Saadet bizi ezer.
Eski bir Yunan atasözü de öyle der; manası aşağı yukarı şudur: Tanrılar bize verdiği bütün nimetlerin hiçbiri karşılıksız ve kusursuz değildir, onları bir dert pahasına satın alırız. İşle eğlence, keyifle sıkıntı birbirinden çok ayrı oldukları halde , gizli birtakım ilintilerle kendiliklerinden birleşebiliyorlar.
“Bu iki tutkunun aynı ruhta barınamayacağını anlayamadın. İkisi bir arada, o güzel, oymalı evde yaşayamazlar. Sevgiyi besleyen hayal gücüdür; hayal gücü bizi bildiklerimizden daha bilge, hissettiğimizden daha iyi, olduğumuzdan daha soylu kılar; bize “hayat”ı bir bütün olarak gösterir; başkalarını, hem gerçek hem de ideal ilişkilerinde anlamamızı yalnızca hayal gücü sağlar. Sevgiyi yalnızca güzel şeyler, incelikli düşünceler besler. Ama “nefret”i herhangi bir şey besleyebilir. Bütün o yıllar boyunca içtiğin her kadeh şampanya, yediğin her güzel yemek “nefret”ini besledi, semirtti”
“Yedi kuşak boyunca dünyada o duvardan daha önemli bir şey olmamıştı. Bütün duvarlar gibi iki anlamlı, iki yüzlüydü. Neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı.”