Aradan yıllar geçti.
Geleceğini merak ederek izledim kendi hayatımı.
Mutluluk ve başarı bekledim hep.
İkisini de bulduğum zamanlar oldu, ikisini de kaybettiğim zamanlar.
Hayatın benimle dalga geçtiği ve benim hayatla dalga geçtiğim zamanlar oldu.
Hayal kurmaktan bile korktuğum günler gördüm.
Hayallerimi bile aşan günler bazen.
Geçmişi unutmayı öğrendim, geleceği merak etmemeyi.
Geleceği merak ettiğim anları düşünüyorum da şimdi, hep yalnızdım o anlarda, gelecekle yalnızlık arasında bir bağ var gibi geliyor bana, insan yalnızken geleceği düşünüyor ve geleceği düşünmek insanı yalnızlaştırıyor.
Biraz sonra dağılacak bir kalabalığa bakmak gibi geleceğe bakmak.
İnsanlar ekleniyor hayatına, insanlar eksiliyor, sen bir kalabalıktan bir başka kalabalığa çok da fark etmeden geçiyorsun, birileri senin hayatından çıkıyor, sen birilerinin hayatından çıkıyorsun.
Teninin parçası olmuş niceleri uzaklaşıyorlar, bir zamanlar adını bile bilmediklerin ise daha sonra en mahrem gülüşlerinin sahibi oluyorlar.
İleriye baktığında, geçmişin gölgeleri kaçınılmaz olarak düşüyor geleceğin üstüne, gitmiş olanları hatırladığında gidecek olanları da düşünüyorsun, en yakınından…
Ben ona “Naomi” diyordum ve o bana “Kawai Bey” diye hitap ediyordu. Ev sahibiyle hizmetkârı, iki kardeş, karı koca ya da iki arkadaş yerine konamazdık. Alışılmadık bir çift olmalıydık biz; birbirimize karşı biraz çekingen de dursak, uzun bahar günlerinde mutluluk içinde etrafta geziniyor, ilanlara bakıyor, manzara seyrediyor, yol kenarında ya da bahçe çitlerindeki yeni açmış çiçeklere dönüp bakmadan edemiyorduk...
"Ah! Kutsal Bakire! Halbuki şimdi uyuma ve güzel rüyalarda biraz neşe bulma zamanı! Yaşadığımız bu kahrolası çağda, mutluluk dolu bir güne uyanacağımız ne malum?"