İstanbul'da hayat yok. Oradaki halk yaşamıyor, gaflet ve miskinlik içinde uyuşmuş, yalnız bitkisel hayat sürüyor.
İşin komik tarafı, eğer İstanbul halkı hayattan ve eğlenceden mahrum olduk larını bilseler, şikayet etseler, insan tahammül eder. Halbuki orada herkeste "yaşıyoruz ve eğleniyoruz" fikri mevcut ki işte beni ağlatacak kadar güldüren de budur!
İstanbul'da hayat yok. Diyebilirim ki burada halk yaşamıyor; gaflet ve miskinlik içinde uyuşmuş yalnız bir bitki gibi yaşıyor. İşin gülünç tarafı, eğer İstanbul halkı hayattan ve eğlenceden mahrum olduğunu bilse, şikayet etse, insan tahammül eder; halbuki burada herkeste yaşıyoruz ve eğleniyoruz fikri mevcut ki işte beni ağlatacak kadar güldüren de budur!
Yaşam aynı zamanda hem üremeyi, hem de kendini aşmayı amaçlar, sadece yaşama tutunsa, o takdirde yaşamak sadece ölmemek anlamına gelir, ve insanın yaşamı anlamsız bir bitkisel hayattan farklı olmaz. Hayat sadece
yaşamaya devam etmeye çalışmanın kendini aşmanın içerisinde yerleşik olduğunda ve bu kendini aşma kişinin kendisine tanıdığı sınırlar dışında sınırları olmadığında anlamlıdır.