İlk Haçlı Seferi başarıya ulaşmış olsa da sonraki süreçte uğranılan başarısızlıklara rağmen hareketin devamı için sürekli vergi toplanması, Papalık sarayının lüks ve israfının artması tepkilere yol açtı. Halk arasında kiliseye olan güven azalırken Papalık siyasi gücünü kaybetmeye başladı. Önceleri Haçlı Seferi'ne katılma yemini eden ama bu yemini yerine getirmeyen kişilere para karşılığında kefaret ödeme imkanı tanındı. Fakat bu uygulama zamanla 'günahların parayla bağışlanması' adı altında yaygınlaştı. Neticede, itibarı azalan papalar Avignon'da sürgün hayatı yaşamaya mecbur kaldı.
Sayfa 181·Kitabı okudu
Alıntı
Faysal'ın Arap isyanı 5 Haziran 1916'da başladı ve bir efsaneye dönüşmesine rağmen, Hicaz dışındaki Araplar üzerinde çok az bir etki bıraktı. Cemal 1915'te Mısırlıların genel bir isyana kalkışacağını beklemiş, İngilizler de 1916'da sultanın Arap tebaası arasında bir isyan çıkmasını ummuşlardı. İkisi de gerçekleşmedi. Osmanlı ordusundaki Arap milliyetçi askerlerin Faysal'ın ordusuna katılması söz konusu oldu, ancak, nüfusun geri kalanının onların adına başlatılan bu isyanı nasıl karşıladığına dair pek fazla görünür işaret yoktu. Hisleri ne olursa olsun, şehirdeki nüfus sessiz kaldı. Bu kısmen Cemal'in Arap yetkililerin ve erlerin çoğunu Dördüncü Ordu'dan Gelibolu ve Rusya cephesinde görevlendirmek için transfer etme politikasından kaynaklanmış olabilir. Onların yerine muhtemelen daha sadık Türk birlikleri koydu. Ayrıca Cemal Paşa binden fazla Suriyeli ileri gelenin Anadolu'ya sürülmesini emretti.⁵⁴ Elbette, sansür rejimi Suriye'de çok güçlüydü ve isyancıların halk tarafından desteklenmesi için çok az imkân vardı. Şehirlerin dışında, Trans-Ürdün bölgesindeki bazı kabileler Osmanlı davasına sadık kalırken, Arabistan'daki İbn Suud hanesine sadık olan kabileler tarafsız kaldı. Irak'ta İngilizlere karşı zaten savaşmakta olan Bedeviler de eklendiğinde, sultanın yönetiminin devamı için İngilizlere karşı savaşan Araplar, onun devrilmesi için savaşanlardan daha fazla idi ve bu tahmin seçim özgürlüğü olmayan binlerce askeri içermiyor.
Sayfa 237·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Türk milletinin milli ülküsü olan Türkçülüğe son elli yıldan beri hükümetler eliyle darbe indirilmeseydi, bu ülkü, bütün milletlerde olduğu gibi beslenseydi bugünkü manevî huzursuzluk asla görülmeyecek; millet, düşman kamplarına ayrılma-yacaktı. Türkçülüğe vurulunca onun yerini maddî veya manevî mükafatlar vadeden komünizm, particilik, nur-culuk, süleymancılık, ümmetçilik, masonluk, kozmopo-litlik aldı. Bir de Kıbrıs davasının kritik günlerindeki şahane millî birlik manzarasını düşünün. Bu manzara millî ülkünün bir milleti nasıl şahlandırdığına, nasıl güç-lendirdiğine en büyük tanıktır. Türkçülük itilip, Türkçülere faşist, kafatasçı falan denilmeye başlayınca Türkistan Türkleri dramını umur-samayanlar Lumumba'ya, Guevara'ya, Vietnam'a des-tanlar yazmaya başladılar. Hatta Türklüğü inkâr ederek bizim, Hititlerin devamı olan, dil bakımından Türkleşmiş bir Anadolu milleti olduğumuzu iddia ettiler. Bütün bu anormal davranışlar taraftar kazanıyordu. Çünkü milleti kenetleyen tutkal eritilmişti. Bu şartlar altında birisi çıksa da: "Türkçe geri bir dil-dir. Bu dille yüksek bilim, felsefe ve edebiyat yapılamaz. Onun için resmî dil olarak Fransizcayı kabul edelim" deyip bir dernek kursa bu derneğin yüzlerce, belki bin-lerce üye bulacağına hiç şüpheniz olmasın. Zaten 1932 yıllarında, şimdi ölmüş olan bir profesör, ortaya böyle bir iddia atmıştı.
Sayfa 122 - Ötüken, Nisan 1968·Kitabı okuyor
Kendini anlayabildiğini söyleyen yalan söyler. Kim olursa olsun. Kendinin kim olduğunu öğrenmek için birilerine para verenler var bu hayatta. Empati, sempati, ne de havalı kelimeler. En iyi niyetli düşünce bile bencil. Kendi söküğünü dikemeyen benciller güruhu. Kendini tanımadan, başkalarıyla ilişkilerine isimler takan zavallılar. “Başka türlü tarif edemeyiz.” Yapma ya! Siz kimsiniz? Buyurucular, biliciler. Cevap verin bakalım; neden bu genç yaşında ölüm hastalığına yakalanır güzel abim? “Kendine iyi bakmadı, har vurup harman savurdu.” Yav, ben kendini anlamaktan bahsediyorum, kendine bakmak nedir? Bir aynanın karşısına geç, bak bakabildiğin kadar. Geçer mi böyle ömür? Ben böyle görmedim, böyle öğrenmedim ayrıca. “Hayatın devamı, değişen koşullara ayak uyduranlara bağlı.” Lan, sizin yaşınız kaç? Yüz falan olsa gerek di mi? Anlaşılan bugünden yarına değişebilecek kadar da oynaksınız. En büyüğümüz bile o yaşın yarısını biraz geçmiş. Sizin bu asırlık bilginize yetişmemize daha çok var. Ayıp olmuyor mu? Bir yandan bin yılların kadim öğretisine kısa bir ömürde erişmemizi isteyin, öte yandan o öğretiyi hemen unutmamızı… Mağazasınız lan siz! Birçok şubesi olan “Atalar” mağazası…
Sayfa 32·Kitabı okuyor
Duygu ve Düşünce
Firavunun gafleti
Firavun yakaladığını düşündüğü sırada İsrail halkının önünde bir kaçış yolu olarak denizin yarılıp açıldığını gördüğünde onu açılan denize doğru yürüten düşüncesi merak konusudur.Tevrat’ta bu anlamda kesin bir ifade olmamasına rağmen Kur’an ayetindeki bildirimden firavunun ordusuyla birlikte karşı kenara geçme çabasında olan İsrail halkının peşinden deniz ortasında açılmış yola tereddütsüz girdiği anlaşılmaktadır.İki yana çekilmiş ve karşı kenara yol veren deniz olağanüstü bir görünümü ifade etmektedir. Ancak Kur'an anlatısına göre bu olağanüstülük karşısında firavun şüphe duymaksızın bu bilinmez yola girme cesaretini göstermiştir. Bunun en ikna edici izahı, firavun tarafından bu işin de Hz. Musa eliyle yapılmış bir sihirbazlık olarak düşünülmüş olmasıdır. Zira Kadim Mısır'ın sihirbazlık uygulamaları arasında derin suların açılarak dibinin görünmesine benzer sihirler sergilenmiştir. Hatta bu tür sihirsel uygulamaları anlatan öyküler yazılı metinler olarak kaydedilmiştir. Kadim Mısır sihirbazlık geleneğinde, fizik kurallarının aksine suyun iki yana ayrılarak ortasından yol açıldığı ve zemine kadar rahatlıkla ulaşıldığına ilişkin örneklerden bir tanesi, Hz. Musa eliyle Kızıldeniz'in yarılmasına benzer şekilde sihirsel bir anlatı olarak yazılmıştır. Anlatının yer aldığı Westcar Papirüsü'nün Çıkış'ın öncesinde, muhtemelen XII. Hanedanlık döneminin (MÖ 1939-1760) son yıllarında kaleme alındığı tahmin edilmektedir. Papirüs, Mısır'ın IV. Hanedanlık döneminde (MÖ 2543-2436) iktidar olan Kral Snefru'ya (MÖ 2543-2510) dair bir öyküden bahsetmektedir. Öyküye göre bir gün Kral Snefru'nun canının sıkkın olduğunu gören khery hebet rahibi Djadjaemankh, krala mutlu olacağı bir öneride bulunur. Ona, küreklerini haremindeki genç kadınların çektiği bir sandal ile gölde bir gezintiye
^{104} Storytelling: An Encyclopedia of Mythology and Folklore, "Papyrus Westcar", ed. J. Sherman (New York: Sharpe Reference, 2008), 357-358.·Kitabı okudu
Din
"TİLKİ GÜNLÜĞÜ"YLE TANIŞMA ve AHMED BERKÎ...
(...) Tilki Günlüğü’nden ilk defa 1990 yılı ortalarında haberdar olduk. İBDA Mimarı, “Nokta” dergisine verdikleri ünlü mülakatta, bu isimli bir eser hazırladıklarını, “yüzyılımızın topoğrafya haritası”nı çıkaracaklarını belirtmişlerdi. Yâni, yüzyılımıza âit herkesin ve her şeyin hâlinin hakikatin hakikatine göre izahını yapacak, eğrisini doğrusunu gösterecek bir eser… Bu yönlü bir beklenti içine girmiştik. 1991 yılının Eylül ayında KİP Lokalinde verilen bir resepsiyonla Tilki Günlüğü’nün birinci cildi okuyucu karşısına çıkınca, doğrusunu isterseniz, neye uğradığımızı bilemedik. Ben, neler hayâl etmiştim, tam olarak söyleyemem ama, herhâlde eseri görünce, zavallı hâlimin nasıl tuzla buz olduğunu tahmin edersiniz… Büyük bir heyecanla elime aldım, okumaya çalıştım. Ama bu Türkçe değil mi? Türkçe… O hâlde neden ilk sayfasıyla son sayfası arasında -biraz mübalağayla- tek kelimesini olsun anlayamıyorum? Daha önce gördüğüm hiçbir esere benzemiyordu da ondan… İBDA Mimarı’nın sözleriyle ilk karşılaştığım daha genç bir yaşımı hatırlıyorum: “Allah’ım, bu insan sözü olamaz!..” Böyle aşırı bir şaşkınlık geçiriyordum. Neyse ki, bazı tevafuklar imdadıma yetişti ve eseri benim için -anlamasam bile- olağanüstü cazib kılmaya yetti. **Tilki Günlüğü’nde beni ilk sarsan şey, tarihler oldu. Niçin 17 Ağustos 1990 tarihinde başlıyordu? Bu tarihin benim için özel bir anlamı olmasıyla bir ilgisi var mıydı? Hani Faust’ta Faust ile Margarit’in karşılaşma sahneleri vardır ya; daha doğrusu Faust’un Margarit’i görme sahnesi… Tutulma, çarpılma, sendeleme; öyle bir şey… Öyle bir şey uyandırdı bu tarih bende; ve ardı sıra başka tarihler… Bilirsiniz, Tilki Günlüğü’nün birinci cildi 17 Ağustos 1990 tarihinden başlar ve tarih olarak iki yönde ilerler: Birincisi, geriye doğru, bazen 1983’e
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 9, Nisan 1998), DANTE'NİN YOLCULUĞU -II- (İlâhî Komedyadan Tilki Günlüğüne)
Akademya Yazıları