana çıkarmışlardır. Modern eğitim veren okullar, fabrikalar, kadınların toplum hayatına dahil edilmesi, eşitlik, mali düzenlemeler vs. bu devrin önemini şu şekilde özetleyebilirim; Tanzimat Dönemi olmasaydı Cumhuriyet de ilan edilemezdi. Atatürk’ün yaptığı Türk Devrimi belki de yapılamazdı. Zira inkılapların kökleri Tanzimat devrinde atılmıştı. Cumhuriyet’in tüm münevverleri Tanzimat döneminde açılan okullarda okumuş Tanzimat döneminde kurulan kurumlarda
Tarih
İmparatorluğun En Uzun Yüzyılıİlber Ortaylı · KronikKitap · 20182,925 okunma
Reklam
8/10
·387 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2026 13:56
"İnsanların bir zaafları da şu ki, kendileri nasıl bir ruh hâletinin hükmünde iseler, karşılarındakini de aynı tesirlerin altında zannediyorlar." Sayfa 198 Samiha Ayverdi (1905-1993), roman, hikâye, hatırat, tarih türünde bir çok eseri bulunan mutasavvıf bir yazar. Okumuş olduğum Yolcu Nereye Gidiyorsun isimli eseri ise ilk defa 1944 yılında yayımlanan bir romanı. Burada bir şeyi farkettim: Eser 39 bölümden oluşuyor ve eser ilk yayınmandığında Samiha Ayverdi'de 39 yaşında. Bu, kendisinin bir tercihi miydi yoksa tamamen tevafuk mu bilemiyorum :) Romanın ana karakterinin ismi Adli. Hikâye, Adli'nin çocukluğundan itibaren başlıyor ve gençlik devrine kadar devam ediyor. Hikâyedeki diğer karakterler; Adli'nin annesi, babası, kardeşleri, amcası, dayısı, yengeleri, arkadaşları, babasının arkadaşları gibi hep en yakınındakiler. Ve bir de Mecbûre, yani Adli'nin sevdiği kız... Hikâye, 19. Asrın sonu ile II. Meşrutiyetin hemen sonrası bir tarih aralığında ve İstanbul'da geçiyor. Arka fonda devrin siyaseti de kısaca yer alıyor. Meselâ Adli'nin amcası padişaha yakın bir şahsiyet iken, dayısı da bir meşrutiyet taraftarı bir ihtilalci olarak yer alıyor. Adli, çocukluğundan itibaren sevmek ve sevilmek ihtiyacını hisseden ve bunun derdini yaşayan bir kişi. Peki çevresi onun bu ihtiyacına karşılık verebiliyor mu? Bu sorunun cevabı romanın içinde. Eserin dili gerçekten muazzam. Samiha Ayverdi'nin daha önce okuduğum eserleri de yine dil ve üslup hususunda dikkat çekiciydi. Eserin akıcı bir metin olduğunu söyleyebilirim. Velhasıl romanın isminden de anlaşılacağı üzere biz insanlar istisnasız bir şekilde birer yolcuyuz. Peki nereye doğru gidiyoruz? İlk başta ölüme doğru. Peki sonra? Zâten asıl mesele de bu sonrası. Bu sonrayı düşünerek, dert ederek yaşayabiliyor muyuz? İşte bu da
Yolcu Nereye GidiyorsunSâmiha Ayverdi · Damla Yayınevi · 1975193 okunma
Kurak Bir Vadide Soyluluğun Çürüyen Mirası: Suhodol Köyü
6/10
·80 syf.·
2026 10. kitabı
İvan Bunin (1870–1953), klasik Rus edebiyatının gümüş çağını kapatmasıyla birlikte modern sürgün edebiyatını başlatmış bir Rus yazardır. 1870 yılında Voronej'de, köklü ama yoksullaşmış bir soylu ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Bunin’in çocukluğu "Suhodol Köyü" eserine ilham veren Rus bozkırlarında, eski evlerin atmosferinde geçmektedir. Yazar 1917 Bolşevik Devrimi’ne şiddetle karşı çıkmış, 1920 yılında Rusya’yı terk ederek Fransa’ya yerleşmiş. Hayatının geri kalanını vatansız bir sürgün olarak Grasse ve Paris’te geçirmiş. Sovyetler Birliği’nde uzun süre yasaklı kalmış olsa da, Rus dilini saf ve bozulmamış haliyle gurbette yaşatan en güçlü seslerden biridir. 1953 yılında Paris’te, yatağının ucunda Tolstoy’un bir kitabı dururken hayata gözlerini yummuş. "Suhodol Köyü (1911)" öyküsü dışında dilimize çevrilen diğer öyküleri "Köy (1910)", "San Francisco’lu Beyefendi (1915)", "Mitya’nın Aşkı (1924)", "Güneş Çarpması (1925)" ve "Karanlık Yollar (1937)"dır. Romanı ise "Arsenyev’in Yaşamı (1927)"dır. Doğa tasvirlerindeki keskinliği olsun, dilindeki duruluk ve insan ruhunun karanlık dehlizlerine sızan gözlem yeteneği olsun dönemini oldukça iyi ifade ediyor. Genellikle eserlerinde çökmekte olan aristokrasiyi, kaybolan köy hayatını ve imkansız aşkları bir ağıtmış gibi işlediğini söyleyebiliriz. Bunin, adeta geçmişin bir bekçisidir ve sadece bir hikaye anlatıcısı değil, yok olup giden bir dünyanın yani eski Rusya'nın hafızasını tutmaktadır. Onunla ilgili en önemli nokta, 1933 yılında, Rus klasik geleneğini sürdüren edebi ustalığıyla Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan ilk Rus yazar olmasıdır. Tolstoy ve Çehov’un varisi olarak kabul ediliyor. Suhodol Köyü, sadece eski bir evin öyküsü değil; 1861 Reformu sonrası ayrıcalıklarını yitiren Rus soyluluğunun toplu bir intihar senfonisi
Edebiyat
Suhodol Köyüİvan Bunin · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024319 okunma
Bir Devrin Sonu, Bir Ailenin Hikâyesi
Puan vermedi·456 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 23:34
Romanın merkezinde, Osmanlı’nın son maliye nazırlarından biri olan Mehmet Reşat Bey ve ailesinin yaşadığı kırılmalar yer alır. Yazar, büyük tarihsel dönüşümü yalnızca siyasi olaylarla değil; aile içindeki duygular, kayıplar ve zorunlu ayrılıklar üzerinden anlatmayı tercih eder. “İnsan bazen doğduğu topraklara değil, hatıralarına bağlıdır.” “Bir devrin kapanışı yalnız saraylarda değil, evlerin içinde de hissedilir.” “Kaybedilen yalnızca bir şehir değil; alışılmış bir hayattı.” “Geçmişi sırtında taşıyan insan, geleceğe yürürken hep biraz yorgundur.” Bazı bölümlerde roman anlatımının yerini tarihsel bilgi aktarımının alması, kurgunun akışını zaman zaman yavaşlatmaktadır. Buna rağmen eser, bir dönemin duygusunu ve toplumsal değişimini güçlü bir aile hikâyesi üzerinden anlatmayı başarır.
1000Kitap
Veda (Cep Boy)Ayşe Kulin · Everest Yayınları · 201816,8bin okunma
7/10
·232 syf.··
2026 12. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 01:47
Yakup kadri için hem çok iyi bir gözlemci, hem çok iyi bir ifade edici,hem çok iyi betimleyici desem. Kendi yavan cümlelerimle ancak rahatlamış olurum. Yaban ve kiralık konak ne kadar farklı ortamlar olmasına rağmen nasılda olayların ortasında bir insan gibi aktarmış ve resmetmjs herseyi. Nasılda isabetle netlestirmis ortamı. Nasıl güzel tahlil etmiş. Yaban kadar olmasada beğendim her cümlesini. Seniha ve aşkları,başkaldırışı hakkı celis ve o istenen evlat tutumları ve sonu, herseyi izlemek zorunda kalan dede naim efendi, once kosturan sonra koşan Faik efendi. Adım adım gelen yozlaşmaya şahit olduk.Neden yeni nesil için daha kötü davranışlar içinde olduklarını söyleriz. Hep mi böyleydi. Hangi devrin çocukları velilerinden daha üstün bir davranış ve huy kalıbına girebildi, o muvaffakiyete erisebildi ki..
Kiralık KonakYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202321,8bin okunma
Reklam
Reklam