Derdin, meşakkatin varlığını, ama hiçbir anlamları olmadığını görüyordum. Aşağılık adamların arasında, bilinmeyen bri soydandım ben, eskiden benim de kendi dünyalarından olduğumu unutmuşlardı. Korkunç bir şeydi bu: ne tam diri, ne tam ölü olduğumu hissetmek. Bir canlı cenazeydim artık; ne beni diriler dünyasına bağlayan bir şey vardı, ne de ölümdeki unutmadan, huzurdan yararlandığım.
Sıcak, nemli yatağımda yatarken bütün bu sorunlar önemini kaybediyordu. Tanrı gerçekten var mı, yoksa kutsal imtiyazlarının korunmasını gözeten bu yeryüzü güçlüleri tarafından, vatandaşlarını daha da rahat sömürebilmek için, kendi tasarılarına göre mi yaratılmıştır; yeryüzünün gökyüzüne bir yansıması mıdır; bu gibi şeyleri artık umursamıyor, ben yalnız sabaha çıkıp çıkmayacağımı bilmek istiyordum.
Kış geceleri medrese hocası Abdurrahman Efendi uyanır, öğrencilerin kaldığı odalara gider, üstü açılanların üstünü örterdi. Öğrencilerini o kadar çok severdi. Medresenin büyük yaştaki öğrencilerinin dikkatlerini çekmek için de şöyle derdi:
” Bu Nurslu öğrencilere iyi bakın. Bunlardan biri çıkacak ileride İslam dinini canlandıracak, çok hizmet edecek. Fakat hangisi olduğunu şimdi ben bilemiyorum .”
— Neden size Dorian Gray dememi istemiyorsunuz?
— Çünkü bu bir roman kahramanıdır. Ben bir roman kahramanı değilim. Sonra Dorian Gray...
— Ee, Dorian Gray?
— ... katı yürekli, hain ve alçak bir adamdı.