Efendi, tekrar savaş olacak mı? dedi.
-Olmaktadır; dedim. İşitmediniz mi? Mustafa Kemal isminde bir büyük adam, bir büyük kumandan, İstanbul'dan çıktı, Anadolu'ya geçti. Erzurum'da, Sivas'ta, milleti başına topladı. -Hükümet, devlet görevini yapmıyor. Biz kendi kendimizi koruyacağız. Düşmana karşı koyacağız dedi. Şimdi, onun adamları taraf taraf Yunanlılarla, Fransızlarla döğüşüyor. Hepsi öyle kahraman kişiler ki...
Ve destani kıssalarla onları heyecana getirmeğe çalıştım.
Çanakkale'de bulunmuş olan Mehmet Ali, Mustafa Kemal adını hatırlıyor. Ona göz ucuyla baktım. Başını yonttuğu söğüt dalından kaldırdı. Benden tarafa döndü:
-Beyim, Allah vere de, bizi tekrar askere almasalar, dedi.
Bu, benim köydeki en hüzünlü günüm oldu.
Bu tashih ve tadil çalışmaları için Mahir İz'in aktardıkları Akif'in şiirleriyle alakalı mesaisi açısından zikre değer:
"Bir gün sade kahvesini getirmeye gitmiştim. Dönüşte elinde tashih edilmekten beyazı kalmamış bir sahifeye baktığını gördüm. Kahvesini verdikten sonra ben de dikkatlice baktım. Bir de ne göreyim? Asım'ın bir tashih sahifesi. Ben birdenbire hayrette kaldım, Safahat'ı okurken bize öyle gelirdi ki, Üstad sânihalarını hiç düzeltmeden sahifelere geçiyor, çünkü ifadeler o kadar tabii ve selis ki mısraların bir düşünce mahsulü olduğu katiyyen hatıra getirilmiyor.
Kendisine bu hususu söyleyince; 'sen ne diyorsun, bir kelime için bir hafta düşündüğüm olur' diye cevap verdi. Donup kaldım. (...)"¹⁷³
Sayfa 129 - İstanbul Zaim Üniversitesi Yayınları / ¹⁷³ Mahir İz, age, s. 125.