Sen aşkı ihtiyar Nazım mı sanırsın be evlat, ağır ağır gelsin. Aşk bir anda gelir zaten. Bir bakarsın gelmiş, girmiş kanına. Anlamazsın bile, karnımdaki bu buruntu ne diye düşünür durursun.
Sayfa 69·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Daha birkaç saat evvel, Ben de bir fotoğrafı bulunmadığı için, yüzünü hatırlayamadığımı zannetmiştim. Halbuki bu anda onu, hayattayken gördüğümden çok daha canlı, teferruatlı olarak görüyordum. Aynen tablodaki gibi biraz mahsun, biraz istiğnalıydı. Yüzü daha solgun, ağzı: "Ah, Raif!" demeye hazırlanıyordu. Her zamankinden daha çok yaşıyordu... Demek 10 sene evvel ölmüştü! Ben onu beklerken, evimi ona kabule hazırlarken ölmüştü. Hiç kimseye bir şey söylemeden, beni imkânsızlıklar içinde kıvrandırmamak, beni sıkıntıya sokmamak için, bütün sırrını beraber alarak ölmüştü. On seneden beri ona karşı duyduğum hiddetin, etrafıma karşı kendimi aşılmaz bir duvar içine alışımın hakiki sebebini şimdi anlıyordum: On sene, hiç azalmayan bir aşkla, onu sevmekte devam etmiştim. İçimi ondan başka hiçbir kimsenin girmesine müsaade etmemiştim. Fakat şimdi onu her zamandan ziyade seviyordum. Karşımdaki hayale kollarımı uzatıyor, ellerini tekrar avuçlarıma alıp ısıtmak istiyordum. Onunla beraber geçen hayatımız, o dört beş aylık zaman, bütün teferruatıyla gözlerimin önündeydi. Her noktayı, aramızda konuşulan her kelimeyi hatırlıyordum. Sergide resmini görmekten başlayarak, Atlantik'te şarkısını dinleyişimi, yanıma sokulmasını, nebatat bahçesi gezintlerini, odasında karşı karşıya oturuşlarımızı, hastalığını birer kere daha yaşıyordum. Bir hayatı baştan aşağı dolduracak kadar zengin olan hatıralar, Böyle kısa bir zamana sıkıştırıldıkları için hakikattekinden daha canlı, daha tesirliydiler. Bunlar bana, on seneden beri bir an bile yaşamamış olduğumu; bütün hareketlerimin, düşüncelerimin, hislerimin benden uzak bir yabancıya aitmiş kadar benden uzak olduğunu gösteriyordu. Asıl "BEN", otuz beş seneye yaklaşan ömrümde, ancak üç dört ay kadar yaşamış, sonra, benimle alakası olmayan manasız bir
Sayfa 154·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Seks hak­kında konuşmaya hazır mısın?" diye sordu melek. "Yeşil, bu meleklere göre bir konu değil. Bu, insanların karanlıkta yaptıkları bir şey. Bu düşük, şehvetle ilgili bir şey. O sözcüğü kullanmana bile şaşırdım!" Yeşil kararlıydı. "O senin düşündüğün gibi bir şey değil, Michael. Senin ona gösterdiğin tepki insanların ona verdiği an­lamdan kaynaklanıyor. O biyolojik bir şeydir ve sen onun sa­yesinde buradasın." O, sek­sin biyolojinin en büyük ruhsal veçhelerinden biri olduğunu söyledi. Kendisini şaşkınlıkla dinleyen Mike'a, gerçek amacın ne olduğunu, erkeklerin ve kadınların bu deneyimden -çocuk­ların dışında- ne elde etmeleri gerektiğini açıkladı. İki bireyin duygularını belirli bir biçimde bir araya getirerek bilinçlerini aynı anda yükseltmelerinin zarafetinden söz etti. Tutkunun kontrol edilip, belirli biçimlerde kanalize edildiğinde, bedenin ruhsal aleminde neler olduğuyla ilgili örnekler verdi. Seks aydınlanma için gerçek bir katalizördü. "Anahtar senin tutumunu değiştirmendir. Cinsel ilişkiyi kutsal bir eylem olarak gör. Bu senin biyolojini şimdi yaptığından da fazla onurlandırmana yar­dımcı olacaktır."
Gertrude Lowthian Bell, Türk-İngiliz ilişkilerinin sıcaklığını kay­bettiği, kin ve nefret söylemlerinin doruk noktasına çıktığı bir dönem­ de dünyaya geldi. Bu kin ve nefret politikasının mimarı ise Liberal Parti'nin başkanı William Ewart Gladstone idi. Gladstone, ilk kez 1868-1874 yılları arasında başbakanlık yaptı ama başarısız olarak ik­tidardan çekildi. Ayrılırken de bir daha asla politikaya dönmeyeceğini açıkladı. Aslında çok da gerçekçi olmayan bu çıkıştan sonra kendisini siyasete taşıyacak bir fırsat beklemeye başladı. Beklediği fırsat iki farklı konuyla Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıktı. 1874 ve 1875 yıllarında yaşanan büyük kıtlıklar nedeniyle Osman­lı İmparatorluğu'nun finans dengesinin bozulması ve ödemesi gereken bono borçlarının tamamını ödeyemeyeceğini ilan etmesi İngiltere ve Fransa'daki yatırımcıları ayağa kaldırmış, atmosfer bir anda Osmanlı İmparatorluğu aleyhine dönmüştü. Halk sokaklara dökülmüş satın al­dıkları bonoların parasının ödenmesi için hükümetleri üzerinde baskı oluşturmaya başlamışlardı. Batı kamuoyunun Osmanlı İmparatorluğu aleyhine döndüğü bu dönemde ikinci büyük bir olay patlak verdi. 1876 yılı baharında Bulgar isyanı çıktı. Kendisini "Haçlı Savaşçısı" olarak ta­nımlayan ve siyasi amacının Hristiyanlığı dünyada hakim kılmak oldu­ ğunu açıkça ilan eden Gladstone, iç politikadaki başarısızlığını ortadan kaldıracak ve tekrar politikaya dönebilmesini sağlayacak fırsatı yakala­mış oluyordu. Derhal harekete geçerek kendisini "özgürlük savaşçısı" ilan ettiği büyük bir propaganda başlattı. Türklerin ne denli barbar, kö­tü ve kan dökücü olduğunu fanrezi dünyası ile süsleyerek anlatmaya başladı. Kaleme aldığı kitaplarla uydurduğu hikayelerini dünya kamuo­yuna duyrudu. Kin dolu duyguları yansıtan kitaplar kısa sürede yüzbin­lerce sattı.
Sayfa 17·Kitabı okuyor
Ayrıca karmaşık strateji oluşturma ve incelemelerimizi çok daha basit bir şeyle yani şefkatle değiştirmek bizim çıkarımızadır. Örneğin bir başkasının davranışı bizim için sorun yarattığında bu kişinin davranışının kendi cehaletinden kaynaklandığı basit gerçeğini kendimize hatırlatabiliriz. Ne kadar sinir bozucu ve incitici olsa da aslında şu anda sahip olduğumuz farkındalık ve bilgelik bize sunulabilecek en iyi şeydir. En çok ilgilendiğimiz şey daha iyi hissetmek ve daha az rahatsız olmaksa sorunları çözmeyi bırakıp bunun yerine içsel deneyimimize ve tepkimize bir doz şefkat eklersek iç huzurumuza katkı sağlamış oluruz.
Sayfa 145·Kitabı okuyor
Petrus, "Bilgeliğin gerçek yolu üç şeyle tanımlanabilir" dedi. "Birincisi, sevgiyi içermeli, bu konuda daha sonra sana daha çok şey anlatacağım; ikincisi, hayatına uygulanabilmeli. Yoksa bilgelik, hiç kullanılmayan bir kılıç gibi paslanıp işe yaramaz hale gelebilir. Son olarak da, herkesin izleyebileceği bir yol olmalı. Şu anda yürümekte olduğun yol gibi, Santiago Yolu gibi."
Sayfa 39·Kitabı okuyor