7/10
·544 syf.··
Beğendi
·
2026 198. kitabı
Ilk kez okuduğum bir yazarla geldim bugün. Adını çok duyardım ama okumak bu zamana kısmet oldu .Ben okuyana kadar kitabın üçüncü cildi çıkmış. Ne kadar hızlıyım Kitabın kapağnda ki kurma bebek gibi duran genç kadın ve onu yukarıdan kontrol eden iplerden, başkalarının yönlendirmesiyle hareket ettiklerinin düşünmüştüm hep ama bu kadar da degil .. Farah Tozlu ..Zengin bir ailenin ,zengin olmaktan hoşlanmayan kızı.Giyimi kuşamı son derece sıradan. Çünkü o zekasıyla !öne çıkmak isteyen bir kız. Gurur Kalender de zengin bir ailenin oglu .Mafyatik tipli bir birey .Leyla Mahlaz la nişanlı.. Bu Tozlu lar ve Kalender ler birbirine düsman iki aile.Gurur un nişanlısının bir depoda cesedinin bulunmasıyla iki aile arasındaki savaş tekrar alevleniyor . Öncesinde Farah kuzeni Seçille Kalender lerin sahibi oldugu Avm ye gittigi bir gün kendisini Tozlu ailesinin hizmetçisi olarak tanıtıyor (tam bir Yeşilçam klişesi ) Gurur nişanlısını öldürenin Tozlu lar oldugunu düşündüğü için o da o aileden bir kız kaçırır. Bu kız Farah tır .İntikam diye başlayan daha aşka dönüşüyor ama ikisininde haberi yok .. Yani Gurur çok da sevmiyormuş Leyla yı diye düşündüm. Öyle olsa hemen başkasına aşık olmazdı . Gurur tam bir bad boy ..Eminim yaş aralığı 20-25 arası kızlar bayılacak bu karaktere .Ama ben no... Oğlum manyak mısın? Asker misin ,polis misin? Suçluların cezasını vermek sana mı kaldı yani .. Wattpad kitabı hiç okumadım ben daha önce. Bu kitap da wattpad sanırım. Karakter bolluğu çok fazla .Kafam karıştı yani çoğu zaman .Farah tatli bir karakter. Gurur da iyi de işte cok sıkıldım bu mafya pozlarından ben ya.. Dark rom diyorlar galiba bu tarza .Bana göre değilmiş pek ,anlamış oldum ..Ama meraktan diger kitapları da okur muyum ?bakicezzz. .. Kitapla kalın dostlar. .. Sarkaç 1 Maral Atmaca
Sarkaç 1Maral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20251,088 okunma
Napoléon Bonaparte
Puan vermedi·1024 syf.··
2026 39. kitabı
·
89 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 20:04
Baharla başladığım bu eser bugün 05.06.2026 günü bitti, okurken çokça araştırmak durumunda kaldım, haritaları inceledim, resimlere, şehirlere, savaş alanlarına baktım. Anlamak istedim Napolyon'u... Dahi bir asker, siyaset adamı, kanun yapıcı, araştırmacı, meraklı, sanata önem veren, Fransa'nın kalbine , kalıcı eserlerıne adını yazdıran büyük şahsiyet... ​Napoléon Bonaparte, beş parasız bir siyasi mülteci olarak adım attığı Fransa'da sadece altı yıl içinde askerî darbeyle iktidara gelerek modern ülkenin kurucusu olan, Muazzam bir cazibeye, bitip tükenmez bir enerjiye ve zihnini adeta çekmeceler gibi bölümlere ayırarak birbirinden bağımsız düşünebilme yeteneğine sahip bir lider... Askerî kariyeri boyunca katıldığı 60 muharebe ve kuşatmanın yalnızca 7'sini kaybetmiş. Savaş alanında kare tabur, merkezî mevki ve karma düzen gibi taktiksel yenilikleri başarıyla uygulamış; hatta 5 günde 4 muharebe kazanabilecek kadar büyük bir sürat dehası sergileyen büyük asker.... Siyasi alanda ise ihtilalin romantizmini sonlandırıp yeni bir dönem başlatan, bugün 5 kıtada 40 ülkenin benimsediği ve Avrupa hukukunun temelini oluşturan ünlü Napoléon Kanunları'nı hayata geçirerek dünyaya kalıcı bir miras bırakan bir deha... ​Ancak kara savaşlarındaki bu dehasına rağmen, deniz stratejilerinden hiçbir zaman anlamamış. İngiltere'yi ekonomik olarak çökertmek amacıyla dayattığı Kıta Sistemi yüzünden Portekiz, İspanya ve Rusya'ya seferler düzenlemek zorunda kalan Napolyon. Zamanla düşmanları onun kolordu sistemini kopyalayıp kendilerini geliştirirken, Napoléon'un 1812 Rusya seferindeki ordusu yönetilemeyecek kadar hantallaşıp eski zaferlerini getiren geniş kuşatma manevralarını yapamaz hâle geliyor. Nihayetinde, Rus ordularının iki katı büyüklüğünde bir kuvvete komuta etmesine rağmen, 25 Ekim 1812
NapoléonAndrew Roberts · Kronik Kitap · 0157 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Marie Lu - Wildcard
7/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 24. kitabı
Herkese selam. Bugün Wildcard hakkında yazacağım. Açıkçası beni ne beklediğinden haberdar değildim. O kadar şaşırdım ki olaylar karşısında anlatamam, yediğim ters köşelerin haddi hesabı yok! Marie Lu, evren kurma ve olayları örme söz konusu olunca sen bir ustasın. Böyle elimden bırakamayacağımı hiç beklemiyordum. Gelelim yazım diline. Onca akıcılığına rağmen, büyük ihtimalle çevirmen hatasıdır ama, betimlemeleri okumakta çok zorlandım. Bazı cümleler karmaşık, hatta düpedüz saçmaydı. Tökezleyip iki üç kez okuduğum cümleler olduğunu hatırlıyorum. Bir de Lu'nun birçok yazar gibi düştüğü bir hata var. Başkarakterler dışındaki karakterlerin tek bir özelliği var ve o özelliği veya görevi yerine getirmek için oradalar. Mesela en çok adı geçen karakterlerin bile yaşları sanları belirsiz hem de yüzeysellikten halliceler. Yaş demişken, karakterlerin bu kadar genç olmasını da pek gerçekçi bulamadım doğrusu. Ben 17 yaşındayım, Emika ise 18. Kendimi onun yerine koyamıyorum asla. Veya Hideo'nun 21 yaşında olması da. Halen bana göre çocuklar, ister istemez 25-26 yaşlarında hayal ediyordum okurken çoğunu. Diğer karakterlerin çok yüzeyde kalmış olmalarıyla birlikte, Emika da çok pürüzsüz. Orada burada belki birkaç hatası kusuru oluyor ama genellikle hep doğru anda doğru şeyi yapıyor. Hatta yaptığı hataları bile zaten yapması gerekiyormuş gibi, onlar da bize doğru yolun kapılarını açıyor!! (?) Biraz da spoiler'lı konuşacağım. Warcross'un sonunda Hideo'nun bir anda okuyucunun gözünde yer değiştirebilmesi çok etkileyici. Bir yazar için yetenektir bu, her karakterin yerini öyle göz açıp kapayıncaya kadar değiştiremezsiniz aslında. Wildcard'ın sonlarına doğru Anka Süvarileri'nin her üyesi tek tek ele geçirilirken anılarının gösterilmesini çok saçma buldum. Tamam anladık karakterlere
Wildcard: Joker Oyuncunun HikayesiMarie Lu · Yabancı Yayınları · 20195,3bin okunma
9/10
·40 syf.··
Beğendi
·
2026 37. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 20:47
Omelas'ı Bırakıp Gidenler, küçük hatta küçücük hacmine nazaran, son zamanlarda adalet, vicdan, erdem konularını düşünmeye zorlayan en kayda değer eserlerden biri oldu. Ursula K. Le Guin 40 sayfalık bu eserinde, çizimleri de bir tarafa ayırırsak net olarak 30 sayfadan bile daha küçük bir hacimde, saatlerce konuşulsa yetmeyecek derinlikte bir sorgulamaya adeta itiyor okuru. İddia ediyorum; bu kitabın düşündürdükleri kendi hacmini rahatlıkla gölgede bırakabilir... Kendi değerlendirmeme geçmeden önce, konuyu biraz uzatmak pahasına da olsa, bu eseri okumama vesile olan ve eseri çok çok iyi şekilde tanımlayan bir sosyal medya paylaşımının metne dönüştürülmüş halini paylaşmayı, hem eseri layıkıyla ifade etme hem de değerlendirmeyi yapan kişinin hakkını teslim etme adına gerekli buldum: =========================== ALINTI (linki yorumda sunulmuştur) “Bir öykü var. Ne zaman okusam ilk defa okuyormuşum gibi etkileniyorum. Size ondan bahsedeceğim. Ama önce bir sorum var, (hayır) iki! 1. Bir şehrin bütün çocukları mutlu olsaydı ama bunun için yalnızca bir çocuğun acı çekmesi gerekseydi kabul eder miydiniz? 2. Soruyu değiştiriyorum şimdi: ya o acı çeken çocuk sizin çocuğunuz olsaydı? Ursula Le Guin 1974'te "Omelas'ı Bırakıp Gidenler" diye kısa bir öykü yayımlıyor. Öykü daha sonra en prestijli bilim kurgu ödüllerinden birini kazanıyor. Aradan elli yıl geçmiş olmasına rağmen hâlâ okuyunca insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Şimdi, "Omelas" denen bu ülkede herkes mutlu. Savaş yok, yoksulluk yok. Korku yok. Çocuklar güvende. Ama bütün bu düzenin altında bir bodrum katı var. ve o bodrumda da bir çocuk. Yalnız, unutulmuş. Kir içinde. Ve herkes bu çocuğun acı çektiğini biliyor; herkes... __Bu
Kitap İncelemesi
Omelas'ı Bırakıp GidenlerUrsula K. Le Guin · İnka Kitap · 202644 okunma
Bir Ömür Böyle Yaşanmaz. Zaten istesek de imkan yok.
2/10
·288 syf.·
2026 143. kitabı
Bir Ömür Nasıl Yaşanır? İlber Ortaylı Bir Ömür Nasıl Yaşanır? kitabı, vadettiği toplumsal rehberlik vizyonunun çok uzağında kalıyor. Yaklaşık 300 sayfalık bu eseri büyük bir sabırla, yarım bırakmamak için direnerek bitirdiğimde, altını çizip katılabildiğim fikirlerin sayısı 15-20'yi geçmedi. Kitap, genel okuyucuya hitap eden akıcı ve kolay okunabilir söyleşi formatına rağmen, yazarın kendi öznel düşüncelerini "mutlak doğru" gibi lanse eden üstenci üslubu sebebiyle okuru ciddi anlamda bunaltan bir metne dönüşüyor. Kitabın adı her ne kadar "Bir Ömür Nasıl Yaşanır?" olsa da içeriği tamamen "Ben nasıl yaşadım ve benim gibi imtiyazlı insanlar nasıl yaşamalı?" sorusunun cevabından ibaret. Bu yüzden eserin adı aslında "Bir Elit Bir Ömrü Nasıl Yaşar?" olmalıydı. Ortaylı, meseleleri ele alırken sürekli Türkiye’nin elit ve burjuva sayılabilecek kesimlerinden örnekler veriyor. Kitabın dördüncü bölümü olan "Nasıl Çalışmak Gerekir?" kısmında iş ahlakı ve öğretme metodolojisine dair katıldığım bazı haklı yönler olsa da yazarın ısrarla sunduğu "Avrupa’yı gezmek, görmek, yaşamak" tavsiyeleri, bugünün Türkiye gerçekliğiyle taban tabana zıttır. İlber Ortaylı, milletimizin genelinden çok farklı, imtiyazlı bir soyada, aileye ve Ankara’nın elit bürokratik çevresine sahip olarak büyümüş, bu imkanları sonuna kadar kullanmıştır. Ancak bugün Türkiye’de 25 yaşında ya da evlilik arifesinde olan, özel sektörün ağır şartları yüzünden bayramda dahi ailesini ziyaret edemeyen milyonlarca genç varken, bu tavsiyeleri uygulayabilecek belki 30 çift bile yoktur. Bu yönüyle kitap, 2015 sonrası değişen dünyanın ve ekonomik olarak dar boğaza giren Türkiye gençliğinin gerçeklerinden tamamen kopuktur. Eğer bu rehber bir Avrupalı burjuva gençliği
İnsan ve Hayat
Bir Ömür Nasıl Yaşanır?İlber Ortaylı · Kronik Kitap · 202065,3bin okunma
Kalem Kırıldığı Gün
10/10
·296 syf.··
2026 48. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 25 Mayıs 2026 07:22
Kitap bittikten sonra ‘Keşke hikaye daha devam etseydi” dediğim etkileyici bir kitaptı. Geçtiğimiz senelerde kitabın basımının 25. yılıydı. Daha o zamanlarda okuma listeme eklemiştim. Ama okumak bu günlere kısmet oldu. Öyle bir denk geldi ki demek kitaplar da kendilerini okutturacakları günü biliyorlar. Neden böyle dediğimi birazdan açıklayacağım. Aslında inceleme bile yazmayı düşünmüyordum ama İstihbaratçı Sedat’ın yaşadığı bir durum bu günlerde yaşadığım bir durumdu. Kitap devam etseydi onun kalemi kırılır mıydı bilmiyorum ama benim kalemim bugün kırıldı. Sedat’ın vurulmasıyla başlıyor hikaye desem doğru olur. O zamanların devrimci gruplarının hedefi oluyor ve kendini vuranı aramaya başlıyor. Bu arayış sırasında sevdiği kız da kayboluyor. Üstelik Sedat evli… Kızın adı Mine. Sedat’ı öldürmeyi planlayanlardan biri de seviyor Mine’yi. Hatta kitapta öyle bir anlatıyor ki aşkın, devrimin önüne geçtiğini söylüyor. Peki aslında Sedat’ı kim vurmuştu? Bir aşkın kurbanı mıydı yoksa devrimcilerin hedefi mi? Peki Mine neredeydi? Bir ajan mıydı yoksa o da mı hedef olmuştu? Ve asıl soru… Çalıştığın kurum seni yalnız bırakıp kalemini kırar mı? Evet, girişte bahsettiğim konu. Çalıştığı kurumda bazı iç çatışmalar da oluyor. “Vazgeçildim mi?” sorusunu soruyor Sedat da kendine. Benim kendime sorduğum ve cevabını da bugün aldığım gün… Keyifli okumalar…
1000Kitap
Sis ve GeceAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202324,1bin okunma