• 464 syf.
    ·6/10
    Ne naz yaptın be Sean! Valla sürekli istemem yan cebime koy tavırları beni delirtti. Kızı sürekli nişanlısına gönderme çabası bir süre sonra aşırı itici oldu. Baştan beri bu aşka sahip çıkacak yürek hiç olmadı Sean'da. Sonlara doğru belki biraz. Bu roman mutlu bittiyse kesinlikle Eleanor'un yüzü suyu hürmetine güzel bitti. Kızda peygamber sabrı mı var desem yoksa gurursuzluk, yüzsüzlük mü var desem bilemedim. Ben Eleanor'un yerinde olsam yüz kere Peter ile evlenmiştim. Çocuk dibine kadar seviyordu Eleanor'u. Sean hiç çabalamadı. Hep ilk pes eden oydu. Kızı paramparça edecek şeyler söyledi. Tamam geçmişte travma yaşadın ama insan kendine bir çeki düzen verir, korkak olmaz, aşkına sahip çıkar. Kitabı okudum ama sonunda neler olacak merakıyla okudum. Yoksa imrenilecek bir aşk hikayesi yoktu. Yazar çocukluk aşkı konusunu biraz harcamış bence. Çocukluk aşkı dediği masum olur. İçinde sadakat olur. Sean daha ufakken başlamış samanlığa kız atmalara. Durduk yerde ben macera arıyorum dedi çekti gitti sonra birinden çocuk peydahladı evlendi. Bu mu yani çocukluk aşkı? Michael olayı kabak gibi belliydi zaten. Sonuç olarak çok beğenmedim.
  • Madem insan kulağından beslenir ve kainat asla boşluk kabul etmez.
    Ey garip sen de vücudun ülkesini boş bırakmayıp ateş-i aşkla âh eyle dem be dem.
    Seyahat ediniz ki tertemiz olasınız zira suyun bile bir yerde çok kaldığında tadı, rengi, kokusu bozulur, güzelliği kaybolur.
    O gül yaprağı toprağa düştüğünden beri yüreğimiz kor, içimiz Kerbelâ bizim.
    Hala bu yüzden Hüseyin adını duyunca asırlardır susuyoruz, dudaklarımız bu yüzden derin derin çatlıyor akıp giden suları gördüğümüzde peşi sıra garip çobanlığımız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanların, diğer insanları ancak kendi menfaatlerine uyacak kadarıyla anladığı zamanlarda siz öyle bir kazanın ki kimseyi yenmiş olmayasınız.
    Zenginliğin çok vermekde olduğunu unutan birine rastlarsan sual basit:
    Ne yapmış da zengin olmuş?..
    Zengin olmuş da ne yapmış?..
    Hata suya benzer, yayılmaya hazırdır. Gerçekler kaya gibidir ayağına gidilmeyi bekler.
    Oysa tesiri su gibi temizleyicidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlaç, ilaç olarak kaldıkça tesirsizdir.
    İçildi mi varlığından geçer.
    İşte o zaman tesir eder, kelimeden, ahvale aşk ile şifa bulasınız ya huu
    Ey can!..
    Kimi, nerede aradığına dikkat et!..
    Zirâ kendinde olanı aramak, kendinle arana mesafe koymaktır.
    Kaldır perdeyi aradan ya huu.
    Bu yüzden hala sürüyor savaşlar içimizde, bizi birbirimize esir eden.
    Ne istediğimizi bilmeden ardına durduğumuz saflar, kimin yanında olduğunu bilmeden yürüdüğümüz yollar bu yüzden.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tut ki yoldan uzaktayım, uykudayım, gafletten uyanamamışım.
    Ama uyuyanlara da gizli bir seyir bağışlamaz mısın Sen!..
    Dervişlik, ölüme hazır olma sanatıdır.
    Kurt kuzuyu yerken tarafsız kalmak, kurdu tutmaktır.
    Her insan mutlu olamaz.
    Çünkü gereğinden fazla özler dünü, hak ettiğinden fazla düşünür yarını ve hiç haketmediği kadar bilinçsizce yaşar bugünü!..
    Nîmetleriyle sizi beslediği için Allah’ı sevin.
    Beni de Allah sizi sevsin diye sevin.
    Ehl-i Beytimi de beni sevdiğiniz için sevin…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sadece her şeyi kaybettikten sonra özgür olabilirsin.
    Biz Kerbelâ’yı anlayamadığımız için kanı dinmiyor toprağın.
    Hastalıktan dert yanma! Hak seni kayırıyor, günahtan uzak tutuyor, nefsi azgınlıktan, ömrü israftan koruyor. Şükret ki musibet nimet olsun!..
    Vakit her zaman saatle ölçülmez.
    An gelir tesiri b/aşka başkadır.
    Vuslatı bekleyen aşığa, sabahı bekleyen hastaya, ölümü bekleyen yaşlıya sor.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Derviş, kendi hazzından fâni olandır. Sofrada bulunması dâhi ailesi fertlerini iştaha getirmek içindir, işkembeyi şişirmek için değil ya huu.
    Hayat seni güldürmüyorsa espriyi anlamamışsındır demektir.
    Rıza mazharıyla hoş olam dersen; dilin tut, sözün yut seyretmeye bak.
    Duanın muhatabı aslına mayalaması niyetiyle huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kimsenin öldüğü yok, yaşadığı da; herkes biraz var o kadar.
    Küçücük hırslarımızın ardında yitip giden kayıp zamanlarımız bu yüzden!..
    Sürahi eğilir, bardak değil. Derin olan, dolu olan, usta olan boyun büker, çırak değil.
    Derdini sıkı tut.
    Şikayeti bırak.
    Alıştığın derdi alır yenisini verir hepten berbat olursun…
    Verdiğine razı eyle ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk yolunu seçtik sanırdık meğer yolun sahibi layık bulduğunu tercih edermiş.
    Akansu gayriyatları kenara atarmış.
    Katremiz ummana erdir ya huu.
    Ölümden şüphen mi var?..
    Ey gömül uyuma!..
    Öyleyse uyku gibi ölüme de mahkumsun.
    Dirilmekten şüphen mi var?..
    Uykudan uyanma!..
    Demek uyandın; dirileceksin!..
    Büyük hakikatler uğruna serden geçenlerin, yürek yükü iman olan şehitlerin vuruştuğu yerdir, aşk.
    Şems vakti secdede duruşuyla asil, mücadelesiyle onurlu.
    Ölümü bir kutlu izzet, zalimlerle yaşamayı bir rezil zillet sayanların yurdudur, aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğan, isterse sütbeyaz ve eşsiz olsun; fare avladıktan sonra bayağıdır.
    Dön bak aynaya neyin peşindesin; unutma talebin ne ise o’sun sen!..
    Tut ki beklemiyorum seni.
    Vuslat ümidiyle yanmamış buluşma özlemiyle ölmemişim.
    Fakat her taşın güneşten bir payı yok mu?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aklına gelen bütün ihtiyaçlarını bir alışveriş merkezinde giderebilen bir insan.
    Kafdağı’nın ardında neyi arasın?..
    Dervişlik, hoşgörü yoludur.
    Ama neyi hoş görelim?..
    Ne hoş ne değil?..
    Nefse hoş gelenlerin hoş görmek değil.
    Hakkın hatrını hoş tutmaktır yolumuz.
    Âlemden maksat: bir kâmil insanı meyve vermesi, insan’dan maksat ise o demin gelmesidir.
    Hakikat sancısı çekenlerin demleri ziyâde ola ya huu.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Cihad, beden ülkesine ruhu hakim kılmak içindir.
    Cihandaki savaş ise delilerin ellerindeki kılıçları alsınlar diye müminlere! farz olmuştur.
    Ey can, gönlünden aşka bir yol aç.
    O bahar gibi su gibi hoştur.
    Duru su, aya ayna tutar.
    Aşk baharının rüzgarı esince kuru olmayan her dal sallanır.
    Seherlerde dost sesiyle uyananlarla aşk.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Kur’an’ın, doğanın, yaşamın, tarihin özü hep tekrardır; doğruyu, iyiyi, güzeli tekrarlamaktan çekinme.
    Güneş kendini tekrardan çekiniyor mu?..
    Âşık olmak değil olmamak hastalıktır.
    Herşeyin birşeyini birşeyin herşeyini bileceksiniz!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bilinçsiz eylem âdettir, ibadet ile âdeti ayıran niyettir; unutma niyetin kadar varsın!..
    Hz. İbrahim’in oğlunu kurban etmek isteyişi bir düş uğrunaydı, düşün yoksa o bıçağın elinde işi ne?..
    İşinde tedbirli davranmayanın gönlüne ağırlık çöker.
    Hak varken haksızlık yapamaz kimse.
    Yaptığını zanneder o kadar!..
    Elma çürüyor, yaprak sararıp dökülüyor, çiçek soluyor, vadesi dolan gidiyor.
    Her şey, hayatın gidişatının ne tarafa doğru olduğundan bir haber.
    Ömür; insan, kalıbının içini insanlıkla doldurabilsin diyedir…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsanlar sevilmek, eşyalar ise kullanılmak içindir.
    Huzursuzluğun nedeni; eşyaların sevilmeleri, insanların kullanılmalarıdır.
    Yaşamın gizemi yalın oluşundadır. Bu yalınlığı din kutsar, bilim sınırlar, sanat betimler, felsefe yorumlar.
    Ne garip bir idraksizlik!..
    İnananların çoğu Allah’a inanmıyormuş gibi umursamazlar, inanmayanların çoğu Allah’a inanıyormuş gibi rahatlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Uyanık olasın; tecrübe zamanla birikiyor, enerji zamanla azalıyor.
    Tecrübe yavaş birikiyor oysa zaman gittikçe hızlı akıyor.
    Yalnızken ne kadarsak o kadarız aslında.
    Gerisi bize ait olmayan teferruatlar.
    Mutluluğun önündeki en büyük engel: çok fazla mutluluk beklentisidir.
    Durduğunuz pozisyonun doğruluğunu veya yanlışlığını anlamak istiyorsanız, yanınızdakilere ve karşınızdakilere bakınız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Eğer kısa cümleler kuruyorsa insan, uzun yorgunlukları vardır sadece…
    Kırılmak istemiyorsan kimseye “ayna” olma!..
    Aşıkların sözlerini alıp satan aşık mıdır?..
    İçini görmez sarayın vasfeder duvarını…
    Menfaat yaşamak, ahlak ise yaşatmak ister.
    Bir arada asla barınamazlar.
    Namaz camiden çıkınca, Hac Kabe’den dönünce, Oruç Ramazan bitince başlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İşte benim özlemim bu!..
    Melekler uçabilirler çünkü kendilerini hafife alırlar.
    Denizde dalga, dünyada dert bitmez.
    Sen rahatı iç dünyanda ara.
    Dışardaki çalkantıya aldanmayıp içine bak!..
    Saklı inci, kendi derinliklerinde…
    Kanıta ihtiyacı olmayan doğallığın adıdır içtenlik.
    Biraz samimiyet lütfen…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah deldiği boğazı aç komaz!.,
    Yiyebileceğin aşı, yapabileceğin işi yap.
    Her tencereye köz, her pencereye göz olma!..
    Gece uzundur, uykunla kısaltma onu; gündüz ışıktır; günahınla karartma onu.
    İnsanın iç acılarının toplamı, Yaradana uzaklığı kadardır!..
    Müslümanlık ince insanlık, dervişlik ince müslümanlıktır.
    Derdi olan insan okur, derdi olmayan da okuyarak dert sahibi olur.
    Asıl mesele bir derdinizin olmasıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İlkin gezginliğe çıkman gerek ancak sonra yurduna dönebilir o zaman da ötekileri anlayabilirsin.
    Öteki gören gözle en uzun yoldur insanın içi…
    Hayatın ayarlarıyla oynamalı diyenlere not:
    Yavaşlayarak önce hızdan, sonra hazdan vazgeçilecek.
    Allah insanı ümit diye yarattı.
    Ümit diye yaratılan ne Allah’ın ümidini boşa çıkarır ne Allah’tan ümidini keser.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ey tâlib-i canan, bu yoldan nasibin: zaruret olmadıkça yememek, uykuya mağlub olmadan uyumamak, mecburiyet olmadan konuşmamak kadarıncadır.
    Gam yeme seni ölümden ecelin; kederden de kaderin korur.
    Sizden birinin hâlini sorarlarsa tek bir iyi hâlini biliyorsanız onu söyleyiniz.
    Kimsenin eksiğiyle uğraşmayın rahat edersiniz.
    İnsanlardan beklentiyi azaltmak demek dertleri azaltmak demektir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Çünkü dert tuzağının lokması talep etmektir.
    Madenleri tanımıyorlar.
    Mahçup ve üzgün vakitlerdeyim.
    Bitkileri tanımıyorlar.
    Hayvanları tanımıyorlar.
    İnsanı tanımıyorlar.
    Güyâ Allah’ı tanıyorlar.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Sen susturmayı bilmezsen hayat seni hep lafa tutar.
    İnsanı düşkünlüğe uğratan dört şeydir!..
    Çok düşman, hesapsız borç, sayısız iş, kalabalık aile.
    Ey Rabbimiz!..
    Dindarlarımıza din ve irfân nasip et.
    İtaati öğren.
    Yalnız kendinden yüksek tempoya uyan kimse hürdür.
    Bir hakikati yok etmek istiyorsan ona “iyi” saldırma, onu “kötü” savun!..
    İçimizdeki ses sustu, tüm bağrışımız bundan!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hak’tan adâlet değil, rahmet, kullardan rahmet değil, adâlet istenir.
    Kelime, Arapça “yara izi” demektir. Ağzımızdan çıkan kelimeler muhatabımızda iz bırakır, yara açar. Kelimeyi süz de söyle!..
    Oruç, ruhun, madde üzerindeki zaferini ilân için verdiği bir savaşın adıdır.
    Az olup kâfi gelen, çok olup da oyalayan(nimetin şükrünü unutturan) şeyden daha hayırlıdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Yaradanın iradesine teslimiyet, insanların iradelerine karşı bağımsızlık demektir.
    Yazışmak, kavuşmanın iki türünden biridir.
    İyilik yapma fırsatı olmuş da yapmamış insan, kötülük etmiştir.
    Ölüm, biriktirdiğimiz şeylerin altında kalmak olmalı.
    Sütten çıkınca bütün kaşıklar aktır, mühim olan çıktığın sütü ak bırakmaktır.
    Allah’ın verdikleriyle değil, vermedikleriyle meşgulüz.
    İşte budur çektiğimiz çilenin sebebi…
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Adamın çirkinliğini, yüzüne karşı ancak ayna söyleyebilir.
    Çünkü ancak onun yüzü serttir.
    İhsan ve nimetleriyle Allah’a yönelmeyen kişi imtihan zinciriyle O’na doğru çekilir.
    Güzel deyince aptalın aklına kadın gelir, abdâlın aklına güzel!..
    “Ne derler acaba?” diye kahrolası bir put vardır.
    Dualarının kabul olduğunu görmek istiyorsan, başkaları için dua et!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aslı olanın tekrarı olmaz, devamlılığı olur.
    Ey tâlip, senin O’ndan istediklerinin en hayırlısı, O’nun senden istedikleridir.
    Kendini görmediğin her yerde Allah’ı görebilirsin!..
    Baharı yaz uğruna tükettik, aşkı naz uğruna ve papatyaları seviyor sevmiyor uğruna derken “ömrü” tükettik bir hiç uğruna!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan kalbini koyduğu yerde, kalıbını koyduğu yerden daha fazla vardır.
    Az bilmek için çok okumak gerekir!..
    Yalnızca durgun sular yıldızları yansıtır o halde durul artık.
    Dünyada her şeyin bir ölçüsü vardır, sevginin ölçüsü de fedakarlıktır.
    Fedakarlık yapmayanın sevgisine inanılmaz.
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Her varlığın bir gıdası vardır.
    Muhabbetin gıdası izhârdır.
    Sevdiğini göstermek, ortaya koymaktır.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Olmuş olan, olacak olanlar arasında en hayırlı olandır.
    Kuş kafeste doğarsa uçmanın bir hastalık olduğunu düşünür.
    Bir saatin sarkacında sallanıyorum.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Geçmişi hatırlamayanlar, onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar.
    Nefs ile ona muhâlefet ederek, şeytan’la Allah’ı zikr ederek, dünya ile kanaat getirerek savaşabilirsin!..
    Doğa gibi teknoloji de asıl gücünü, nimetlerinden yararlanıldığında değil, mahrum kalındığında gösterir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bütün gelişler fânidir, gidişler zamansız, sonsuz.
    Meğer mutlak olan hasret imiş.
    İçinde bu kadar çok nefret biriktirme!
    Bil ki nefretin bütün uçları keskindir ve iç kanama diye bir şey var!.
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tövbeni bozmaktan vazgeçerek bir daha tövbe et; arayanı bulurlar elbet.
    Kalbinizi ve sesinizi yumuşatın.
    İnsan ancak anladığı şeyi duyar.
    Vücudun rahatı az yemekte, ruhun rahatı az günahtadır.
    Sünnet olan, “hiçbir çamurun üzerimizde iz bırakamayacağı kadar emîn insan olabilmektir.
    Kendimizden emin miyiz?..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Aşk dediğin çiftleşmek değil “tek”leşmektir.
    Kaybettiğin takdirde üzüntüsünü çekeceğin şeylerin arayışı içinde olmayasın!..
    Gölgeler gözünden kaybolduğunda gölge sahibi gözüne görünür olur.
    Neyi arıyorsan osun sen; insan, zamanı durdurmak istediği yere aittir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ya gel, ol ve git ya git, ol ve gel..
    Öfkeyi yutmak özür dileme zilletinden daha iyidir.
    Ne garip üstteki taşı koyarken alttaki taşı küçümsemen; o olmasaydı çökerdi kulen!..
    Az yemek lâzım…
    Ecük yersen o seni taşır, ecük fazla yersen sen onu taşırsın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah’la bağlantısız her şey tüketilir; tüketilen her şey ise sıkıcıdır.
    İnsanın kalbine sığabilene “kâinat” denir, kâinata sığamayana ise “insan
    “Kendine bir çeki düzen ver” dedi meczûb, “ayna sana bakıyor!..
    Gerçekte kim olduğunuzu bilmek isterseniz; dilinizden düşürmediğiniz büyük iddialara değil, gelip geçerken günler, habersizce çekilmiş bütün o fotoğraflarda neyin parçası olarak göründüğünüze bakın!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir kehribar tesbih dedi meczûb beni sürekli kendine çekiyor…
    Câzip insan olasın ya huu.
    Teslimiyet pazarlıksızdır.
    İhlas endişesizdir.
    Samimiyet gösterişsizdir.
    Bu ülkede insanlara din yerine kültürü, ahlak yerine bilgisi, öğretildi.
    İnsanoğlunun elindeki tek iktidar “duâ” dır.
    Satın alınabilen her şey değersizdir.
    Günah, “senin” varlığından! meydâna gelir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Güneşe arkasını dönen gölgesinin peşinden yürür.
    Neyin peşindeysen zamanla ona benzersin.
    Huzur mu istiyorsun; az eşya, az insan!
    Yavaşla, bu dünyadan bir defâ geçeceksin…
    Emanete ihanet etmeyen herkes güzeldir.
    Zayıfının, güçlüsünden hakkını alamadığı bir millet Allah’ın himâyesinde olamaz!..
    İyilik yapar gibi görünme, iyilik yap, görünme!..
    Tevâzu göstermek de ne oluyor, mütevâzı ol, görünme!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Ölmek istemeyeceğin yerde bulunma.
    Başkalarının hayatından ders alın.
    İnsan, bütün hataları kendi yapacak kadar uzun yaşamıyor.
    Ne mutlu insanım diyene, insan kalabilene!..
    Bölüşerek tok oluruz, bölünerek yok oluruz.
    Biraz âşık olmak “biraz hamile kalmak” kadar saçmadır.
    Sözümüzün değil, nazımızın geçtiği insanlar dostlarımızdır.
    Bu dünyaya “cemâl” görmeye, “kemâl” bulmaya geldik,
    görenlere ve bulanlara selam olsun!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiçbir şey yozlaşmadan popülerleşemez!..
    Kendini gören Allah’ı göremez!..
    İnsan Hakk’ın zâhiri, Hakk insanın sırrıdır.
    Kader, gayrete âşıktır.
    Uçmak istiyorsan, seni aşağı çeken herşeyi bırak.
    Amelde temenninin ilâcı ümit, ilimde hüsrânın şifâsı irfândır.
    Lokma, geldiği yere hizmet eder!
    Kendinden başka eksiğin yok!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    İnsan yanındakinin kıymetini bilemiyor; gözün gönle ihânetidir alışmak!..
    Aşk ateştir; eritir, kavuşturur, bütünleştirir; birleştirir!..
    Halvet der encümen: çağın içinde ama ağın dışında; hayatta ama dünyada değil!..
    Kendi nefsinde göremediğin bir ayıbı başkasında görmen ne büyük ayıptır.
    Gözler sadece zihnin algılamaya hazır olduğu şeyleri görür.
    Gündemi takip ediyorum ama içime çekmiyorum!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Unutma her azizin bir geçmişi, her günahkarın bir geleceği vardır, hâle bakıp yargılama!
    Hased, başkasının balını kendi ağzına zehir etmektir.
    Her şey olmaya çalışmak, bir şey olabilmenin önündeki en büyük engel!.
    Hatırlamak için yavaşlar, unutmak için hızlanırız.
    Göz açıldıça ruh perdelenir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Allah, uçamayan kuşa alçacık dal verir.
    Herkesin bir mesleği olmalı, bir de meşgâlesi.
    O meşgâle bütün kültürümüzdür.
    Vicdân, Allâh’ın kalbimizdeki sesidir.
    Kurtuluşunu hangi ele bırakmışsa insan, mahvının da aynı elden geleceğini bilmelidir.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Tahterevalliye tek başına binen aşağıda durmayı hak eder.
    Sevgili Dost!..
    Gel ve Yüksel!..
    Allâh, insanı iddiâsından vurur.
    Duaların yerini hayaller aldığından beri zarardayız.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Mezara girmeden gerçeği görmeye çalış, karanlıkta gözü açmak bir işe yaramaz.
    En son, acele etmeden, hayret içerisinde, gökyüzünü ne zaman seyrettiniz ?
    İnsan için önüne çıkan bütün yollar “yürünebilir” ise o insan artık kaybolmuştur.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Gelenek küllere tapmak değil ateşi korumaktır…
    Kalp deniz, dil kıyıdır.
    Denizde ne varsa kıyıya o vurur.
    Testide ne varsa dışına o sızar.
    Sabır, hîlesi olmayanların hîlesidir.
    Ümit, fitili yanan sabırdır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Dalında güneş görmeyen yemişin, dilinde hiç tadı olmaz.
    Meğer yiğidin hası tenhada beyaz baldırla ya sarı mangırla
    başbaşa kalmadan belli olmaz imiş.
    Dinleyen susuz ve talepkâr olursa vâzeden ölü bile olsa söyler.
    Allah’ı kendinden ayrı gören, nefisten başkası değildir.
    Utanmadıktan sonra dilediğini yap!
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün!..
    Eğer o sözü söylemediğinde mesûl olacaksan söyle.
    Yoksa sus!..
    Ne çok acılarımız var.
    İnsan zor zamanlarda kötümser bir haklılık yerine, iyimser bir yanılgıyı tercih eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Doğallığın verdiği huzuru doğal olmayan yollardan arama.
    Sadelik, sahtelik sevmez.
    Derdine çâre olmayı düşünmeksizin bir dosta nasılsın diye sormak riyakârlıktır.
    Kötülükleri bitiremeyiz ama iyilikleri çoğaltabiliriz.
    Burası dünya, burada işler hep yarım kalır.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Bâri sen, kendi güneşini gölgeleyen bulut olmayasın!..
    Öyle güzel ol ki…
    Söz söylediysen, “Ne güzel söz!” desinler.
    Söylemediysen, “Ne güzel sükût!”
    İnsanda var olan sonsuzluk duygusu gökyüzü, çöl ve denizi seyretme ihtiyacı hâsıl eder.
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.

    Hiç olurken duyduğum yüksek acı beni iyileştiriyor!..
    Günahla irtibatı kesilen iman, kemâle eremez.
    İnsanın kusursuz şekilde yaptığı tek şey; kendini kandırmaktır.
    Yarım kalmışlık yaşamın özüdür, telafi edilemez.
    Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?
    Güven duygusu bir kere kaybedilir, sonrası hep şüphedir.
    Her aklıma geleni yapmama izin verseydin helak olurdum.
    Sakın beni bana bırakma ey sevgili!..
    Bir âh sesinde saklıdır âlem, görülmez bu yüzden işitilir.
    (Y.ed - Böyle Nereye Gidiyorsun Aşık Albümü )

    Engin Demirci Şiirleri © Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
    https://www.antoloji.com/...r-garip-coban-siiri/
  • 464 syf.
    ·1 günde·8/10
    Merhaba arkadaşlar bugün sizlere tam tarzım olan aşk kokan bir kitap yorumuyla geldim
    Yazarımızın Kalemini bildiğim için bu kitabını da hiç düşünmeden alıp arkadaşlarıma da tavsiye etmiştim. Pişman da olmadım. Ama şunu söylemeden de geçemeyeceğim benim için yazarın ilk kitabı Yüreğimde Saklı Sevdan bir tık önde gözümde #askkitaplariokuyoruz grubumuzla bu ay @parolayayinlari'ndan çıkan #yuregiminkiyilarinda adlı bu güzel kitabı okuduk. Umarım arkadaşlarım da beğenmiştir.
    Naz, asi güzelimiz. İstanbul'dan ailesinden ve zorla nişanlandırıldığı çocukluk arkadaşından ve bunaldigi çevreden kurtulmak için Mardin'e kaçar. Hayatını burada düzene sokmuşken bir gün tüm Mardin'in dilinden düşürmediği Demiralp ağa polikliniğine hastası olarak gelir ve Naz'ın hayatı bir anda değişir. Aşk kapısını çalmıştır
    Demiralp ise törelere karşı çıkan, adaletli, merhametli yakışıklı ağamız. Yıllar önce kalbine kilit vurmuştur ta ki Doktor Naz'ı görene kadar.
    Peki kolay mı olur dersiniz iki farklı kültürde yetişen insanın beraberliği?
    Demiralp'in yana yakına aradığı Çisem kimdir?
    Demiralp Çisem'i bulacak mı? Peki bulunca ne olacak?
    Mardin ağası olup düşmansız olur mu insan?
    Naz'ın İstanbul kaçıp geldiği geçmişi rahat bırakacak mı onları?
    Bunları okuyup öğrenin arkadaşlar güya spoiler vermeyeceğim ama nerde
    İki günde okuyup bitirdim kitabı. Akıcı bir dili var yazarımızın. Ama dediğim gibi benim gözümde ilk kitabının yeri ayrı
    Benim favorim yazarın ilk kitabında ki erkek karakter Çağın. Ne Demiralp ne de Turaç tahtını oynatabildi Çağın'ın ,
    Romantik aşk kitapları sevenlere tavsiye ederim
    İyi okumalar diliyorum
    Kitapla kalın arkadaşlar
  • 656 syf.
    ·7 günde·9/10
    1- Koca yüreklilik nedir, ''gerçek insan'' nedir?
    Dickens bu romanda bizlere Joe ile, Abel Magwitch ile, Biddy ile, Herbert ile koca yürekliliğin ne olduğunu açıklıyor.Kişiler üzerinden gideceğim:
    a-Joe: '' Ağlamaya başlayıp özürler dileyerek Joe’nun boynuna
    sarıldım; o da maşayı elinden atıp boynuma sarılarak,
    “Canciğer dostuz değil mi Pip, ölünceye dek?” dedi. Bir çocuğa çocuk gibi davranmamak çok önemlidir. Yeri geldiğinde davranılır tabii ama ona kendini güvende hisettirir '' canciğer dost olmak. '' Hem onun sevgisini kazanırsın sonsuza dek, büyüyünce ne olursa olsun aklında kalırsın.Bu, insanlık belirtisi, sevgi belirtisidir.

    “Ben kendi malımı kimseden esirgemem,” diyerek
    durumu düzeltti. “İşlediğin suç neymiş bilmiyorum. Ama ne
    olursa olsun açlıktan ölmeni istemezdik, zavallı, sefil
    kardeşçik... istemezdik değil mi, Pip? '' Bunu herkes yapmaz. Genelde herkes '' bir mahkûm o, '' diyerek başından savar onları. Ölüme sürükler. Joe'nun bu davranışı da insanlık belirtisidir.

    ''Pip, iki gözüm dostum benim, yaşamak dediğin nedir ki ? Kaynakla birbirine tutturulmuş ayrılık halkalarından bir zincirdir, söz gelişi. İnsan dediğin de kimi demircidir, kimi bakırcıdır, kimisi de kuyumcu. Bu tür ayrımlar eninde sonunda kaçınılmaz olur; karşılaştıkça katlanmaktan başka çıkar yol yoktur. '' Filozoftur da ayrıca Joe, her ne kadar cahil olsa da onu ''insan'' olması yüceltiyor. Yüz tane, bin tane kitap okusak ve egomuz tavan yapsa, herkesi hor görsek o kitaplar neye yarar ki? Önemli olan kitaplarla ''insan'' olmayı öğrenmek.

    Ayrıca Pip'in kendisi de ne kadar muhteşem olduğunu söylüyor Joe'nun: '' Her şeye katlanan, beni her zaman seven Joe, yakınmak nedir bilmezsin sen.''

    ''Joe'da hiçbir değişiklik yoktu; gene öyle katıksız, yalın bir sevgiyle bana sımsıkı bağlı, öylesine tam benim gönlümce.'' Böyle ''insan''lar hiçbir zaman kabuk değiştirmezler, adamına göre yağ çekmezler. Onlar herkese aynı, sevecen, temiz yüreklidirler.

    Ayrıca Joe'ya muhteşem bir şey söylüyor: '' Tanrı razı olsun ondan! '' deyip duruyordum. '' Bu gerçek insandan Tanrı razı olsun. '' Burada ''gerçek insan'' tabirine dikkat çekmek istiyorum. Hepimiz Joe'dan ders çıkarmalı, onun bu muhteşem özelliklerinden ibret almalıyız. Hepimiz ''gerçek insan'' olmalıyız.

    b- Biddy: Biddy çocuk yaşına rağmen olgunluğuyla, her şeye sevecen, canlı, yardımsever davranması ile, sakinliği ile, insanı anlaması, ona göre yorum yapması ile ''gerçek insan'' .

    c- Herbert: Herbert de Canlılığı ile, her ne olursa olsun güler yüzü ile, arkadaşına karşı yardımseverliği, dostluğu, desteği ile ''gerçek insan'' .

    d- Abel Magwitch -Provis- : '' Bana yapmadıkları şey kalmadı diyebilirim; ipe çekmekten gayri... Değerli gümüş çaydanlık filanmışım gibi üstüme kilitler vurup durdular, oradan alıp oraya taşıdılar, o kentten kovdular, öbüründen dışarı attılar, işkence sehpalarına gerip kırbaçtan geçirdiler, dayak attılar, hırpaladılar, canımdan bezdirdiler. '' Bunları okuyunca aklıma hemen Dostoyevsk'nin şu sözü geldi: '' Acı ve üzüntü, engin bir bilinç ve derin bir yürek için gereklidir.'' Gerçekten de öyle, ne güzel demiş!

    '' Sen çalışmak zorunda kalmayasın diye ben eşekler gibi çalıştım. '' der Provis. Küçücük bir çocuk ona yardım etti ve o da eşekler gibi çalıştı. Hiç '' Belki şimdi olsa yarım etmezdi, '' diye düşünmeden Pip'e yardım etti, onun bir beyefendi olmasını sağladı ve Pip'in isteğini gizliden gizliye yerine getirdi. Bu, koca yürekliliktir!

    '' Sevgili oğlum benim, '' dedi. ''Bunu göze almışım ben; başıma gelecekleri çekerim. Oğlumu gördüm ya, bu yeter bana. Bensiz de beyefendi olarak yaşayabilir o. '' Sırf bir başkasının yaşaması için hayatını feda etmek kolay bir şey değildir, insana acı gelir. Abel da o kadar muhteşem bir insandı ki sırf Pip için çalıştı, didindi. Hayatına mal oldu bu!

    '' Gücünün sonuna gelmiş insanların uysallığıyla yazgısına boyun eğmişti. Kimi davranış ve sözlerinden anlıyordum ki çok zaman geçmişi düşünüyor, 'daha iyi koşullar altında acaba daha iyi bir insan olur muydum? ' diye kendi kendine soruyordu. Gelgelelim hiçbir zaman böyle bir olasılığa değinerek kendini temize çıkarmaya, geçmişin o değişmez kalıbını kırıp olayları başka biçimde göstermeye kalkışmıyordu. '' Gerçeklerden kaçmak çok olağan bir şeydir. Gerçeklerden kaçmamak ise çok zor bir şeydir. Abel Magwitch gerçeklerden kaçmayarak, günahlarını kabul ederek ve iyilik için çabalayarak koca yürekli insan, ''gerçek insan'' oldu.

    Bu soruyu kapatmadan önce başka bir söz söylemek istiyorum: -gene Büyük Umutlar'dan- '' İnsancıl, temiz yürekli, çalışkan birinin dünya üzerindeki etkisinin kapsamı ne denli geniş olurü bunu kestirmek olanaksızdır. ''


    2-Gerçek sevgi nedir? Bu sorunun cevabını Miss Havisham'dan öğrenelim: '' Gerçek sevginin ne olduğunu anlatayım sana, '' dedi. ''Körü körüne bağlanmak, kendini hiç sorgusuz aşağılatmaktır. Karşısındakine yüzde yüz boyun eğmek; kendi aklına tüm dünyanın uyarılarına karşın ona güvenmek, benliğini cellatının eline hiç esirgemeden vermektir. ''

    3-Umutsuzluğa rağmen sevmek olur mu ? '' Her zaman değilse de çoğu zaman biliyordum ki onu sevmem delilikti, umutsuzluktu, mutsuzluktu, aklın, mantığın, iç rahatının, dirliğin tümüyle dışında bir şeydi. Onu sevmemin yıkım olduğunu biliyordum., gene de baştan söyleyeyim, bunu bilmek sevgimi zerrece azaltmıyordu. Onun kusursuz bir melek olduğuna yürekten inansam, duygularımı ancak bu kadar başıboş bırakabilirdim... ''

    '' ...güvensizliğime, umutsuzluğuma karşın seviyordum onu, vazgeçemiyordum sevmekten. Ama bunu bin kez yinelemenin ne gereği var? Hep böyle olagelmiş değil miydi? ''

    4-Aşkta yanlış seçim yaparsan, daha iyi birine âşık olabilir misin tekrardan? '' Biddy'nin her söylediği doğruydu, yerindeydi. Biddy insanı kırmıyordu, naz yapmıyordu, esen rüzgâra göre değişmiyordu.Beni üzmek Biddy için kıvanç değil acı idi; benim yüreğimi yaralamaktansa kendi yüreğini yaralamak yeğ gelirdi ona. Öyleyse nasıl oluyordu da onu ötekisinden daha çok sevmiyorum.''

    5-Âşık aşkını unutabilir mi? Pip'ten öğrenelim bu soruyu da: '' Unutup gitmek mi? Ah, Estella, benim varlığımın, öz benliğimin parçasısın sen.''

    '' Estella, 'Seni çok düşündüm,' dedi.

    'Öyle mi'

    'Hele son zamanlarda, pek çok. Uzun, çetin yıllar boyunca birçok anıları kendimden uzak tuttun. Toyluğum yüzünden değerini bilmeyip yitirdiğim şeylerin anıları... Ne var ki beni engelleyen görevler ortadan kalktıktan sonra bu anılara da gönlümde yer vermeye başladım.'

    'Bense seni gönlümden hiçbir zaman çıkarmadım.' ''

    6-Zenginlik her zaman mutluluk getirir mi?
    Pip için savurganlık güzel, hoş da her zaman değil tabii. Çalışmak gerek, her zaman hazıra konamıyorsun. Ayrıca değerli insanları da kaybetmemek gerek. -Joe, Biddy, Abel, Herbert gibi insanları- O da bunların bazılarından utanınca, uzaklaşınca zenginlik de mutluluk vermiyor tabii, boşluğa düşüyor insan, yaşayamıyor, zevk alamıyor. Shakespeare'in Atinalı Timon'da dediği gibi:

    '' Gönül rızasıyla fakirlik, kararsız zenginlikten
    Hem daha uzun ömürlüdür,
    Hem daha tez varır mutluluğa. ''

    7-Her anımız önemli midir ?
    Oğuz Aktürk 'ün çok güzel bir videosu vardı ''Alıntılarla Yaşıyorum'' YouTube kanalında, '' Elimdeki Bu Kaşık Olmasaydı BİR TANE BİLE Kitap Okuyamazdım!, '' diye. İzlemenizi tavsiye ederim. O, bu konuyu işlerken benim aklımdan '' It's a Wonderful Life '' filmi aklıma gelmişti, videoda önerdi o filmi de, ben de tebessüm ettim. Ben de size tavsiye ederim o kült filmi.

    Bu pasaj da ''Kader Zinciri''ni güzel açıklamış.

    '' Unutulmaz bir gün oldu benim için, çünkü bende büyük değişimler yarattı. Zaten herkesin yaşamında böyle olmaz mı? Yaşamınızdaki sayılı günlerden bir tekini silin... yazgınızın yönü kim bilir nasıl değişik olurdu! Bunu okurken bir dakika durun, sizi çekip götüren zinciri düşünün; ister demirden olsun ister altından, ister çiçeklerden ister dikenlerden örülü olsun... o unutulmaz günlerin birinde ilk halkası yaratılmasaydı, bu zinci belki de size, yaşantınıza hiç dolanmayacaktı. ''

    8-Çıkarcılık ve insanlar: '' Varlığa kavuştuğum sıralarda gözüme girmek için beni sıcacık ilgiyle bağrına basan Blur Boar'ın , varlıktan düştüğüm şu günümde buz gibi bir ilgisizlikle bana sır çevirdiğini gördüm. ''

    9- Nankörlük nedir ? Bunu Pip ile çok güzel anlıyoruz. O ''gerçek insanlar''dan utanması, onlardan ayrılması ve yanlarına gitmek istememesi, yanlış insanlarla, çıkarcı insanlarla takılması, o insanların ne kadar değerli varlıklar olduğunu anlamaması nankörlüğün büyük bir kanıtı.

    Daha da uzatabilirim fakat uzatmayacağım. Kitabı ben beğendim, gayet kaliteli bir kitap ve herkese öneririm. Buraya kadar okuduysanız yorum yapın. Okursanız ve faydam dokunursa ne mutlu bana.
  • 228 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bir pazar sabahından daha herkeşlere selamlar olsun .. Anılarımızdan da bir kıple barındıracak olan sevdiğiniz İŞSİZ GÜÇSÜZ tanıtımlardan biri olacak bu .. Herşeyden önce belirtmeliyim ki filmi gibi kendisi de muhteşem bir kitap bu .. Yeraltı edebiyatı ve içerisinde onlarca negatif etkeni barındıran o geniş skaladaki ibreyi bu tanıtımla beraber içki ve uyuşturucu üzerine çevireceğiz .. Hemen belirtmekte yarar var ki bu iki etkene öyle çok da takık değilseniz kitabı okumanızda herhangi bir sakınca yok .. Kitapta uyuşturucu ve alkol havuzuna düşen , Amerikan rüyasını arayışa çıkmış biri avukat diğeri gazeteci iki olmayasıca tipin başından geçen komik olaylar anlatılmakta ..Yer yer insanlıktan çıkılsa da kitapta söz konusu iki etkenin kullanımını özendirecek bir anlatım söz konusu değil .. Bir kısım cenahın pek sevdiği ve diline doladıkları subliminal mesajlar da içermiyor .. Müsterih olunuz .. Cartel'in o muhteşem parcasında dediği gibi : "ŞİMDİ GÖZLERİNİZİ KAPATIP İYİ DİNLEYİN BENİ!" Aranızda alkol almayan ve bu mereti hiç tatmamış olanlarınız da iyice anlayabilsin diye değişik zaman aralıklarında , değişik mekanlara uğrayacağız.. Neyin varsa kap gel.. BAŞLIYORUZ!!

    Tam hatırlayamamakla beraber 90'ların sonundayız .. Ankara' da , Kavaklıdere' de bir arkadaşın evindeyiz .. Meclisin tam karşısı .. Güneş ışığına düşman, lekelere dost olalım diyerek bulunduğumuz evin oturma odasını tamamen karartmış bulunmaktayız sımsıkı kapattığımız perdelerle .. İnanılmaz bir sıcak var .. Bitli metalciler olarak insanlıktan öylesi çıkmışız ki havanın karardığının dahi farkına varmamışız .. GULYABANİ adını verdiğim , yokedici etkisi tartışılmaz ve tarifi bana ait olan bir karışım içmekteyiz.. Votka - kırmızı tuborg - şeker - buz ve şurupla beraber renklendirilmiş Pınar akdeniz meyve nektarı .. Kızartılmış kahlua tanelerini de unutmayalım pek tabii.. İnsanlık düşmanı ve bir araya gelmemesi gereken ne varsa Alaaddin'in sihirli lambası misali damacananın içine girmiş , biz de yudum yudum zerk etmekteyiz kendimiz de Alaaddin'in Cin'ine dönmek suretiyle .. Artık kelle moduna geçtiğimiz anlardan bir an bir ses geldi teee ciğerimizin içinden : GÜÜÜÜÜM !! Sonra devamı : GÜM - GÜM - ÇAAAT !! ÇAÇAÇAÇAÇAÇAAAAAAT ! GÜÜÜÜÜM !! Ben ilkten durumu çakozlayamadığım için sallamadım ama kalbin ritmi 360 bps ' e çıktı bir anda! Sonra çevreme bir baktım ki herkes korku komalarına girmiş .. Alınlarımızdan "KORKU DAĞLARI BEKLER" diye yazılar geçmekte .. İşte ne olduysa o an oldu ve aramızda kimyasallarla bol bol haşır neşir olan bir eleman "SADDAM MECLİSİ VURDU !" dedi ?!?!?!? Attık mı kendimizi kanepelerin arkasına ?! Eric Maria Remarque ile Garp Cephesindeyiz o an !! Ha bu arada , attık dediysek cabbar ceval bir cimnastikçi modunda değiliz .. Yuvarlanarak girdik koltukların ardına.. Her yanımda mor mor güller bitti ! Perdeler simsiyah olduğu için kırmızı kırmızı lekeler ve patlamalar vukuu bulmakta camın ardında.. İyice tribe girdim .. Yalnız belirtmekte yarar var ki , alkol alınca şöyle bir durum ortaya çıkıyor : İzlediğiniz filmde, ses ve altyazı senkron çatışması yaşanılan zamanlar vardır .. Bilirsiniz hepiniz .. Düşünülen ve buna mukabil yapılmak istenenlerle , yapılanlar ambale olur .. Her şey geriden gelir, senkron kayar .. İşbu yüzden " Bok mu vardı o kadar içecek , nasıl kaçıcaz burdan" kıvamında düşüncelere gark olmuş durumdayım alnımdan uygun adımlarla süzülen ter taneleri şıpır şıpır yerlere dökülürken .. Ne olacaksa olsun dayanamıcam ben gare moduna girmiş içimizden bir nefer, sehpanın üstündeki kumandaya süründü "DÜŞMAN ATEŞİ ALTINDA!" Açtık televizyonu .. O raddede inandırmışız ki kendimizi , SON DAKİKA : IRAK - TÜRKİYE SAVAŞI haberleri beklemekteyiz .. Pek tabii hiçbir şey bulamadık .. Sesler artarak patlıyor beynimizde .. En sonunda don paça çıktık apartman boşluğuna duvarlara sürtüne sürtüne .. İndik aşağı .. Kapıcıyı görmesek neler olurdu kim bilir ?!?! Abi dedik savaş çıktı ! Adam da şaşırdı ilkten ama çabuk toparladı kendini , "Ne diyonguz yiğenim?" diyerek .. Dedik , "Bu sesler ne ?" Sonrası mı ? Sonrası beyinde yankılanan şu cümlelerle beraber geldi ... "Bugün 23 Nisan !! Havai fişek atıyorlar !" Öyle korkmuşuz ki !! Götüm götüm çıktık merdivenleri sürüngenler misali hızlıca .. Gülebilmemiz ancak yarım saatimizi aldı .. Ders aldık mı ? TABİİ Kİ HAYIR !! İÇMEYE DEVAM !

    Yine bir trendeyiz .. Yine 90 sonları .. Yok yok !! 2000 lerin başı !! Eskişehir' de çalacağımız Zoo Fest'e gidiyoruz .. Gece bindik trene .. Organizatör yol paralarını ödediği için cebimizden çıkmayan bu paraları ne yaptık dersiniz ? BİNGO !! Göm paraları RAKIYA !!! Meze dersen .. YOK !! Bilmem kaç kişilik kompartımana doluşmuş 8 "şempanze" kavurga kemirip LÖK LÖK rakı yudumluyoruz .. Haliyle hepimiz bayıldık .. Ama en son bayılacak eleman çıkarıyor cebinden asetatlı kalemi .. Kimimize corpse paint yapıyor , kimimize palyoça makyajı .. Kimimiz ise özlü sözlerle nasipleniyor YOK MU BENİ "SEVEN" KIVAMINDA .. Kendinden şüphelenilmesin diye kendini de boyuyor !!!! Yok artık deme !! Neler neler gördü bu gözler !! Bu arada ben , bir yanağıma AY diğer yanağıma YILDIZ , alnıma da ÖLÜRÜM TÜRKİYEM yazısı ile nasipleniyorum .. Sabah ciğer delen kahkahalarla uyandık haliyle .. Gören krize giriyor .. Asetatlı kalem öyle bir illet ki , kuruduktan sonra ya alkolle sileceksin , ya da tinerle çıkaracaksın .. Veyahut yüzü rendeleyeceksin! Koridora çıkmak siz de takdir edersiniz ki seçenekler arasında yer almamakta .. Tren Eskişehir' e vardı .. Kafamızı gözümüzü sarıp sarmalayıp yürüyen yaprak sarmaları modunda indik .. Ankaralı Talibanlar Eskişehir 'de!! Gittik bir benzinciye .. Elimizi yüzümüzü üstübü ve benzinle rendeleyene kadar sildik .. Ben esmer bir adamım (Mexico' ya selam olsun!!). Bildiğin pudra kuyusuna düşmüş ,kapkara Elazığlı gothic kızlara döndüm .. Hayalet modunda çaldık ortamlarda .. Rezaletin bini bir para !

    Yine anılardan seçkilerle devam edelim efenim .. Odtü' ye girmeden , Naz Gıda'dan aldığımız kişi başı 5 litrelik ( kınamayınız açgözlülüğümüzü !) İkram şarapları ile Odtü çarşı yerinde aradan geçen akarsunun üstüne inşaa edilmiş köprünün üzerinde Osmanlı İmparatorluğu'nun değiştiremediği kaderini tekrar yazabilmek için canlandırılan VİYANA KUŞATMASINI deve güreşi ile icraa etmemiz .. Toplam 210 kiloluk benim de içinde bulunduğum Osmanlı ordusu ile karşı tarafta yeralan 140 küsür kiloluk Viyana ikilisini bertaraf etmemiz.. Viyana tarafında yer alan ikiliden üstte bulunan elemanın suya düşmesi .. Sonrasında alkollü kafayla Yunan'ı denize döktük diyerek İzmir'in işgalden kurtuluşunu kutlamamız !?! Diriliş Ertuğrul tayfası akıllı olsun o yüzden!!! Buyrun devam canikolar .. Gecenin bir yarısı sırt çantamın içinde yer alan lakin benim nerden geldiğini bugün dahi hatırlayamadığım iki kilo domates ile dolmuşçuya inmek üzereyken müsait bir yerde diyemeyerek "MUHTEŞEM BİR YERDE İNECEK VAR" söylemim üzerine param çıkışmayınca işbu domateslerle ödeme yaptığım anlar ??!? Dolmuşçunun , SİZE LAYIK DEĞİL AMA BUYRUN diyerek Optimus Prime'dan evrilen ve "Kufff Kih Kuuuuf" deyerek açtığı o kapılar ?!?! İstanbul' da Rock The Nations Fest'den çıktıktan sonra Kadıköy'den bindiğim dolmuşa Çankaya' dan geçer mi diye sormam ?!?! =)))

    Bunları şunun için anlatıyorum canikolar .. Tadında kullanmazsanız okurken sizi güldüren ve yok artık dedirten olayların katığı olursunuz alkol ile .. Şu an için gülüyor olabilirsiniz ama o anları yaşayan bilir .. Ve şu an üstünden zaman geçtiği için güldüğümüz bu anılar , o an için inanın bana hiç de komik değildir =))

    Arada sırada ağzımızda cigara
    Amcalar yitekler bazen de duvara
    METALCİ KEFERELER işte yine beraber
    Söyle bana canım öyle bir şey lazım mı şu ara?

    NOKTASINDAN ..

    Tamam oğlum madem buymuş
    Ekrem Bora ve Hakan Durmuş
    Sizin beyniniz zaten DURMUŞ !!!

    NOKTASINA gelmeniz içten bile değildir ..

    Tüm bunları hiç alkol almayan arkadaşlarımız için anlatmış bulunuyorum ki anlayalar .. VE TEKRAR EDEYİM : BÖYLE İÇMEKTENSE BOKLU DERELERDEN "BOK" İÇİN ARKADAŞLAR !! Ha dersen ki , ya sen ? Sen beni napacan şekerim?!?!? =)) Ve incelemede BOK kelimesi geçtiği için şikayet edeceklere : Aziz "BABA" BÜYÜKSÜN !! #40135544

    Ben size alkolün etkilerini sundum ama kitapta olay kimyasallara döndüğü vakit tüm bu anlatılanlara ek bir değişken daha giriyor .. Nedir o ?
    Halüsinasyonlar !!
    Kitabı alıp okuyacaklar için şuraya kitaptan birebir uyarlanan filmden bir kesit atayım ..

    https://www.youtube.com/watch?v=P2pgWsYSyUA

    Yarasaları savarken Johnny Depp'in saydıkları bir orduyu yerle bir eder :

    "Spor editörleri bana nakit olarak 300 dolar da vermişti ve bu paranın çoğu aşırı derecede tehlikeli uyuşturuculara harcanmıştı bile.Arabanın bagajı mobil bir narkotik polis laboratuvarına dönmüştu.İki torba otumuz, yetmiş beş meskalin topağımız, çok güçlü bir asit emdirilmiş beş kurutma kâğıdımız, yarısı kokainle dolu bir tuzluğumuz, rengârenk uyarıcılar, uyuşturucular, çığlık attırıcılar, güldürükçülerle dolu koca bir galaksimiz vardı..."

    TÜM BUNLARIN ÜZERİNE BİR DE ETHER VAR Kİ ETKİLERİNİ İSTEYENLER GOOGLE 'DAN SORSUN ..

    Değişkenler bunlar olunca yaşanan maceraların sayısı da katlanarak artıyor kitapta .. Burda bir soru daha geliyor akıllara .. Romanda geçen tüm bu yaşananlar bir kurgu mudur ? HAYIR DEĞİL !! KESİNLİKLE DEĞİL !!!Yaşanılanların, yazarımız tarafından kayıt altına alındığı günlüklerinden derlemelerdir .. Ben kendim de alkol barajını HER AMA HER DAİM AŞAN ve

    "Biz de muhabbette RAKI İÇERİZ !!!
    Cuma cumartesi pazar pazartesi salı sarhoş gezeriz...
    Çık güzelim çık ortaya çık, aşktan saklanmak ne demek,
    Mutluluğun formülü çok açık
    Bir sen ,bir ben , henüz çocuk düşünmüyoruz !
    Eski yoldan Mamak, Yeni yoldan Kayaş
    Ecük daha gidersen goçum, arkası bayındır baraaaaaj...
    Çağrın gelsin ceyarı, soysun gitsin hıyarı,
    Siz oynayın goçlarım Tuco verir AYARI ...

    mottosunu şiar edinmiş bir kardeşiniz olarak diyorum ki : Yeraltı edebiyatına gönül verenler !! Bu kitabı kesinlikle atlamayın !! KESİN AMA KESİN OKUYUN !!!

    ŞURACIĞA DA KENDİM İÇİN BİR PARÇA BIRAKAYIM :

    “- Raoul Duke: Oh God... Did you eat all this ACID?!?!
    - Dr. Gonzo: That's right. Music!”


    This is the MUSIC !!!
    https://www.youtube.com/watch?v=j44lZ-JQS0k

    BU DA SİZLER İÇİN TARHANALI BONİBONLAR :

    https://www.youtube.com/watch?v=dGOpxUqnOI8
  • Suyun Ayak Sesi
    sohrab sepehri

    annemin sessiz geceleri için!

    kaşanlıyım
    geçinip gidiyorum
    bir lokma ekmeğim, azıcık aklım,
    iğne ucu kadar bir zevkim var.
    ağaç yaprağından iyi bir annem,
    akan sudan iyi dostlarım var.

    ve bir de bu yakınlarda bir tanrım:
    şu şebboyların arasında, o ulu çamın altında
    suyun bilincinin üzerinde, otun yasasının üzerinde.

    ben müslümanım.
    kıblem kırmızı bir güldür
    namaz yerim bir pınar, mührüm nur
    seccadem ova.
    ben pencerelerin kalp atışıyla abdest alırım
    namazımın içinden ay akar, tayf akar.
    bütün zerreleri billurlaşır namazımın,
    namazımın arkasında taş görünür:
    ben namazımı
    rüzgar servinin minaresinde ezanını okuduğunda kılarım
    otun başlama tekbirinden,
    dalganın “kad kamet”inden sonra kılarım.

    kâbem su kıyısında,
    kâbem akasyaların altındadır.
    kâbem bir esinti gibi bahçeden bahçeye,
    şehirden şehre gider.

    hacerül esved’im bahçenin aydınlığıdır.

    kaşanlıyım

    işim resim yapmaktır.
    bazen boyalarla bir kafes yapar size satarım
    içindeki mahpus gelinciğin şarkısıyla

    tazelensin diye yalnız gönlünüz.
    ne hayal, ne hayal... biliyorum
    tuvalim cansızdır,
    iyi biliyorum, resmimin havuzu balıksızdır.

    kaşanlıyım
    soyum belki
    hindistan’da bir bitkiye, siyelk toprağından yapılmış bir çömleğe,
    soyum belki de
    buharalı bir fahişeye dayanır.

    babam, kırlangıçların iki gelişinin ardından, iki kar yağışının
    babam eyvanda iki yatışın ardından,

    babam zamanların ardından öldü.
    babam öldüğü zaman, gökyüzü maviydi.
    annem ansızın sıçradı uykusundan, kızkardeşim güzelleşti
    babam öldüğünde bütün bekçiler şairdi
    kaç kilo kavun istiyorsun? diye sordu bana bakkal
    sordum: gönül hoşluğunun gramı kaça?

    babam resim yapardı
    saz yapar, saz çalardı
    iyi bir hattı da vardı.

    bahçemiz bilgeliğin gölgesinin düştüğü taraftaydı.
    bahçemiz duyguyla bitkinin düğümlendiği yer,
    bahçemiz bakışın, aynanın ve kafesin kesişim noktasıydı.
    bahçemiz belki de mutluluğun yeşil çemberinin bir yayıydı.
    tanrının ham meyvasını çiğniyordum o gün uykuda,
    suyu felsefesiz içiyor,
    dutu, bilgisiz topluyordum.

    bir nar çatladı mı el tutku fıskiyesine dönüşüyordu
    bir çayırkuşu öttü mü yürek dinlemenin zevkiyle yanıyordu

    bazen yalnızlık, yüzünü camın arkasına dayar,
    kah coşku gelir, elini duygunun boynuna dolardı.
    düşünce oyun oynardı.
    hayat, bir bayram yağışı, sığırcık dolu bir çınar gibi bir şeydi
    hayat o zamanlar, bir ışık ve oyuncak bebek sırasıydı.
    bir kucak özgürlüktü.
    hayat o vakitler bir müzik havuzuydu.

    çocuk parmaklarının ucunda yavaş yavaş uzaklaştı yusufçuklar sokağından.
    yükümü bağlayıp çıktım yeğni hayaller şehrinden.
    yüreğim yusufçuk gurbetiyle dolu.

    ben dünyaya konuk gittim:
    ben keder ovasına,
    ben irfan bağına,
    ben bilimin aydınlık eyvanına gittim.
    dinin basamaklarını çıktım,

    şüphe sokağının sonuna kadar,
    gönül tokluğunun serin havasına,
    muhabbetin ıslak gecesine dek gittim.
    aşkın öbür ucunda biriyle buluşmaya gittim.

    gittim, gittim kadına kadar,
    hazzın çırasına kadar,
    tutkunun sessizliğine,
    yalnızlığın kanat sesine kadar.

    neler görmedim ki yeryüzünde:
    bir çocuk gördüm ay’ı kokluyordu.
    kapısız bir kafes gördüm,
    içinde, aydınlık kanat çırpıyordu.
    bir merdiven gördüm,
    aşk onunla melekler âlemine çıkıyordu.
    bir kadın gördüm, havanda ışık dövüyordu.
    öğlen, sofralarında ekmek vardı, yeşillik vardı
    şebnem tepsisi vardı,
    sevginin sıcak kasesi vardı.

    bir dilenci gördüm, sokak sokak gezip çayırkuşunun şarkısını dileniyordu.
    bir kavun kabuğunun önünde eğilen bir çöpçü gördüm.

    bir kuzu gördüm, uçurtmayı yiyordu.
    bir eşek gördüm yoncayı anlıyordu.
    “nasihat” otlağında tok bir inek gördüm.

    bir şair gördüm, “siz” diyordu bir zambağa hitap ederken.

    bir kitap gördüm, kelimeleri billurdan.
    bir kâğıt gördüm, bahardan.
    bir müze gördüm yeşilden uzak,
    bir cami gördüm sudan uzak.
    umutsuz bir fakihin yastığının ucunda
    sorularla dolup taşan bir testi gördüm.

    bir katır gördüm, yükü yazı
    bir deve gördüm, yükü “hikmet ve nasihat”in boş sepeti.
    bir arif gördüm, yükü “tenenaha ya hû”

    aydınlık taşıyan bir tren gördüm,
    fıkıh taşıyan bir tren gördüm, nasıl da ağır gidiyordu.
    siyaset taşıyan bir tren gördüm (ne de boş gidiyordu)
    nilüfer tohumları ve kanarya şarkısı taşıyan bir tren gördüm

    ve bir uçak gördüm, binlerce fit yükseklikten
    penceresinden toprak görünüyordu:
    ibibiğin ibiği,
    kelebeğin kanadındaki benekler,
    kurbağanın havuzdaki aksi,
    ve sineğin yalnızlık sokağından geçişi.

    bir çınardan yere inen serçenin aydınlık isteği.

    güneşin olgunlaşması,
    ve oyuncak bebeğin seherle güzel kucaklaşması.

    şehvet serasına giden basamaklar,
    alkol mahzenine inen basamaklar,
    kırmızı gülün bozuluş yasasına
    hayatın matematiğinin idrakine
    aydınlanmanın damına
    tecelli sekisine giden basamaklar.

    annem aşağıda
    ırmağın hatırasında bardak yıkıyordu.

    şehir görünüyordu:
    çimentonun, demirin ve taşın geometrik göğerişi
    ve damları güvercinsiz yüzlerce otobüs
    bir çiçekçi indirim yapıyordu çiçekte.

    iki yasemin ağacı arasına, salıncak kuruyordu bir şair,
    bir oğlan çocuğu okul duvarını taşlıyordu
    küçük bir çocuk, erik çekirdeğini babasının solgun seccadesine tükürüyordu
    ve bir keçi haritadaki “hazar”dan su içiyordu.

    bir çamaşır ipi görünüyordu: yorgun bir sütyen.
    bir arabanın tekerleği, atın durmasına hasret,
    at, arabacının uyumasına hasret,
    arabacı ölüme hasret.

    aşk görünüyordu, dalga görünüyordu
    kar görününüyordu, dostluk görünüyordu.
    söz görünüyordu.
    su görünüyordu ve eşyanın sudaki aksi…
    kanın sıcaklığında, hücrelerin serin gölgeliği.
    yaşamın ıslak tarafı.
    insan doğasının hüzünlü doğusu
    kadın sokağında aylaklık mevsimi.
    mevsim sokağında yalnızlık kokusu.
    yazın elinde bir yelpaze görünüyordu.

    tohumun çiçeğe yolculuğu
    bu evin sarmaşığının o eve yolculuğu
    ayın, havuza yolculuğu,
    nevruz çiçeğinin topraktan fışkırışı.
    körpe asmanın duvardan süzülüşü.
    şebnemin uyku köprüsüne yağışı.
    mutluluğun ölüm hendeğinden atlayışı.
    hadisenin sözün arkasından geçişi.

    bir pencerenin ışığın isteğiyle savaşı.
    bir basamak ile güneşin yüksek ayağının savaşı.
    yalnızlık ile bir şarkının savaşı:
    armutların güzelliğinin boş bir sepet ile savaşı.
    nar ile dişlerin kanlı savaşı.
    “naziler”in naz çiçeğiyle savaşı.
    papağan ile fesahatin savaşı.
    alnın mührün soğukluğuyla savaşı.

    cami çinilerinin secdeye saldırışı.
    rüzgârın sabun köpüğünün miracına saldırışı.
    kelebek ordusunun “zararlılarla mücadele” programına saldırışı.
    yusufçuk takımının boru döşeyen işçilere saldırışı.
    kamış kalemin kara alayının kurşun harflere saldırışı.
    sözün şairin çenesine saldırışı.

    bir asrın bir şiir tarafından fethi,
    bir bahçenin bir sığırcık tarafından fethi,
    bir sokağın iki selam tarafından fethi,
    bir kentin üç dört tahta süvari tarafından fethi
    bir bayramın iki oyuncak bebek, bir top tarafından fethi.

    ikindi yatağında bir çıngırağın katli
    uyku sokağında bir masalın katli
    bir hüznün bir marşın emriyle katli.
    neonun fermanıyla ayışığının katli.
    bir söğüdün devlet eliyle katli.
    üzgün bir şairin karçiçeği tarafından katli.

    yeryüzü tümüyle görünüyordu:
    yunan sokağında düzen gidiyordu.
    baykuş “babilin asma bahçelerinde” ötüyordu,
    rüzgâr, hayber geçidinde tarihin çerçöpünden bir yumağı doğuya sürüklüyordu.
    durgun “negin” gölünde bir kayık çiçek götürüyor,
    benares’te her sokağın başında ebedi bir ışık yanıyordu.

    insanları gördüm.
    şehirleri gördüm.
    ovaları, dağları gördüm.
    suyu ve toprağı gördüm.
    ışığı ve karanlığı gördüm.
    bitkileri ışıkta ve bitkileri karanlıkta gördüm.
    hayvanları ışıkta ve hayvanları karanlıkta gördüm.
    ve insanları ışıkta ve insanları karanlıkta gördüm.

    kaşanlıyım, ama
    benim şehrim kaşan değil.
    benim şehrim kayıp.

    ben heyecan ve hummayla
    gecenin öbür tarafına bir ev yapmışım.

    ben bu evde,
    otun nemli bilinmezliğine yakınım.
    ben bahçenin soluk alışını duyuyorum.
    ve karanlığın sesini bir yapraktan döküldüğünde.
    ve ağacın arkasından aydınlığın öksürük sesini.
    her taş yarığından suyun aksırığını.
    baharın çatısından kırlangıcın sesini.
    ve açıp kapanan yalnızlık penceresinin saf sesini.
    ve aşkın belirsiz deri değiştirişinin temiz sesini.
    kanatta uçmak zevkinin toplanışını
    ruhun kendi koşumlarını çözüşünü.

    ben tutkunun ayak sesini,
    ve kanın damardaki yasal adımlarını duyuyorum.
    güvercin kuyularının seher çarpıntısını,

    cuma gecesinin kalp atışını
    karanfilin düşüncede akışını
    hakikatin saf kişneyişini, uzaktan
    ben maddenin esişini işitiyorum

    ve coşku sokağında inanç ayakkabısının sesini.
    ve aşkın ıslak gözkapakları üzerinde,
    ergenliğin hüzünlü müziği üzerinde,
    nar bahçelerinin şarkısı üzerinde yağmurun sesini.
    ve gece vakti mutluluk şişesinin kırılmasının,
    güzellik kağıdının yırtılmasının
    gurbet kâsesinin rüzgârla dolup boşalmasının sesini.

    ben yerin başlangıcına yakınım.
    çiçeklerin nabzını tutuyorum.
    tanışım suyun ıslak yazgısıyla, ağacın yeşil alışkanlığıyla.

    ruhum eşyanın taze tarafında akar
    ruhum gençtir
    ruhumun bazen şevkten öksürüğü tutar
    benim ruhum işsizdir:
    yağmur damlalarını, tuğla derzlerini sayar.
    ruhum bazen yoldaki taş gibi gerçektir.

    ben birbirine düşman iki çam görmedim,
    gölgesini yere satan bir söğüt de görmedim
    karaağaç dalını bedava verir kargaya.
    nerede bir yaprak varsa, orada içim açılır
    bir haşhaş dalı varoluşun selinde yıkamıştır beni.

    bir böcek kanadı gibi, seherin ağırlığını biliyorum.
    bir saksı gibi, göğermenin musıkîsini dinliyorum.
    meyve dolu bir sepet gibi olgunlaşmak için sabırsızlanıyorum.
    bir meyhane gibi uyuşukluğun sınırındayım
    sahildeki bir bina gibi ebedi çekiminden tedirginim denizin.

    istediğin kadar güneş, istediğin kadar bağlılık,
    istediğin kadar çoğalış.

    ben bir elmayla mutlu olurum
    bir papatyayı koklamakla.

    bir aynayla, temiz bir bağlılıkla yetinirim.
    gülmem, bir balon patlarsa.
    gülmem, bir felsefe ay’ı ikiye bölerse.
    ben bıldırcının kanat sesini tanırım,
    toyun karnının renklerini, dağ keçisinin ayak izlerini.
    iyi bilirim ravent nerede yetişir,
    sığırcık ne zaman gelir, keklik ne zaman öter, şahin ne zaman ölür,
    çölün uykusunda ay nedir,
    tutku sapındaki ölümü
    ve sevişmenin dişleri arasındaki lezzet böğürtlenini.

    güzel bir adettir yaşam
    yaşamın ölüm genişliğinde kanatları,
    aşk kadar sıçrayışı vardır.
    yaşam, alışkanlık rafına kaldırıp
    senin benim unutabileceğimiz bir şey değildir.
    yaşam deren elin cazibesi
    yaşam yazın buruk ağzında turfanda siyah incirdir,
    yaşam böceğin gözünde ağacın boyutudur.
    yaşam yarasanın karanlıktaki tecrübesidir.
    yaşam bir göçmen kuşun gariplik duygusudur.
    yaşam bir köprünün düşünde dolaşan bir tren düdüğüdür,
    yaşam bir uçağın kapalı penceresinden bir bahçeyi görmektir,
    roketin uzaya fırlatıldığı haberi,
    ayın yalnızlığına dokunuş,
    başka bir gezegende çiçek koklamak düşüncesidir.

    yaşam bir tabak yıkamaktır.

    yaşam yol kenarındaki arkta on kuruş bulmaktır.
    yaşam aynanın “karesi”dir.
    yaşam çiçek “üstü” sonsuzdur.
    yaşam yer “çarpı” yüreğimizin çarpıntısıdır.
    yaşam solukların yalın ve eşit geometrisidir.

    nerede olursam olayım
    gökyüzü benimdir.
    pencere, fikir, hava, aşk, yeryüzü benimdir.
    ne önemi var
    bazen bitmesinin
    gurbetin mantarlarının?

    bilmiyorum

    neden “at soylu hayvandır, güvercin güzeldir.” derler
    ve neden hiç kimsenin kafesinde akbaba yok.
    yoncanın kırmızı laleden neyi eksiktir.
    gözleri yıkamalı, başka türlü görmeli
    sözcükleri yıkamalı.
    sözcük kendisi rüzgâr, sözcük kendisi yağmur olmalı.

    şemsiyeleri kapatmalı.
    yağmur altında yürümeli.
    düşünceleri, hatıraları yağmur altına götürmeli.
    şehrin bütün halkıyla yağmura çıkmalı.
    dostu yağmur altında görmeli.
    aşkı yağmur altında aramalı.
    yağmur altında bir kadınla sevişmeli.
    yağmur altında oyun oynamalı.
    yağmur altında yazmalı, konuşmalı, nilüfer ekmeli.
    yaşam peyderpey ıslanmak,
    yaşam “şimdi”nin havuzunda yüzmektir.

    çıkaralım giysileri:
    su bir adım ötededir.

    aydınlığı tadalım.
    bir köy gecesini, bir ceylanın uykusunu tartalım.
    leylek yuvasının sıcaklığını duyalım.
    çimenlerin yasasını çiğnemeyelim.
    bağda zevkin düğümlerini çözelim.
    ve açalım ağzımızı ay çıkarsa
    kötülemeyelim geceyi
    ateşböceği bağın görünüşünden habersizdir demeyelim.

    getirelim sepeti
    bütün bu kırmıyızı, bütün bu yeşili toplayalım.

    sabahları ekmekle ebegümeci yiyelim.
    her sözün dönemecine bir fidan dikelim,
    iki hecenin arasında sessizlik tohumu serpelim.

    içinde rüzgâr esmeyen kitabı okumayalım,
    ve içinde şebnemin kabuğunun ıslak olmadığı kitabı,
    ve içinde hücrelerin boyutsuz olduğu kitabı okumayalım.
    istemeyelim sineğin tabiatın parmak ucundan uçmasını
    kaplanın yaratılış kapısından dışarı çıkmasını istemeyelim.
    ve bilelim eğer solucan olmasaydı hayattan bir şey eksilirdi

    ağaçkurdu olmasaydı ağacın yasası zarar görürdü.
    ölüm olmasaydı bir şeyi arar dururdu elimiz
    ve eğer ışık olmasaydı, uçmanın canlı mantığı değişirdi.
    ve bilelim mercandan önce
    denizlerin düşüncesinde boşluk vardı.

    ve nerdeyiz diye sormayalım,
    hastanenin taze petunyasını koklayalım.

    ve talih fıskıyesinin nerede olduğunu sormayalım
    sormayalım hakikatin kalbinin neden mavi olduğunu
    atalarımızın esintileri nasıl, geceleri nasıldı, sormayalım.

    geride canlı bir uzay yok.
    geride kuş ötmüyor.
    geride rüzgâr esmiyor.
    geride çamın yeşil penceresi kapalı.
    geride bütün fırıldakların üzerine toz konmuş.
    geride tarihin yorgunluğu var.
    geride dalganın hatırası sahile sessizliğin soğuk sedefini döküyor.

    deniz kıyısına gidelim
    suya ağ atalım
    çekelim tazeliği sudan.

    yerden bir çakıl taşı alıp,
    varoluşun ağırlığını hissedelim.

    ateşimiz çıktıysa ay’ı kötülemeyelim.
    (bazen ateşim çıktığında ay’ın aşağı indiğini görürdüm
    elimin melekler katına eriştiğini,
    ispinozun daha iyi öttüğünü.
    ayağımdaki yara,
    yerin iniş çıkışlarını öğretti bana.
    bazen hasta yatağımdayken çiçeğin hacmi kaç katına çıkmıştır
    daha da büyürdü turuncun çapı, fenerin yarıçapı)
    ve ölümden korkmayalım,
    (ölüm güvercinin sonu değildir
    cırcır böceğinin ters dönmesi değildir ölüm.
    ölüm akasyanın zihninde akar.
    ölüm düşüncenin güzel ikliminde yaşar.
    ölüm köy gecesinin kimliğinde sabahtan söz eder.
    ölüm üzüm salkımı ile gelir ağza.
    ölüm kızıl gerdanlı kuşun gırtlağında öter.
    ölüm kelebek kanatlarındaki güzellikten sorumludur.
    ölüm bazen reyhan toplar.
    ölüm bazen votka içer.
    bazen gölgede oturup bize bakar.
    ve hepimiz hazzın akciğerlerinin,
    ölüm oksijeni ile dolu olduğunu biliriz.)

    yazgının sesin çitlerinin ardından işittiğimiz
    canlı sözünün üzerine kapıyı kapatmayalım.

    perdeyi kaldıralım:
    bırakalım duygu biraz hava alsın.
    bırakalım ergenlik dilediği çalının altında konaklasın.
    bırakalım içgüdü oyun peşinde koşsun
    ayakkabılarını çıkarıp mevsimlerin ardısıra çiçeklerin üzerinden atlasın.
    bırakalım yalnızlık şarkı söylesin
    bir şeyler karalasın,
    sokağa çıksın.

    sade olalım
    sade olalım, ister bir banka gişesinde, ister bir ağacın altında.

    bizim işimiz değil kırmızı gülün sırrını anlamak.
    bizim işimiz belki de:
    yüzmektir kırmızı gülün büyüsünde.
    bilgeliğin arkasında çadır kuralım,
    bir yaprağın çekiminde elimizi yıkayıp
    sofraya oturalım,
    sabah güneş doğarken doğalım,
    heyecanları uçuralım,
    uzayın, rengin, sesin, gülün penceresinin idrakinin yüzüne su serpelim
    “varlık”ın iki hecesi arasına, gökyüzünü oturtalım,
    ciğerlerimizi sonsuzlukla doldurup boşaltalım,
    bilginin yükünü kırlangıcın omzundan alıp yere koyalım,
    isimleri geri alalım buluttan, çınardan, sivrisinekten, yazdan.
    yağmurun ıslak ayakları üstünde, sevginin zirvesine çıkalım.
    insana, ışığa, bitkiye ve böceğe kapıları açalım

    bizim işimiz belki de,
    nilüfer çiçeği ve çağ arasında,
    hakikatin şarkısının peşinde koşmaktır.

    kaşan, çınar köyü, yaz 1964.

    çeviri: serdar okuyucu
  • Dağlara tepelere yazın duman olur mu
    Kız seni sevdum diye bu kadar naz olur mu