/Bir kalbiniz vardır onu tanıyınız.
Bir şehir kadar kalabalıktır bazıları
Bir dehliz kadar karanlıktır bazıları
Konuşurlar
İsterler
Susarlar
Dinlememişseniz nice yıl kalbinizi
Ev meslek iş para geçim diyerek
Düşünün şimdi bir de
Şehirlerde kasaba ve köylerde
Başını eğmiş kalbiyle söyleşen bir kişi olduğunuzu./
Küçük bir ev yapımı çilek reçeli kavanozunu açarken, düşüncesi içime saplanıyor. Daha birkaç ay önce, bu yaz, annemle birlikte bu çilekleri topluyorlardı. Onlara bu yıl onca mutluluk getiren romanının ithafında şöyle yazıyordu: “Hâlâ çocukluğun ebedi çilek tarlalarının otlarını ayıklayan annem ve babama.” Acaba bundan sonra bu ithaf yazısındaki “hâlâ” kelimesini değiştirmeli miyim?
"Içimde bir kurbanlık koyun büyüttüm ben yıllarca. Ne kesmeyi ne sevmeyi becerebildim. Kendim için üzülmeye itirazım yok ama acımadan merhamet edebilir miyim? Görmeye bile katlanamadığım parçalarımı kabullenebilir miyim?"