Az görüşen bir anne kız gibiydiler. Aralarındaki o bilindik anne kız gerginliği sönmüş sanki kız uzaktayken, evleri ayırınca dişil öfkeleri durulmuş, daha geniş bir saksıya alınmış bir bitki gibi çiçek açmış ilişkileri, ferahlamışlar. Özlemişler de sanki bir­ birlerini, birbirini çok özlemiş iki insanın sevecenliği vardı üstle­rinde; ayrı geçen zamanda bütün kavgalarını unutmuş, her şeyi affetmiş, insan etinin ağırlığından sıyrılmış, yüreği hafiflemiş iki insan gibi oturuyorlardı karşımda.
Sayfa 11·Kitabı okuyor
Ancak bekli bir toprakta yetişip başka topraklarda boy atamayan bir bitki gibi kendi mutluluğunu da yeryüzünde ancak bazı sağlayabilirmiş gibi geliyordu ona.
Sayfa 61·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Dünya insanlara ait değil, insanlar dünyaya ait. Çiçekler bizim kız kardeşimiz; at, büyük kartal ve geyiği saymıyorum bile, hepsi erkek kardeşlerimiz. İnsan nasıl olur da herhangi bir şeyi satabilir ya da satın alabilir? Hava sıcaklığının ya da ağaçlardaki rüzgârın sesinin sahibi kim? Dallardaki bitki örtüsünün özlerinde, bizden önce yaşayanların hatıraları saklı. Şırıl şırıl akan derede, babamın ve onun babasının sesi de mevcut. Bastığımız toprağın bağrında atalarımızın tozlarının da bulunduğunu, dünyanın başına gelen her şeyin bizim de başımıza geleceğini, dünyaya tükürürsek kendimize tükürmüş olacağımızı falan çocuklarımıza öğretmemiz gerek.
Halk arasında Erika'nın gülü diye adlandırılan bir bitki var. Bizim halktan bahsetmiyorum tabii, muhtemelen içinde Erikolarının olduğu bir Çöl halkı bu. Her bitki gibi susuz kalınca kuruyor fakat ölüyor. Suyunu tamamen çekince bir top formuna bürünüyor. Sonra rüzgârın da yardımıyla oradan oraya sürükleniyor. Yıllarca süren kuraklığın ardından bile ulaştığı ilk nemli yerde dallarını tekrar yayıyor. Bir de yagmura denk gelirse misler gibi çiçekleniyor. İşte ben de şu sıra kendimi bu bitkiye benzetiyorum. Evet, belki kurudum ama inatla ölmüyorum. Yeşillenmem bir yağmura bakar.
Sayfa 40·Kitabı okudu
“İslâm dünyasının tamamını gösteren bir haritayı masasına yayan bir kişi, Fas'tan ta Doğu Türkistan'a kadar, tarihin coşkulu akışını ve çatışmaların şiddetini aynı anda görür. Camilerle, medreselerle, saraylarla... Dağlarla, denizlerle, nehirlerle, göllerle... Farklı ırk ve renklerle... Değişik iklim, bitki örtüsü ve doğal zenginliklerle... Kısacası beşerî kaynak, insan eseri veya tabiat nimeti olarak coğrafyada ne mevcutsa, hepsiyle hemhal olur. Bakışlara böyle bir derinlik yerleştiğinde ise, artık "İslâm dünyası var mı gerçekten?" sorusunun ne kadar fuzuli olduğu da ortaya çıkar. Çünkü vardır ve orada dipdiri durmaktadır. Her şeye rağmen..”
Sayfa 9 - Âlem-i İslâm’a Nasıl Bakmalı?
Steine: Reiki Uygulayıcısı
Sei-He-Ki, Budizm orijinli bir kavram olup “Tanrı’yla insan bütünleşip bir oldu.” anlamındadır. Bir kısım mutasavvıf ve İslam felsefecilerinin panteist düşünceleri, muhtemelen kaynağını buradan almaktadır. Reiki’nin ikinci sembolü olan Sei-He-Ki, zihinsel ve duygusal sorunların iyileştirilmesinde kullanılır. Yani Steine, evde çizeceğimiz bir kısım semboller ile evin kutsanacağını, ölü enerjilerin gideceğini söylemektedir. Arkasından yapacağımız Taoizm menşeli Cho Ku Rei sembolü ile de evrenin enerjisini, gökten yere indirebileceğimizi ve böylece daha çok arzu ve isteklerin gerçekleşmesinin mümkün olabileceğini söyler. Steine’nin bu tavsiyelerinin de İslam’da bir karşılığı yoktur. Ölmüş kişinin ruhunun, önce Allah’ın katına çıkarılacağı daha sonra ise bedene iade edileceği hadiste anlatılmaktadır. Ada çayı gibi bazı bitki yapraklarını veya tütsü yakarak ruhları kovma âdeti, neredeyse bütün pagan dinlerde vardır. Evlerinin canlanmasını isteyenler, Kur’an okumalıdır. Çünkü Hz.Peygamber(sav), Kur’an okunmayan evi kabre benzetmiştir. Elbette ki böyle bir evde ruhlar daralır, sakinleri asabi olur ve mutsuzlaşır.
Sayfa 52
Reklam
Reklam