bulut

bulut
@bulutlarbenim
başka bir dünya mümkün.
"...bu sefilliğe neden boyun eğelim? İnsanlar, emeğimizle ürettiklerimizin neredeyse tümünü bizde çalıyorlar. İşte, yoldaşlar, tüm sorunlarımız yanıtı burada. Tek bir sözcükle özetlenebilir: İnsan. Tek gerçek düşmanımız insandır. İnsanı ortadan kaldırın, açlığın ve köle gibi çalışmanın temelindeki neden de sonsuza dek silinecektir yeryüzünden." ... "İnsan, üretmeden tüketen tek varlıktır. Süt vermez, yumurta yumurtlamaz, sabanı çekecek gücü yoktur, tavşan yakalayacak kadar hızlı koşamaz. Gene de tüm hayvanların efendisidir. Hayvanları çalıştırır, karşılığında onlara açlıktan ölmeyecekleri kadar yiyecek verir, geri kalanını da kendine ayırır. Bizse emeğimizle tarlayı sürer, gübremizle torağı besleriz; oysa hiçbirimizin postundan başka bir şeyi yoktur."
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
"Tutukluluğumun başlangıcında en zoruma giden şey, kafamda hâlâ özgür adam düşüncelerinin bulunmasıydı. Mesela birdenbire bir plajda olmayı, denize doğru ilerlemeyi istiyordum. Ayaklarımın altında ilk dalgaların eslerini, vücudumun suya girişini ve bundan duyduğum ferahlığı zihnimden geçirince, aniden hapishane duvarlarının nasıl da dar olduğunu hissediveriyordum. Fakat bu ancak birkaç ay sürdü. Sonraları, sadece mahkümlara özgü düşünceler besler oldum. Bahçede yapacağım günlük gezintiyi ya da avukatımın ziyaretini bekliyordum. Zamanımın geri kalan kısmını gayet iyi düzenlemiştim. O zamanlar sık sık şöyle düşündüm; beni kuru bir ağacın gövdesine hapsetseler de başımın üstündeki gök parçasına bakmaktan başka yapacak işim olmasa da yavaş yavaş ona da alışacaktım. Kuşların geçişlerini, bulutların birbirlerine rastlayışlarını bekleyecektim, nitekim burada da avukatımın acayip kravatlarını görmek için, başka bir âlemde de Marie’yi kollarımın arasına almak için cumartesiye kadar sabrediyordum. Halbuki iyi düşünülürse kuru bir ağacın gövdesi içinde değildim. Benden daha mutsuz olanlar da vardı. Zaten annem de böyle düşünürdü; sık sık insanın sonunda her şeye alışacağını tekrarlardı. ... Böylece uyku saatleri, anılar, o üçüncü sayfa olayını okumak ve karanlıkla aydınlığın birbirini takip etmesi sayesinde vakit geçip gitti. İnsanın, hapisteyken zaman kavramını kaybettiğini bir yerde okumuştum. Fakat bunun benim için fazlaca bir anlamı olmamıştı. Günlerin bu kadar hem ne kadar uzun hem ne kadar kısa olabileceklerini anlamamıştım. Bu günlerin yaşanması uzun sürüyordu şüphesiz, ama bunlar o kadar genişleyip yayılmışlardı ki, sonunda birbirlerinin içine taşıp yayılıyorlardı. Adlarını bile kaybediyorlardı. Benim için sadece dün ya da yarın sözcüklerinin bir anlamı vardı."
Dostluk, bir insan yalnızca belleğinin doğru çalışmasını sağlamak için gerekli. Geçmişini anımsamak, onu hep sırtında taşımak, dedikleri gibi, belki de insanın kendi ben'ini koruması için gerekli tek koşul. Ben'in çekip küçülmemesi, oylumunu koruması için, anıları bir saksı çiçeğini sular gibi sulamak gerekiyor; ve bu sulama işi, geçmişin tanıkları ile, yani dostlar ile sürekli temas halinde kalmayı zorunlu kılıyor. Onlar bizim aynamız; belleğimiz; onlardan hiçbir şey beklemiyoruz, yeter ki zaman zaman o aynayı parlatsınlar, parlatsınlar ki, yüzeyinde kendimiz görebilelim. Ne var ki, benim lisedeyken ne yaptığım umrumda bile değil! İlk gençliğimden beri, hatta çocukluğumdan beri, benim istediğim bambaşka birşeydi: Dostluğun değer olarak tüm öteki değerlerin üstünde tutulmasını özlüyordum. Şunu söylemekten hoşlanıyordum: Gerçeklik ile dost arasında seçim yapmak gerektiğinde, ben her zaman dostu seçerim. Bunu biraz da çevremi kışkırtmak için söylüyordum ama cidden öyle düşünüyordum. Bugün bu özdeyişin artık eskidiğini biliyorum. Bu, Portaklos'un dostu Arkhilleus'un, Alexandre Dumas'nın Üç Silahşörler'inin ve aralarındaki tüm anlaşmazlıklara karşın , ustasının gerçek dostu olan Sancho'nun yaşadığı dönemler için geçerli olabilir. Bizler için artık öyle değil. Bu konudaki kötümserliğimi öylesine ileri götürüyorum ki, bugün, gerçekliği dostluğa yeğ tutmaya hazırım." ... Chantal, onun elini okşadı, Jean-Marc biraz soluklandıktan sonra şöyle sürdürdü: "Dumas, Üç Silahşörler serüvenini, olayların üzerinden iki yüzyıl geçtikten sonra yazdı. Daha o zamandan , dostluğun yitirilmiş dünyasına mı özlem duyuyordu acaba? Ya da dostluğun yok olması daha sonralara mı rastlıyor?" - Bunu cevabını veremem. Dostluk, kadınların sorunu değildir. - Ne demek istiyorsun? - Söylediğimi.
"Ben gitmek istemiyorum ki," dedi Ferdinand delice bir öfkeyle masaya yumruğunu indirirken. "Ben istemiyorum. Fakat onlar istiyor. Ve onlar güçlü. Ben ise güçsüzüm. Onlar binlerce yıldır ne istediklerini çok iyi biliyorlar, çok iyi örgütlenmişler, çok kurnazlar, çok iyi hazırlanmışlar, yıldırım gibi tepemize düşüyorlar. Onların belli amaçları var, benimse zayıflamış, harap olmuş sinirlerim. Bu adil bir savaş değil. Bir makineye karşı gelinemez. İnsana karşı koyulabilir. Fakat bu bir makine, bir kasap makinesi, vicdanı ve aklı olmayan ruhsuz bir alet. Ona karşı koyulamaz." ... "Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar olarak kalırlar. Dürüst ol, vatan hayatın kadar önemli mi senin için? Soylu hükümdarlarına bile kalmayan bir taşrayı resim yaptığın sağ elin kadar seviyor musun? Düşüncelerimizle, kanımızla içimizde oluşturduğumuz görünmez adalet dışında başka bir adalet olduğuna inanıyor musun? Hayır, cevabını ben vereyim, hayır! Bunun için gidersen eğer, kendine yalan söylemiş olacaksın... Ferdinand unutma! Özgür kalmak için yeterince istekliysen karşındakiler kim olabilir, kötü kalpli deliler yalnızca! Sen özgür olmayı yeterince istemezsen işte o zaman seni ele geçirirler, o zaman deli sen olursun."
• insaf, hele ki senin elindeyse; yaramaz bir çocuğun, oynarken bozduğu alete dönüyor yaşanmışlıklarım... •
Şiir