Neredeyse ağlayacaktım ama yirmi dokuzuncu katta olmak bu duygusallıktan koparıyordu insanı. Bir nevi yer çekimi etkisi gibi, bodrum katlarda kaynıyordu duygular. Yukarılara çıktıkça soğuyordu.
Bodrum her çağda ünlü evlatlar yetiştirmiş: Herodotos, Turgut Reis, Neyzen Tevfik. Çatal Adaları'nın karşısındaki kıyıda Turgut Reis'in bir anıtı var. Neyzen Tevfik'in de adı anılır; anılmasa bile, neyinin sesi rüzgârın üfleyişinde duyulur sanki. Dünyanın ilk tarihçisi, ilk hikâyecisi, ilk seyyahı, bugünkü anlamda ilk röportaj yazarı Mısır'dan Yunanistan'a ilkçağ üzerine bize bilgilerimizin hepsini veren Herodotos'un Bodrumlu olduğunu kim bilir? "Halikarnaslı Herodot" derler ona, ama kitaplarını Yunan dilinde veya çeşitli çevirilerinde okuyan okuyucularının pek azı "Halikarnas"ın bugünkü Bodrum olduğunu düşünür. Avrupalıların çoğu Halikarnas'ı Yunanistan'da bilirler.
Devlet denilen varlık, üst katları geniş pencereli, yüksek tavanlı geniş aydınlık odalara sahip, alt ve bodrum katlarında ise kasvetli, nemli, dar, neredeyse tamamen penceresiz, büyük bir kale gibi görünmemelidir
27 Nisan 1982 - Salı.
Şükran bir tel havale kağıdı verdi, "Bodrum'da postaneden ala cakmışsınız". Adam Yayınları'ndan ilk gelen para ..
Şerif Onaran'la konuştum. Nilgün Marmara ve Kağan Önal'la tanıştım. (Sisyphos'cular bunlar, benim oturduğum koyun en ucundaki pansiyonu işletiyorlar. Kağan İTÜ'nde son sınıfta, galiba Endüstri Mühendisliği'nde; Nilgün Boğaziçi Üni versitesi İngiliz Filolojisi'nde.) "Yapraklar açılmadan suikast yapılmayacağı." Ben "meşeler yapraklanınca ayaklanacağız" biliyordum.
Eşim muhtemelen size, sizden çıktıktan sonra yüzümün güldüğünü ve tekrar eskisi gibi biri olarak şu son üç-dört günü geçirdiğimi söyleyecek ya da söyledi; bilmiyorum. Evet. Ama işin aslı şöyle oldu. Sizden çıkıp, merdivenlerden aşağı inerken bıcır bıcır konuşan dört-beş yaşlarında bir kız çocuğu ile onun ayakkabılarını giydirmeye çalışan sanırım dedesi olan birisini gördüm. Kız merdiven basamaklarının ortasına oturmuş, dedesi eğilmiş ayakkabılarını giydiriyordu. Bu arada tabi tatlı tatlı konuşuyordu kız.
Durdum, onlara görünmeden bu tatlı sohbeti dinledim. Kısaca aktarayım:
- Dede, ayakkabılarımın bağcığına basarsam ne olur?
- Düşersin, bacakların kanar, ağlarsın.
Ağlarsam ne olur? Acısı azalır mı?
- Evet yavrum. Ağlarsan acısı azalır. Ama düşme ki, ağlamak zorunda kalmayasın.
Hayatımda en çok çocukları ve yaşlıları sevdim doktor. O kadar saf ve gerçektiler ki!..
Bu konuşmaya kulak misafiri olurken, dedenin söylediği son cümle ile gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Dede, başını kaldırıp bana baktı. Ve bu dünyada tek bir kelime konuşmamış olmama rağmen beni anlayan tek insan oydu diyebilirim. Gözlerini normalden uzun yumup açarak beni onayladı. Yürüdüm, yanlarından geçerken küçük kızın o 'lüle lüle saçlarını okşayıp, şaşkın bakışlarına el sallayarak aşağı indim. Dışarıda eşimin beni beklediğini bilmeme rağmen bodrum merdivenlerine ka-dar indim. Basamaklarına oturdum. Ağladım. O an kararımı vermiştim aslında. bir
Ağlamak gerçekten acıları azaltıyordu. Kendime, tüm varlığımın acziyetine ağladım.