K.K.K
Şehrin en sessiz sokağında, tabelası biraz eğri, camları buharla yarı örtülü bir kahvehane vardır: Kırık Kalpler Kahvehanesi. Buraya giren herkesin cebinde bir hikâye, bakışlarında yarım kalmış bir cümle taşır. Kapı her açıldığında içeriye sadece soğuk hava değil, insanların içinden dökülen suskunluk da girer. Burada çaylar biraz fazla demlenir, kahveler biraz fazla bekler; sanki zaman bile burada kimseyi aceleye getirmek istemez. Duvarlarda eski saatler asılıdır ama hiçbiri doğru zamanı göstermez. Çünkü burada zaman, kalbin kırıldığı yerde durur. Kahvehanenin en köşesinde her zaman aynı masa boş kalır. Kimse oraya oturmaz, sanki görünmeyen biri hep oradaymış gibi. Garsonlar o masaya çay bırakmaz ama yine de her seferinde bir bardak fazla koyarlar tezgâhın üstüne. Gelenlerin çoğu o masaya bakar ama gözlerini hemen kaçırır. Çünkü herkes bilir; bazı yokluklar, varlıktan daha ağırdır. İçeri giren herkes kendi kırığını fark eder burada. Kimisi bir mesajın yarım kalışını, kimisi bir vedanın ertelenmiş tonunu, kimisi de hiç söylenmemiş bir “kal” kelimesini cebinde taşır. Bu kahvehanede insanlar çok konuşmaz aslında. Konuşulan şeyler hep yarım kalır. Bir cümle başlar, sonra bir sigara dumanında kaybolur gider. Bir kahkaha atılır ama hemen ardından bir iç çekiş onu yakalar. Burada herkes birbirinin acısını tanır ama kimse sormaz. Çünkü soru sormak, yarayı açmak demektir. O yüzden burada en çok yapılan şey susmaktır. Susmak bile burada bir tür anlaşmadır; “Ben de kırıldım ama anlatmayacağım” anlaşması. Dışarıda dünya hızlı akar; insanlar yetişir, geç kalır, koşar, kaybeder. Ama Kırık Kalpler Kahvehanesi’nde her şey yavaşlar. Bir bardak çayın soğuması bile bir hikâyeye dönüşür. Buraya gelenler, bazen sadece bir nefes almak için gelir. Bazen de birini unutmaya çalışırken
Kimin tarafından yetiştirilirse yetiştirilsin, bir çocuğun küçücük evreninde en derinden sezilen, en ince algılanan şey, haksızlıktır. Çocuğa yapılan haksızlık küçücük bir şey olabilir. Ne var ki çocuk da, çocuğun dünyası da küçüktür; bu ölçüler içinde çocuğun tahta atı en iri küheylanların boyundadır. Büyük Umutlar Charles Dickens
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Allah’a iman, her aşkı mümkün kılar... Bu yüzden her an duayla O'na yönelin; ve asla unutmayın, her an dilediğini yapan yalnızca Allah’tır. "Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri sadece 'Ol!' demektir. O da hemen oluverir." (Yâsîn, 82 ) ___ /Güven Taşdemir
ALLÂHÜ TEÂLÂ’DAN HAKKIYLA KORKMAK
İbrahim bin Edhem (rah.) Hazretleri buyurmuşlardır ki: “Bir gün Allah dostlarından olduklarını anladığım bazı zâtlarla karşılaştım. Onlara, “Allâhü Teâlâ’dan hakkıyla korkmamı sağlayacak nasihat ve tavsiyede bulununuz.” dedim. Bana dediler ki: “Şu husûsları aklından çıkarma: • Çok konuşan kimsenin kalbi, gaflet içindedir, ona hikmet uğramaz. • Halkla çok haşır neşir olan kimse, ibadetin lezzetine nâil olamaz. • Dünyaya aşırı düşkün kimseler için sû-i hâtimeden (son nefeste imansız gitmesinden) korkulur. • Marifet nurundan mahrum olan kimsenin kalbi ölüdür. • Zâlim bir kimseye, zulmünde yardımcı olan, dinde istikamet sahibi olamaz. • Yaptığı ameller ile halkın rızasını arayan kimse, Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nâil olamaz.” MUHARREM AYININ BİRİ İLE ONU ARASINDAKİ NAMAZ Muharrem ayının 1’i ile 10’u arasında bir defa olmak üzere, 2 rekâtte bir selam vererek, 6 rekât namaz kılınır. Bu namaz, akşam namazı ile yatsı namazı arasında kılınabileceği gibi, bu vakitte kılınamadığı takdirde yatsı namazından sonra da kılınabilir. Namaza şöyle niyet edilir: “Niyet eyledim yâ Rabbi, senin rızâ-yı şerîfin için namaza. Herhangi bir komşumun ve din kardeşimin veya herhangi bir kimsenin bana hakkı geçmiş ise bu hakkın ödenmesi için. Allâhü Ekber...” 1. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Âyetü’l-Kürsî, 11 İhlâs-ı şerîf. 2. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 10 İhlâs-ı şerîf. 3. Rekâtte: 1 Fâtiha-i şerîfe, 1 Tekâsür Sûresi (Elhâkümü’t-tekâsür...), 11 İhlâs-ı şerîf.
Din
Günaydın
DE GÜLÜM De gülüm! De ki: ela bir günde geleceğim İstanbul darmadağın olacak, saçlarım darmadağın. Hepsi, darmadağın! Üzülme gülüm! Toparlanacağız, birlikte, ayağa da kalkacağız, yürüyeceğiz de gülüm hem de çelikten toprağını dele dele hayatın! De gülüm! De ki: bitmiştir umut, bitmiştir sevgi, bitmiştir güven! Güven bana gülüm! Sana bitmemişliği öğretecek, tattıracaktır hasretten-hakikatten değiştiren yüzüm! Göreceksin gülüm! Bekle! hırslarımız, acılarımız gitgide ihanetlere hainlere, ezilmelere alışacak.. Göreceksin-sevinçten ağlayacaksın gülüm-ki işte o vakit bana-doğrudur! Şair olmak, seni sevmek pek çok yakışacak! Bak! Şiirler var, mektuplar var, çocuklar var, sokaklar var, kediler! İnan bana gülüm, ölüm yok bir tek! ölüm yok bize! Ölüm inananlar için sessizce kara kaplı kitaplardan çıkartılacak.. göreceksin gülüm! Bekle! Göreceksin! Artık hiçbir insan, hiçbir kavga ve hiçbirimiz bu dünyada, yapayalnız, umarsız kalmayacak! Küçük İskender
Alıntı
Düşünme Nedir?
İnsan, yalnızca yaşayan bir varlık değil, aynı zamanda yaşadığını fark eden bir varlıktır. Onu diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri de genel olarak olup bitenleri anlamlandırma, sorgulama ve yorumlama yeteneğidir. İnsan, dünyanın gözünü açtığı andan itibaren duyar, duyar, hisseder. Fakat bütün bunların ötesinde düşünürler. Düşünmek, insanın kendisiyle, ortamıyla ve varlıklarla kurduğu en derin ilişkinin adıdır. Yaşamın içinde çoğu zaman düşünmenin ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark etmeyiz. Oysa bir sabah verilen küçük bir karardan, bir toplumun bireylerine büyük tercihlere kadar her şey düşünme faaliyetinin ürünüdür. İnsanın bazen geçmişini okuyabildiğini, bazen bugününü değerlendirdiğini, bazen de sürdürmesini inşa etmek için düşünür. Bu alanı düşünme, yalnızca zihinsel bir faaliyet değil; insanın varoluşunu anlamlandırma çabasıdır. Düşünün, en genel anlamıyla bireylerin karşılaştığı olaylar, koşullar ve değerlendirmeler, bunlar arasında yazılımların kurulması ve yaşanması sürecidir. Ancak düşünmeden bundan çok daha fazlasını ifade eder. Düşünmek; bilgiyi sorgulamak, karşılaştırma yapmak, analiz etmek, yorumlamak ve bazen de şüpheyi sağlamaktır. İnsanın zihni, karşılaştığı olay olduğu gibi kabul etmez; onu anlamlandırmaya çalışır. İşte düşünmenin özü de burada ortaya çıkar. Felsefe tarihi boyunca düşünme, insanın en temel yetisi olarak ortaya çıkmıştır. Aristoteles, insanın “düşünen varlığı” olarak kayıtlıken aslında insanın aklının varlığının gücünü vurgulamaktadır. Yüzyıllar sonra Seneca'nın “Düşünmek, yaşamaktır.” sözü de aynı hakikatin farklı bir ifadesi olarak ortaya çıktı. Çünkü düşünmenin olmadığı yerde yalnızca biyolojik bir varoluş vardır; anlamlı bir hayat ise ancak düşünceyle mümkün olur. İnsan düşüncesinin iki temel yolunda
Duygu ve Düşünce