Olmazsa olmaz değil fakat okumaya değer
Puan vermedi·132 syf.··
2026 66. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 12 Mart 2026 22:55
11 Mart 2026 tarihinde okumayı bitirdiğim bir kitap. Kitabı okumadan önce hakkında bir çok dokunaklı alıntılara rastladım ve bu alıntıların kitabı bir an önce okumama büyük katkısı oldu. Aynı zamanda beklentimi de yükseltti. Kitap maddeler halinde yazılmış genel haliyle özlü sözler ve öğütlerden oluşan, bir yandan üzerinde bis baskı yaratıp boğan, diğer yandan da değerli ve her şeyiyle hayata vakıf olan bir dostundan tavsiyeler dinliyormuş gibi hissettiren bir kitap. İçinde beni oldukça etkileyen, duymaya ihtiyacım olan ve başka hiçbir kitapta okuyamayacağım konulardan bahsetmesinin yanında herkesin ağzına pelesenk olmuş, ağızdan ağıza dolaşan nispeten "basitleşmiş" laflar da var. Bilhassa bir konudan bahsetmek istiyorum; kitabın neredeyse her bölümünde hatta 10 maddeden birinde tanrıya teslimiyetten söz edilmiş. Kitabın içinde bazı konulardan bir kaç defa söz ediliyor, bir cümlenin neredeyse birebir aynısı tekrar karşına çıkabiliyor."Tanrıya teslimiyet" konusundan da bu şekilde defalarca söz edilmiş ve olmazsa olmaz bir durum gibi kabul edilmiş. Bana kalırsa fazlasıyla abartılmış bazı kısımlarda ise neredeyse insan iradesini hiçe sayılmış. Tanrıya teslimiyet konusu dışında kitapla bu kadar ters düştüğüm başka bir konu olmadı. Totalde kitap benim için olmazsa olmaz değil fakat okumaya değer.
Kendime DüşüncelerMarcus Aurelius · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202428bin okunma
Puan vermedi·88 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2026 22:36
Bu kitabı okurken aslında okuduğumu değil, bir düşüncenin içine çekildiğimi hissettim; çünkü Ucuzayiyenler okunan bir metin değildir, insanın zihninde kurulup sürekli yeniden kurulan bir düzendir ve bu düzen ucuzluk üzerine kuruludur, ama ucuzluk dediğimiz şey fiyatlarla, parayla, menülerle ilgili değildir, daha baştan bunun böyle olmadığı anlaşılır. Bernhard ucuz yiyenleri anlatıyormuş gibi yaparken, ucuz yemekten söz etmez; o, ucuz düşünmeyi, ucuz yaşamayı, hatta ucuz hissetmeyi anlatır. Aynı masaya oturmanın, aynı yemeği seçmenin, aynı saatlerde görünmenin ardında yatan şey alışkanlık değil, korkudur; değişiklikten korku, fark edilmekten korku, kendini açığa çıkarmaktan korku. Bu yüzden ucuzayiyenler bir araya gelmez, birbirlerine yapışırlar; çünkü tek başına ucuz olmak katlanılamazdır, ama birlikte ucuz olmak güvenlidir ve bu güven, insanı yavaş yavaş boğan bir güvenliktir. Bernhard’ın dili bu boğulmayı bilinçli olarak üretir; cümleler uzar, kıvrılır, bir yere varmaz, çünkü varmak pahalıdır, bitirmek pahalıdır, sonuca ulaşmak pahalıdır. Aynı düşünce tekrar tekrar söylenir, çünkü tekrar etmek ucuzdur ve ucuz olan her şey Bernhard’ın dünyasında tercih edilir değil, mecburidir. Ucuzayiyenler’in dili bir anlatım biçimi değil, bir zihinsel zorunluluktur; anlatıcı bir düşünceyi bırakamaz, çünkü bırakmak bir karar gerektirir ve karar vermek bu kitapta neredeyse bir suç gibidir. Bu yüzden cümleler sürer, düşünceler sürer, yargılar sürer; insan okurken nefes almak ister ama alamaz, çünkü metin buna izin vermez, tıpkı ucuzayiyenlerin hayata izin vermemesi gibi. Bu kitabı okudukça ucuzayiyenlerin belirli kişiler olmadığını, bir restoran masasına sıkışmış birkaç figür olmadığını daha net gördüm; ucuzayiyenler bir tür insan değildir, bir eğilimdir, bir alışkanlıklar
1000Kitap
UcuzayiyenlerThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 2021401 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
5/10
·304 syf.·
2025 70. kitabı
Vazgeçebilmek için, ilk olarak bağlanıp kalmanın artık bir faydası olmadığını kavramamız gerekiyor. Sizi mutluluktan alıkoyan ne varsa bir düşünün ve hepsinden vazgeçin. Vazgeçmek, Sahte sorumlulukların yükünden kurtulmak, sevgilinizle arkadaşlarınızla ve ailenizle gerçek bir uzlaşma yaşamak. Eski düşmanları tamamen affetmek, kısacası bizi tatsız ilişkilere ve olaylara sürükleyen her şeyi geride bırakmaktır aslında. Yorucu ve sahte kaygılarla ruhumuzu boğan, bu sancılı düşünce ve duyguları geride bırakabilmektir Eseri okurken, mutluluğumuzu baltalayan bize zarar veren düşünceler alışkanlıklar depresyon gereksiz öfke gibi pek çok olumsuz düşün düşünceden arındığımız fark edeceksiniz. Tüm soruların cevabının da aslında kendi içinizde olduğunu göreceksiniz. Gerçek hikâyeler, aydınlatıcı diyaloglar ve düşündürücü sorular, sizi hepimizin içinde bulunan sonsuz içsel güç ve duygusal özgürlük kaynağına yönlendirecek. Değişmeye hazırsanız cevabınız bu kitapta
VazgeçebilmekGuy Finley · Destek Yayınları · 20204,769 okunma
Putlara Başkaldırı
9/10
·112 syf.··
2025 22. kitabı
Nietzsche'nin muazzam bir eseridir. Bu kitap okuruna çok farklı bir bakış açısı kazandırmaktadır. Özellikle "Dört Büyük Yanılgı" bölümüne ayrı bir parantez açmak isterim. Bayıldım. "1. Yanılgı – Sebep ile sonucu karıştırmak İnsanlar çoğu zaman sonuçları sebeplerle karıştırır. Örneğin dindar birinin “ahlaklı” yaşaması onun dini inancından kaynaklanıyor sanılır. Nietzsche’ye göre bu tersinedir: Zayıf, hasta ve yaşama gücünden yoksun insanlar dine sarılır; din onların sonucu değil sebebidir. Böylece yaşamı boğan inançların kaynağı yanlış yorumlanır. 2. Yanılgı – Yanlış nedensellik İnsan, olayların nedenlerini yanlış yerde arar. İçgüdülerden gelen dürtüler değil de “özgür irade”, “Tanrı’nın buyruğu” ya da “ahlaki yasa” gibi hayali nedenler ortaya atılır. İnsan böylece kendi doğasını yanlış açıklamaya başlar. 3. Yanılgı – Hayali nedenlar icat etmek Acı, korku veya mutluluk gibi duygular karşısında insanlar daima hayali nedenler bulur. Örneğin, başına gelen bir felaketi “Tanrı’nın gazabı” diye açıklamak ya da iyileşmeyi “duayla mucizevi bir yardım” saymak gibi. Nietzsche’ye göre bu, insanın bilinmeyeni açıklama arzusundan doğan bir kendini kandırmadır. 4. Yanılgı – Özgür irade yanılgısı İnsan, kendi eylemlerinin “özgür irade”nin ürünü olduğuna inanır. Nietzsche’ye göre bu da büyük bir yanılsamadır. “Özgür irade” fikri, aslında insanlara suçluluk yüklemek, onları sorumlu kılmak ve böylece cezalandırabilmek için icat edilmiştir. Yani özgür irade inancı, bir ahlaki tahakküm aracıdır." Eserin içeriğiyle ilgili ise genel özet şöyledir: Eser 44 özdeyişle başlar. “Özdeyişler ve Oklar”, Nietzsche’nin bir tür felsefi mızrak atışı gibidir. Uzun çözümlemelere girmeden, ama tüm kitabın ruhunu sezdirerek; yaşamı olumlamayı, gücü yüceltmeyi, kölece ahlaka ve sahte putlara saldırmayı
Putların AlacakaranlığıFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20218,3bin okunma
Martin Eden
10/10
·517 syf.··
2025 18. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 23 Eylül 2025 03:00
Martin Eden... Bir çok insanın bu kitap hakkında yorum yaparken genel olarak 'aşk' temasına odaklandığını gözlemledim. Halbuki bu doğrudan bir mücadelenin hikayesi. Jack London'un kendi yaşam öyküsünden paralellikler taşıyan bu kitapta aşk ancak bu mücadeleyi pekiştiren bir yan etken olabilir bana kalırsa. Şimdi bunu biraz açacağım. Spoiler olacak, önden söyleyeyim. Martin işçi sınıfına mensup genç bir denizci. Sadece yaşamasına yetecek kadar para kazanmış, eğitim almamış, kitap okumamış, hayatını fiziksel güç gerektiren işlerle kazanmış biri. Hayatını kurtardığı burjuva sınıfına mensup bir gencin davetiyle bir gün kendini bir burjuva sofrasında yemeğe davet edilmiş olarak buluyor. Orada kendi sınıfı ile burjuvalar arasındaki bariz farkları görüyor. Tabii bu arada ailenin genç, güzel, eğitimli kızı Ruth'a aşık oluyor. Bu Martin'in mücadeleye başladığı nokta. Artık işçi sınıfındaki alt tabaka arkadaşları gibi kaba saba, yaşam amacı olmayan biri olmak yerine kendini geliştirmek ve Ruth'un seviyesine ulaşmak istiyor. Kitabın Jack London'un kendi hayatından paralellikler taşıdığını söylemiştim. Bu kısımda artık karakter Jack London'dan taban tabana zıt bir profil segilemeye başlayacak. Çünkü biliyoruz ki Jack London bir sosyalist. Tüm kitaplarında da bunun izlerini görüyoruz aslında. Ancak Martin kendini geliştirmek için kütüphanelere dadanıp okumalar yapmaya başladıktan ve özellikle felsefe okumaları sırasında Herbert Spencer ile tanıştıktan sonra bireyselci düşünceler tarafından -tabiri caizse- esir alınıyor. Spencer, evrim teorisinin sadece biyolojiyle sınırlı kalamayacağını düşünen ve bunun tüm bilimlere uygulanması fikrini ortaya koyan bir sosyolog. Spencer'a göre tıpkı evrim teorisinde doğadaki var olma mücadelesinde en uyumlu türlerin hayatta kalması gibi toplumda
Edebiyat
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Puan vermedi·100 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 01 Nisan 2025 00:39
Özel bir yazarla karşı karşıya olduğumu daha ilk kitabını okurken anlamıştım. Kesintisiz düşünce akışı, tekrarlar, uzun, soluk kesici cümleler, iç monologlar, döngüsel düşünceler, tekrar eden kelimeler, karakterlerin zihinsel çıkmazları… falan filan daha bir sürü şey. Ben de yazara uyuyorum ve onun tarzına az çok benzer bir yazıyı deneyerek Beton’u anlatmayı deniyorum, tıpkı burada olduğu gibi(#54477267). Roman yazmak istiyorsunuz, yıllardır yazmayı düşündüğünüz, en ince ayrıntısına kadar zihninizde şekillendirdiğiniz, her bir detayını titizlikle araştırdığınız o büyük eseri tamamlamak istiyorsunuz, Felix Mendelssohn Bartholdy hakkında yazmanız gerektiğini, yıllardır onu düşündüğünüzü, bu konu üzerine çalıştığınızı, bu çalışmanın hayatınızdaki en önemli şey olduğunu biliyorsunuz, ancak bir türlü yazmaya başlayamıyorsunuz, yazmanın mümkün olmadığını, sürekli ertelediğinizi, hiçbir zaman tam olarak hazır olmadığınıza inandığınızı hissediyorsunuz, her şeyin yazmanıza engel olduğunu, en başta kendinizin, sonra bu evin, bu şehrin, bu hayatın ama en çok da kardeşiniz Elisabeth’in önünüzü tıkadığını fark ediyorsunuz, onun gelişiyle her şeyin mahvolduğunu, her şeyin altüst olduğunu, onun burada olduğu sürece çalışamayacağınızı, yazamayacağınızı, varlığının her şeyi mahvettiğini, her sözüyle, her tavrıyla sizi yargıladığını, küçümsediğini, onun başarısının sizin başarısızlığınızı daha da belirgin hale getirdiğini düşünüyorsunuz, onun olmadığı zamanlarda bile yazamamanın asıl nedeninin kardeşiniz değil, sizin erteleme alışkanlığınız, sizin kaçışınız, sizin bitmek bilmeyen bahaneleriniz olduğunu biliyorsunuz, yazmaya başladığınız anda her şeyin çökeceğini, aslında yazacak hiçbir şeyiniz olmadığını göreceğinizi seziyorsunuz, yıllardır zihninizde
1000Kitap
BetonThomas Bernhard · Yapı Kredi Yayınları · 20251,412 okunma