Gerek çevredeki kadın örnekleri, gerekse medya, romanlar ve filmler "ideal kadını" sertlikten ve saldırganlıktan arınmış olarak tanımlar.
Dilimiz, hakkını arayan ve koruyan kadına "erkek gibi kadın" adını takmıştır. (...)
Kadınların dürüst, açık ve hakkını arar tarzda konuşması, toplumca "sertlik" olarak adlandırılır. Böylece hakkını aramama, dürüstçe konuşmama, sertlik ve saldırganlıktan tamamen arınmış varoluş tarzı, kadınların benlik ve bilincine, küçük yaştan itibaren nakşedilmektedir.
Küçük kızların yumuşak, anlayışlı, tatlı ve cici olduklarında daha çok onay ve kabul gördüklerini, kızgın ve isyankâr olduklarındaysa tepki görüp mahcup edildiklerini de göz önüne alırsak, kadınların varoluş bilinci sertlikten uzak, kızmayan, karşı gelmeyen, yumuşak, verici, tatlı olmakla sınırlanmaktadır.
Yaşamında oluşan, kızgınlık ve öfke yaratıcı durumlarda, kadının kendini "çevrenin belirlediği kadın" olarak algılamak istemesi ve iç idealleri, onun gereken yerlerde kızgınlığına sahip çıkmasına ve onu dile getirmesine engel olur.
Kaldı ki, geçerli olan kızgınlık dili bir erkek söylemi olduğundan, kadın bunu kendine uygun görmemekte ve itici bulmaktadır.
Dolayısıyla kadın, kızgınlığını kendince ifade edebilecek dil ve davranış tarzlarıyla donanamamıştır. Bu gibi durumlara karşı tamamen hazırlıksızdır.