Geçen yaz, lise son sınıfa geçmiş, “bilinçlenmiş”, çevremdekileri bilinçlendirmekle “görevli” olarak mahalleye döndüğümde yalıda olan bitenleri benden başka bilmeyen yoktu sanırım. Ancak tüm mahalleli gizli bir suç bağlaşması içindeydi sanki. Ortak suçun, ortak utancın getirdiği suskunluk... Kuşkulu bakışlar... Yabancıya, bilmeyene karşı birleşme...
——————————————————
Pınar Kür 21 yaşında okuduğu bir gazete haberiyle Asılacak Kadın hikayesini yazmaya karar verir bu 152 sayfalık kitabın yazım süresi 15 yıl sürmüştür. İyi bir yazar sadece yazmakla olmaz dedirtecek bir araştırmayla bu hikaye kaleme alınır. Belli bir süre yasaklanan bu kitap -yasaklanma nedeni de ar veya hâyâ duygularını uyandırmasıdır.- Pınar Kür’ün uzun bir hukuki uğraşları sonucu tekrar yayımlanmıştır.
Yorumuma başlamadan önce şunu söylemek isterim ki anlatılan hikaye sanki her gün duyduğumuz hikayeler gibi. Ezilen kadın bastıran erkek ve erkeği el üstünde tutan toplum.
..........
Kitap hakim olan İrfan’ın anlatımıyla başlıyor, karısı tarafından aldatılmış ve bundan dolayı bütün kadınlara aldatır gözüyle bakıyor. Annesinin bile babasının aldatacağını düşünmeye kadar gidiyor böyle bir kişinin kadının lehine karar vermesi beklenir mi? Devamında Pınar Kür Melek’in yaşadıklarını en can alıcı şekilde bize sunuyor. Her sahnede kızıyorsun ama elinden bir şey gelmiyor, yazılanlar ne silinir ne yırtıp atılır ne de yakılır çünkü bunları yapsak bile son değişmeyecektir. Melek aslında bütün kadınların sessizliğidir, yalnızlığıdır, çaresizliğidir. Melek’in hikayesini Pınar Kürden herkesin okumasını isterim. Yalçın acaba gerçek bir kahraman mıydı yoksa sadece Melek’in Azrail’i mi? Hüsrev-melekin nikahlı kocası- ne kadar Melek’in korkusuysa Yalçın Melek’in Azraili idi. Yazmak istediğim aslında o kadar çok şey var ki