Tanrı fantezisi, Nuh Tufanı :) bay bayan kanguru :) :)
Hikayenin Babil’deki çok tanrıcı köklerinden mutlulukla habersiz olan ve İncil’e inanan Kentucky’deki Hristiyanlar devasa bir Nuh Gemisi yapmak için (vergiden muaf) para toplamışlardır. İnsanlar onu ziyaret etsin diye. Onların hikaye üzerinde biraz daha kafa yormaları gerektiğini düşünebilirsiniz. Eğer Nuh Tufanı hikayesi doğru olsaydı, her türde hayvanı bulduğumuz yerler, sonunda sel dindiğinde İncil’deki geminin karaya oturduğu yer olan Türkiye’deki Ağrı Dağındaki noktadan dışarı doğru yayılan bir desen sergiliyor olurlardı. Bunun yerine gerçekte gördüğümüz şey her kıtanın ve adanın kendi benzersiz hayvanlarına sahip olduğudur: Avustralya, Güney Amerika ve Yeni Gine’de keseliler, Güney Amerika’da karınca yiyenler ve tembel hayvanlar, Madagaskar’da le-murlar. Kentucky’deki bu insanlar ne düşünüyorlardı? Bay ve Bayan Kangurunun birlikte gemiden dışarı sıçrayıp, hoplaya zıplaya Avustralya’ya gittiklerini ve bu arada hiçbir yavru bırakmadıklarını mı? Ve ek olarak Bay ve Bayan Wombat, Bay ve Bayan Tazmanya Kurdu, Bay ve Bayan Tazmanya Şeytanı, Bay ve Bayan Avustralya Faresi ve Avusturalya dışında hiçbir yerde bulunmayan birçok diğer keseli daha. Bay ve Bayan Lemur (tüm türlerini kapsayan 101 çift halinde) Madagaskar’a kestirmeden gidip başka hiçbir yere uğramamıştır! Ve Bay ve Bayan Tembel Hayvan Güney Amerika’ya kadar tüm yolu sürünerek (ah, çok yavaş) mi gitti? Aslında elbette tüm hayvanlar ve onların fosilleri tam olarak evrimin prensiplerine göre olmaları gerektiği yerdeydiler. Bu şey Darwin’in kullandığı ana kanıtlardan biriydi. Atasal keseli memeliler Avustralya’da kendi başlarına milyonlarca yıl boyunca evrildiler, birçok farklı keseli türüne dallandılar: kangurulara, koalalara, opossumlara, quokkalara, phalangerlere vs. Güney Amerika’da farklı bir memeli kümesi
Alıntı
(Rönesans)tan sonra kendisine göre bir muvazeneye eren ve 19. Asır makine keşiflerinin arkasından bu muvazeneyi yitiren ihtiyar Avrupa bir yanda... Onun doğusunda kafasıyle (materyalist) ruhuyle (mistik) Rusya; batısında da kafasıyle (anti materyalist), fakat hayatıyle (materyalist) Amerika... Yani, ikisi de birbirinin zıddı halinde, birbirinin aynı iki âlem... Ve işte hıristiyanlık menbâlı (Greko – Lâtin) dünyasının korkunç ruh muvazenesizliği!.. Batı âlemi bu hali yaşarken, biz tek-çift oynar gibi taraflar arasında ayak değiştirmeye bakıyoruz. Böylece hiçbir taraftan olamıyor; ve kendimizden olmadığımız için de en acıklı devri yaşıyoruz.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Senin yüreğin henüz yarasızdı. Yüzün bulut görmemiş bir göldü. Halka halka sıcaklık yayılıyordu sesinden. Gün ışığı ile gözlerin arasında bir ayrım yoktu. Kaşların kaş değil gökkuşağı idi. Gülmüyordun da binlerce yaprak, yağmur eliyordu toprağa. Gövden buğular içinde bir yoldu, herkesi yitik ülkesine götüren. Kötü sözlerin kederi düşmemişti henüz üstüne. Bir gülün açarken çıkardığı sesle konuşuyordun. Sözün insan yüreğinden doğduğu bir mevsimdi yaşadığın. Ceviz ağaçları mı ırgalanıyordu, kirpiklerin mi yerden bulutlara kalkıyordu, şaşırıp kalıyorduk. Akıl almaz bir düzlüktü alnın, bir ufkunda gün batarken bir ufkundan ay doğan. Tenin herkese çocukluğunu anımsatan bir masumluktu. Bağ yaprakları arasında bir çift üzüm salkımıydı kulakların. Adımların ancak kuşların kanat vuruşuyla açıklanabilirdi. Bütün yatakların gün günden büyüyen boşluğuydun. Mutlulukla arasındaki uzaklığı sana bakarak ölçüyordu insanlar. Herkesi geçmişiyle yüzleştiren bir vicdan, bir aşk olanağıydın bu azalan insan ülkesinde.
Sayfa 113·Kitabı okuyor
Hay bin Yakzan ekledi: "Eğer seni aydınlatmak amacıyla söylediğim bu sözler, beni ona yaklaştırmamış olsaydı, onunla ilgim, seninle bir çift söz etmemi bile engellerdi. İstersen arkamdan gel.. Seni ona götüreyim.."
Sayfa 51·Kitabı okuyor
Alıntı
Tenis ayakkabılarımın hepten kullanılmaz hale gelmesinden hoşlanmazdım. Başka bir çift alacak paramız yoktu. Her zaman kötü bir şey yapmışım da bu yüzden cezalandırılıyormuşum gibi hissederdim.
Sayfa 12 - Epona Yayıncılık·Kitabı okudu
Alıntı
Erkek, üretici ve yurttaş olarak topluluğa, işbölümünün yarattığı organik dayanışmayla bağlıdır, evli çift, geldikleri aile, sınıf, çevre ve ırkın belirlediği, aynı biçimde oluşmuş daha başka gruplara mekanik bir dayanışmayla bağlı toplumsal bir kişidir; ve bu kişiyi olanca katkısızlığıyla temsil etmek kadına düşmektedir...