Aziz Nesin’in güldürmeyen, hüzünlendiren, yüreğinizi acıtan on iki yaşına kadar olan çocukluk anıları.
️Çocukluğumu hiç yaşamadım. Çember çevirmedim, zıpzıp, bilya alamadım elime. Uçurtma uçurmadım. Elbende, sobe, körebe, birdirbir, uzuneşek, kovalamaca oynamadım... Hiç, hiçbişey... Çocuk olmuş tek günüm yok yaşamımda... Oysa öyle severdim ki koşup oynamayı...
Babasının oyun oynamayı ayıp, günah saydığı için oyun oynamamış, oyun arkadaşları olamamış bir çocuk, ama yine de gizli gizli kendi kendine oyun oynayan bir çocuk Nusret.
️Bir müşteri oluyorum, bir bakkal oluyorum. Müşteriyle bakkalı pazarlık ettiriyorum. Sesli sesli konuşuyorum, sessiz sessiz konuşuyorum.
Suçlu suçlu bakkalcılık oynuyorum. Babam görse, duysa bakkalcılık oynadığımı, beni çok ayıplar.
Kaşlarını çatıp,
-Sen çocuk musun? der.
-Hadi derslerine çalış! der.
-Ezberinden çıkmıştır bazı sûreler, bir hatim daha indir!... der.
Dokuz yaşındayım. Beni, çocuk olmadığıma iyice inandırmışlar. Onun için, Güllü Halanın bahçesinde gizli gizli, suçlu suçlu bakkalcılık oynuyorum.
Yoksulluk içinde geçen, oradan oraya taşınan, tek göz odada yaşayan bir aile. Ama bütün yoksulluğa rağmen tok gözlü bir çocuk.
Özendiği şey küçükte olsa kitap dolusu bir oda ve düzgün yamalı çoraplar.
️Yoksulluk kimi insanı açgözlü, kimi insanı da tokgözlü yapıyor. Beni tok gözlü yaptı.
Küçük yaşına rağmen adaletsizliği, haksızlığı görüp kendi kendine sorgulayan bir çocuk Nusret.
️Öyle büyük, öyle büyük bir adam olacağım ki, bütün bu haksızlıkları kaldıracağım. O kadar da çok haksızlıklar vardı ki, bu kadar büyük haksızlıkları ortadan kaldırmak için ister istemez çok büyük adam olmam gerekiyordu.
Ve bir anne…
Sabahlara kadar asker çamaşırı dikerek ve yemeni oyası yaparak aileyi geçindirmeye çalışan, gencecik yaşında vereme