Hoşça kal Olric..
10/10
·724 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
71 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 01:26
Şimdi mutlu musun Olric, yolculuğumuz sona erdi.” Yordu, her yolculuk gibi, başlarken bile korktum hatta şöyle söyleyeyim 5 yıl önce ilk kez başladığımda da korkumdan devam edemedim; tutunamadım. Birçok kişinşn sancısı aslında, Tutunamayanlar’a tutunamamak. Ama her şeyin zamanı var değil mi, benim de işte tam da bu an tamamlamam gerekirmiş. Tutunabilmek mutlulukmuş, bunu kitabı bitirdiğimde buruk bir sevinçle idrak ettim. Hem lütfen uydurmayın, bilinç akışları yordu diye yarıda bırakmadınız ya da hikaye yavaş diye. Herkesin kendisinden, sevdiklerinden parçaları var bu kitapta. Ondan yorucu geliyor, bir çırpıda okuyamadım mesela yine, hem geç tutundum hem çok yavaş sonunu getirebildim. Aslına bakarsanız başlarken ne kadar korksam da, yolu yarılayınca dönmek gelmedi içimden, sonra da yolculuğun kendisi; bir yere varmasa da tatlı geldi. Acı bir tatlılık, bir yerden sonra onu okurken acı çekmek bile zevk veriyor insana, bazı yollar böyledir; çünkü asıl mesele, bilinç akışlarının yoğunluğu, noktalama eksikliği, anlık kişilik değişimleri değil, hayatın kendisinin bütün bunları içerdiğini kabullenmenin zor olması. Hayatınızın en önemli yerinde kendinizi ruhsal portrede, farklı bir yere taşınmaktan korumak için hiç “hayır şimdi değil” diye telkin ettiğiniz zamanlar olmadı mı sanki? Ya da hiç fiziksel olarak, somut bir varlık göstererek bulunduğunuz çerçevede, dibinizdeki insanların konuşmalarından tek bir kelime bile hatırlamadığınız zamanlar, olmadı mı sahi? Boşverin esas meseleye gelelim. Toplumda üzerimize devrilen rolleri taşımak zorunda kaldığımız ama taşımak istemediğimiz için yargılandığımız bir dünyada, hepimiz bir olaya, olguya, kişiye, nesneye ‘tutunamayanlar’ız. Boşuna yargılamayın yazarı, anlamak istediğinizde anlayacağınız bir gerçekten daha bahsedeyim,
1000Kitap
TutunamayanlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202474,8bin okunma
“Zaman değerlidir. Onu yitirme.”
9/10
·304 syf.·
2026 12. kitabı
Momo, bize distopik bir masal anlatısı sunuyor. Ve her masalın bir mesajı vardır günümüze. Momo’nun mesajı ise insanların insanlığını koruyabilmesi zamanının kıymetini bilmesine bağlıdır. ••• Yazar neden masal aracılığıyla modern çağa gönderme yapmayı tercih etmiş? Bunun birçok sebebi olabilir. Benim kanaatime göre masallar ve hikâyeler, hakikati doğrudan söylemekten daha etkili bir yol sunar. İnsanlar kendilerine anlatılan gerçeklere bazen direnç gösterebilir; fakat bir hikâyenin içine gizlenmiş hakikat, kalbe daha kolay ulaşır. Olağanüstü olaylar ve semboller sayesinde okuyucu, kendi hayatını fark etmeden sorgulamaya başlar. Momo da tam olarak bunu başarır. Bir çocuk masalı gibi görünürken aslında modern insanın zamanla, hayatla ve kendi ruhuyla kurduğu ilişkiyi anlatır. Kitabın en önemli mesajı: “İnsan, sevdiklerine, hakikate ve kendi ruhuna ayırdığı zamanı koruyabildiği ölçüde özgürdür.” ••• Kitap adeta çağımızın bir fotoğrafını çekmiş. Yazar, kitaptaki her karakterle çağın farklı bir sorununa vurgu yapmış. Beppo, Gigi, Kassiopea, Duman Adamlar, Hora Usta ve tabii ki Momo. Her bir karakterin yaşamından derin dersler çıkarıyoruz. Kapitalizm, hızlı yaşam, hedonizm, hayal gücünü kaybetme, tektipleşme, bireyselleşme, bencillik, vs. Sürekli vaktimizin yetmediğine şikayetle geçiyor günlerimiz. Hiçbir şeye yetişemiyoruz, hep zaman az geliyor. Şöyle dönüp baktığımızda “neler yaptık?” diye kendimize sorduğumuzda ise çok da ahım şahım işler yapmadığımızı görüyoruz. ••• Kitaptaki Duman Adamlar bana şeytanın insana verdiği vesveseleri çağrıştırdı. İnsan, hayatı boyunca farklı seslerin çağrısıyla karşı karşıya kalır. Bu sesler bazen hakka, bazen de batıla yönlendirir. Hak ile batıl arasındaki mücadele insanlık tarihi kadar eskidir ve kıyamete kadar da devam edecektir.
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,2bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
17 Haziran - Alex Schulman
6/10
·272 syf.··
2026 1. kitabı
"Aramızdaki boşluk zamanla, mesafeyle, yalnızlıkla ve kederle doluydu." Aşırı sevdiğimi söyleyemem ama ilgi çekici bir konusu vardı. Sonrasını merak ederek okudum. İnsanın hiç hatırlamadığı küçüklüğünden gelen bir olayın nasıl hayatını mahvedebildiğini gösteriyor. Zor çocukluk geçiren herkes böyledir, bazen yaşadığımız çoğu travmayı hatırlamayız. Belki de bu beynin kendini koruma mekanizmasıdır. Vidar'ın hikayesi de böyleydi. Okurken kendi küçüklüğümle konuşsam ona neler söylerdim diye sık sık düşündüm, kendi yaşadığım olayları anımsadım. Sanırım bu kitap biraz da insanın kendine dönmesini sağlıyor :)
17 HaziranAlex Schulman · Timaş Yayınları · 2026765 okunma
“Yüz yıl bekledik!..”
10/10
·560 syf.··
Beğendi
·
2026 44. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 00:00
Her insanın içinden çıkamadığı, köşeye sıkışmış hissettiği, yüzünü göğe dönüp hüznünü içine gömdüğü dönemleri vardır. Tüm çırpınışlarına rağmen elinin kolunun bağlı kaldığı, sonuca ulaşmak şöyle dursun hep daha da geriye gittiği dönemler… Toplumların da… Tarih okumanın umudu ve umutsuzluğu insandan çalan acı bir tarafı var bence. Ne kadar okursan oku sonuç aynıdır. O tarihte o ülke o insanlar o mağlubiyeti en derinden yaşamıştır ve lanet olsun ki o ülkeler zulümlerini zafer naralarıyla kutlamıştır. Zulüm ve zafer… göğsünüze saplanan ok gibidir o okumalar… Ve Endülüs Yanına hiçbir noktalama işaretini yakıştıramadığım bir sızıdır islam tarihinde. Asırlarca süren aydınlık bir çağın karanlığa gömüldüğü yerin adı… bereket ve bolluğun hüküm sürdüğü bağ bahçe ve ormanların çıkan bir yangınla kara bağladığı, şenlikler içinde kıkırdayan bir çocuğun acıyla ağladığı, aşkın coşkusuyla kanı deli akan gencin kötürüm kaldığı hissini bırakır okudukça içimde… Ahh Kalbim Endülüs demişti Akif Emre Yine bir Ahh ile Ahh Filistin dediğim Tanturalı Kadın la tanıdım yazarı. Radva Aşur kalemini islam coğrafyasının acılarında gezdiren, kan kırmızı mürekkebiyle isyana ramak kala umudu filizlendiren biri. Kendisi de mazlum islam coğrafyasının acı suyunu Mısır’da içenlerden. Gelelim Granada Üçlemesi ne. 10-12 yaşlarındaydım Endülüs’e Ağıt adlı belgeseli izlediğimde. İçime nasıl işlediyse O’na dair her detayda yandığım için daha çok etkilenmiş olabilirim. Ama içimize işleyip okudukça incinecek kadar bilinmemesine ayrı içlendim doğrusu. İspanya diye bilinip adının unutulmasına mı üzüleyim, Valensiya’nın hiç islam görmemiş hale getirilmesine mi, yoksa âlimler yetiştiren Gıranada’nın diri diri yakılan kitaplarına-âlimlerine-tarihine mi?.. “Türk beklenendir.” Sözünü hissedip her darlıkta ‘Türkler bize destek
Duygu ve Düşünce
Granada ÜçlemesiRadva Aşur · Ketebe Yayınları · 2025149 okunma
6/10
·152 syf.··
2026 37. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 07:42
Merhaba kitap severler Size bir Sabahattin Ali eseri ile geldim Sırça Köşk Sabahattin Ali 150 sayfa 10/6 İçerisinde 17 kısa öyküden oluşan bir öykü kitabıdır. Aslında çok kısa hikayeler olmasına rağmen etkisi o kadar büyük ki. Sabahattin Ali farkıyla okurken bizi derin düşüncelere sürükleyen yer yer hüzünlendiren 17 öykü... İçerisinde distopya tarzında da öyküler bulunan kitabı okumanızı öneririm Alıntılar Bu dünya böyledir işte kimi adam öldürdüğü için katil diye anılır kimi adı katile çıktı diye adam öldürür. (Katil Osman) Menfaatini düşünmeyen insan olur mu? Eline fırsat geçirip de çalmayan bir kişi göstersene bana!... (Hakkımızı Yedirmeyiz) Sizin de elinize fırsat geçse ötekiler gibi namussuz olursunuz. (Cankurtaran) Sakın tepenize bir sırça köşk kurdurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. (Sırça Köşk)
Sırça KöşkSabahattin Ali · Kapra Yayıncılık · 202169,7bin okunma
Puan vermedi·148 syf.··
2026 31. kitabı
Siddhartha, hayatın anlamını bulmak isteyen genç bir adamın yolculuğunu anlatıyor. Bilgelerin yanında eğitim alıyor, farklı öğretiler öğreniyor, zenginliği ve aşkı deneyimliyor. Fakat geçtiği her durak ona yeni bilgiler verse de aradığı huzuru vermiyor. Yolculuk ilerledikçe anlıyoruz ki aradığı şey dışarıda bir yerde saklı değil. Bu yüzden anlatılanlar bir gezginin hikâyesinden çok, insanın kendi içine doğru yaptığı uzun bir yürüyüş gibi hissettiriyor. Çoğu insan gerçeğe ulaşmanın yolunu bir şeyler eklemekte arar; daha fazla bilgi, daha fazla deneyim, daha fazla başarı... Burada ise tam tersi bir düşünce var. Sanki insan olgunlaştıkça büyümüyor, aksine fazlalıklarından kurtuluyor. Siddhartha'nın geçtiği yollar bana bir heykeltıraşı hatırlattı. Heykeltıraş yeni bir şey yaratmaz, taşın içindeki şekli ortaya çıkarmak için gereksiz parçaları kaldırır. Belki insanın kendini bulması da böyledir; eksik olduğumuz için değil, üzerimize yapışan fazlalıklardan dolayı özümüzü göremediğimiz için kayboluruz. Nehir boyunca akan sessizlik, sayfalar boyunca anlatılan birçok düşünceden daha güçlü geldi bana. Çünkü nehir geçmişi tutmuyor, geleceği beklemiyor; sadece akıyor. İnsan ise çoğu zaman yaşayamadığı dün ile henüz gelmemiş yarın arasında sıkışıp kalıyor. Belki de huzur dediğimiz şey yeni bir yere ulaşmak değil, bulunduğumuz anla kavga etmeyi bırakmaktır. Eser kapandığında aklımda kalan düşünce buydu: İnsan dünyayı fethedebilir, sayısız bilgi öğrenebilir ama kendisiyle barışmadığı sürece hâlâ yolun başındadır.
Edebiyat
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma