Fiziksel ile Ruhsalın Arasında: İnsanın Özel Konumu
İnançlı, inançlı olmayan, felsefi, uygulamalı ve beşeri bilimler öğreten tüm bu hümanistlerin ortak noktası, eğer varsa, nedir? Hepsi yaşamın insani boyutuyla ilgileniyor. Nedir bu boyut? Tam olarak tespit etmesi biraz zor olabilir ancak maddenin fiziksel âlemi ile, var olduğuna inanılan tamamen ruhsal veya ilahî âlem arasında bir yerdedir. Biz insanlar da çevremizdeki her şey gibi elbette maddeden yapıldık. Ölçeğin diğer ucunda ise, bazılarının inanışına göre, ruhani âlemle bir şekilde bağlantı kurabiliyoruz. Ancak aynı zamanda ne tamamen fiziksel ne de tamamen ruhsal bir gerçeklik alanını işgal ediyoruz. İşte burası, tamamen olmasa da çoğunlukla türümüze özgü kültür, düşünce, ahlak, ritüeller, sanat gibi faaliyetleri uyguladığımız yerdir. Zamanımızın ve enerjimizin çoğunu bu alanda harcıyoruz: konuşarak, hikâye anlatarak, resim veya maket yaparak, etik yargılar üzerinde fikir yürütüp doğru şeyi yapmak için mücadele ederek, sosyal düzenlemeler üzerinde müzakere ederek, tapınak veya kilise ya da kutsal alanlarda ibadet ederek, anılarımızı aktararak, öğreterek, müzik çalarak, şaka yapıp başkalarını eğlendirmek için ortalıkta soytarılık ederek, bir şeyleri açıklamaya çalışarak, yani genel itibarıyla olduğumuz gibi varlıklar olarak. Her türden hümanistin dikkatinin odağına aldığı alan işte burasıdır.
Sayfa 3
Konunun bir parça dışına çıkarak, bu dünya üzerinde ya-şayan insanlara dair birkaç söz daha söylemek yersiz sayıl mazsa akla sunlar da gelebilir: Dünyada bazı insanlar daha vardır ki, bunlar, transatlantiklerle veya yataklı vagonlarla dünya turuna, yâni "devr-i alem seyahati"ne çıkarlar: Bunların arzuları bütün dünyadır, bütün dünyayı görmektir; yâni bunlar petonik Mussolini veya Stalinlerdir ve bunlar da öbürleri gibi dünyayı bir çizgidir sanırlar, yolculuklarının sonunda ise, yapabildikleri, sadece, işte şu yuvarlağın üstüne şöyle bir çizgicik çizmekten ibarettir. Halbuki dünyanın beş bu'dü-boyut'u vardır: Yani dünyanın boyu vardır, eni vardır, yüksekliği ve derinliği vardır, nihayet dünyanın zaman ve düşünce- bu sonuncuya tasavvur, hattâ kuruntu da diyebiliriz; meselâ felsefe, meselâ din veya sanat, sonra ideoloji boyutları da vardır. Yâni demek istiyorum ki, bu büyük seyyahlar ana yollardan geçmekle, büyük limanlara ve başşehirlere uğramakla, öyle pek de mühim bir halt işlemiş olamazlar, onlar, hattâ gördükleri yerleri de görmüş sayılmamalıdırlar; çünkü bir şehrin zaman içinde bir değişmesi vardır. O kadar ki ben, her şehre dört mevsim için dört isim takılmasına, ayrıca hürriyet veya baskı devirlerine, kıtlık veya bolluk yıllarına ait de birer başka isim verilmesine taraftarım. Aşağıdaki olayı okuyunca, bu fikrimi kabul edeceğinizi umarım; üstelik bu olay bir başkasının değil, fakat doğrudan doğruya benim başımdan geçmiştir.
Sayfa 145·Kitabı okuyor
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bu doğadan söz eden fizyolojik oluşumumuzdur. Hayvanlar arasında sadece biz, ağaçlar gibi dikey bir duruşa sahibizdir. Ayaklarımız kök misali toprağa basarlar ve yukarı, ışığa, gökyüzüne uzanan bedeni tutarlar. Ruhsal ve fiziksel olanın birbiriyle kaynaştığı biricik varlıklar olan bizim yeni kuşaklarımızda -bir insan biyomekaniği uzmanının bana söylediği üzere- omurganın bükülmeye başlamış olması bir rastlantı olamaz: Omurga artık öne eğiliyor, bedenin statik dengesini ayakta tutamıyor, ışığa uzanması gereken baş dik duramıyor. Sırtlar cılızlaştı, kamburlaştı, çünkü babalar artık eğitmekten âcizler, artık hedeflenecek bir ufuk yok. Bu doktorun bana söylediğine göre on iki yaşında olan çocukların, genç Oblomovlar gibi divana uzanmakla, bilgisayara eğilmekle, televizyon karşısında kaykılmakla geçen yıllar sonucunda omurgaları tedaviye muhtaç hale geliyormuş. Bu çocuklar, günümüzün umacısı olan can sıkıntısından kaçınmak amacıyla her türlü elektronik dadının kucağına kendilerini bıraktıkları için yataydan başka bir boyut tanımıyorlar.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Rüyalardaki psişik belirleyiciler
Çünkü rüyaları yorumlama işi bir dirence karşı yürütülür, bu direnç önemsiz bir boyut ile yenilmezlik arasında değişkenlik gösterir (en azından mevcut yöntemlerimizin gücünün uzandığı yere kadar).
Sayfa 49 - Olimpos Yayınları
Alıntı
Freud
​"Kısa bir süre önce Musa Peygamber üzerine bir deneme yayımlamış ve bu kitapta Musa’yı bir Yahudi olarak değil, bir Mısırlı olarak sunmuştu. Bilimsel bir temele dayanmadığı öne sürülen bu görüşü, dindar Yahudileri olduğu kadar milliyetçi Yahudileri de incitmişti. Kitabını, Yahudi düşmanlığının korkunç bir boyut kazandığı bir dönemde yayımladığı için büyük üzüntü duyuyordu. Freud bu durumu, 'Ellerinden her şeyleri alınan bu insanların, şimdi ben de en yüce değerlerini ellerinden alıyorum,' diyerek ifade etmişti."
Sayfa 487·Kitabı okudu
Alıntı
Yirmi yaşım ile otuz yaşım arasında aklın bittiği yerleri ve çıldırmanın sınırlarını aradım. Çıldırmanın beni ne kadar ilgilendirdiğini biliyorum, bu yüzden onu kendi kafamda ve beynimde yaşamaya kalktım. Akıl ve çılgınlık arasındaki ufak, yıldırım hızına sahip atlayışı sözcüklerle nasıl anlatabilirim. Beyin, düşünce kendini özgürleştiriyor, fırlıyor, bir roket gibi evrene, boşluğa, sonsuz boşluğa. Onunla birlikte gövde de. Ya da gövde kalıyor da, düşünce gövdeyi koparıp sonsuz boşluğa doğru uçmaya başlıyor. Acı veren bir şey bu. Çok acı veren. Ürküten. Hem de nasıl ürküten! Çılgınlığı bilmeden aklın sınırları son derece can sıkıcı. Kabul edilemez. Yetersiz. Aklın dünyası dışında başka şeyler olmalıydı. Ben çılgınlık dünyasına en derin, en uzun, en sonsuz yolculuğu yaptım. En acı veren yolculuğu. Tüm öbür acılar, akıldan çılgınlığa geçişle karşılaştırıldığında kabul edilir. Çılgınlık yoluyla kurtuluşumu ne büyük bir cesaretle tamamladım, tüm acılardan, gövdelerden, güneşlerden, ana-babalardan ve çocuklardan, güvenden ve güvensizlikten, tüm düzenlerden. Düzen ve güven kadar ürkütücü bir şey yoktur. Hiçbir şey. Hiçbir korku... Aklını en acı olana, en derine, en sonsuza atmışsan korkma. Ne sessizlikten, ne dolunaydan, ne ölümlülükten, ne ölümsüzlükten, ne seslerden, ne gün doğuşundan, ne gün batışından. Sakin ol. Öylece dur. Yaşamdan geç. Kentlerden geç. Sınırları aş. Gülüşlerden geç. Anlamsız konuşmaları dinle, galerileri gez, kahvelere otur –artık hiçbir yerdesin. Tüm raylardan git, denizin her türlü grisinin tadını çıkart. Çılgınlığın boyutları yok. Sallanan, boyutsuz bir boşluk. Orada daha yüksek, daha geniş, daha derin algılanıyor, boyut yok. Oluşumunu yaratan spermalara dek geri gidebilir düşüncen. Kendi embriyonluğunu anımsayabilirsin, annenin karnında
Sayfa 47
Alıntı