Keşfetmek Niyeti
"D’den becerim karşılığında bir komisyon rica ettim. Adil olan buydu; çünkü her gün canla başla çalışıyor, aynı ses­ siz bakış yöntemine başvurarak ayna karşısında ya da okuldan arkadaşlarımla alıştırmalar yapıyor, arkadaşlığı­ mı koz olarak kullanarak onlardan sandviç ya da dergiler koparıyordum. Anlatmaya devam etmeden önce derdimin safi maddi olmadığını belirtmem gerek. Aynı zamanda da in­san yüreğinin zaaflarını keşfetmek için erken bir teşeb­ büs, bir tür adalet arayışıydı."
Sayfa 35·Kitabı okudu
Bir Zenciyle ya da bir Arap'la argo konuşan insan bunda bir kötülük, bir hata görmüyorsa, bu, konuştuğu kimseye karşı zihin-sel bir hazırlığa, tavırlarında da belli bir çekidüzene gerek duyma-dığı içindir. Bazen kendimde de bunun farkına varmışımdır; belli hastalarla konuşurken kendimi tam bir koyverme anında yakala-dığım olmuştur. Bir keresinde yetmiş üç yaşında bir köylü kadını muayene ediyordum. Kadının önceden de pek güçlü olmayan zihnî durumu, artık bunama evresine girmişti. Onu muayene ederken her nasılsa birden aramızda iletişimi sağlayan antenin ta dibinden kopuk olduğunu fark ettim. Çünkü, kadınla konuşurken, farkında olmadan ben de bunama sendromuna uyan sarsak bir jargon tut-turmuştum nedense. Geri zekâlılara özgü bir jargon. Demek ki, yet-miş üç yaşındaki bu zavallı kadını farkında olmadan hor görüyor ve onu muayene ederken onun seviyesine inmek için ayrı bir gay-ret sarf etmeyi gerekli bulacak kadar da kendimi büyük görüyor-dum. İşte buydu başkalarıyla aramdaki iletişim hattını tıkayan arıza. "Aman ne hassasiyet, ne hassasiyet!" diyecek birçokları. Hiç de öyle değil; bu hassasiyet başkalarını cüruf olarak görmemenin as-gari şartıdır bence. Herkesin bicot* dediği o insanlarla açık, kibar bir Fransızcayla konuşmaya her zaman ayrı bir özen gösterdim ve hep onlar tarafından anlaşıldım. Beni ellerinden geldiğince, güç-leri yettiğince cevapladılar da, ama ben kendimi babacan "anlayışı" olan biri haline sokmayacağım. "Mer'ba, ahbap. Neren ağrıyo? Hu? Dur bak'im, oğlum, böğ-rün mü ağrıyo? Nee? Kalbin mi?" Bu küçültücü tarzı halk kliniklerindeki doktorlar çok iyi becerirler. Hele hastanın da bu tarza uyumlu karşılıklar vermesi onları büs-bütün rahatlatır. "Gördünüz mü? Eğlence olsun diye yapmıyorum bunu. Onların anladığı dil bu." Oysa bunun tersi olsa, insan
Sayfa 50 - *Fransızların argoda Araplar için kullandığı sözcük. (ç. n.)
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hüsnün gözəl ayətləri, ey sevgili canan! Olmuş bütün aləmdə sənin şəninə şayan. Gəl eylə inayət, mənə ver busə ləbindən, Çünki gözəlin busəsidir aşiqə ehsan. Sordum ki, könül hardadır, aldım bu cavabı: “Heç sorma, tapılmaz, onu axtarsa da insan.”
Sayfa 3·Kitabı okudu
Edebiyat
Ayna sahnesi
Düşünmedi, düşünmemek istedi. Evet, niçin düşü necekti? Behlül hatırına geldikten sonra zihninde başka bir hatıra uyandı: Onu Peyker'in arkasında dudakları muhteris bir buseyle titreyerek hemen eğiliyor, yakıcı, ısırıcı bir buseyle Peyker'in ensesinden öpmek için orada can veriyor gördü, daha sonra çapkın bakışlarıyla saklarken gördü. Düşüncelerine ufak bir vakfe geldi. Mülahazalanının ediyor gibiydi. Bu noktada durmamak ve bu yeni mecra yı takip etmemek için bu hayali bir kelimeyle tehid et mek istedi. Hemen açıktan, "Çapkın!" dedi. Evet, bu, kelimenin bütün manasıyla çapkınlıktan başka bir şey değildi. Kendi kendisine şimdi hiddet edi-yordu. "Icap ederse söylerim; bu yapılır bir şey değil, Peyker'in hakkı var..." Evet, fakat Firdevs Hanım'ın? Birden Peyker'in bir sözünü tahattur etti. Ne diyor du? O kocasına hıyanet etmek maksadıyla evlenmemiş-ti. Bunu söylerken gözlerinde ne celi ve ne hain bir mana vardı. Ne demek istiyordu? Başkaları, kendisi, Bihter, kocasıma hiyanet etmek maksadıyla evlenmişti öyle mi? Bunu yapmayacaktı, bir Firdevs Hanım'a benzemeyecek-ti. Bu valide! Hayatının daimi bir züllüydü. İşte bugün o Behlül'le şakalaşırken Bihter üzerine atılmak, "Lakin ar tık utanınız, siz bir ihtiyar karısınız, ihtiyar, ihtiyar, anlı-yor musunuz?" demek istemişti. Evet, asla Firdevs Ha-num'a benzemeyecekti, işte yemin ediyordu. Kendi kendisine, içinden, annesine benzememek için yemin ederken aklıma başka bir şey geliyordu. Ta küçük-lüklerinden beri Peyker'e, babasına benzer, Bihter için annesine çekmiş derlerdi. Mademki bunu söylemekte herkes müttefikti, demek hakikatte o annesine benzi-yordu. Bu müşabehetten korkardı. Kalbinde bir şey var-di ki bu cismani müşabehetin hayatlarını da benzetece-ğini zannettirir ve onu titretirdi. O da babasına benzemeliydi: Peyker
Yort iy gönül sen bir zamân âsûde fârig hoş yüri Korkma kayırma kimseden gussa vü gamdan boş yüri Hakîkate bakarısan nefsün sana düşmânyiter Var imdi ol nefsünile vuruş-tokuş savaş yüri Nefsdür eri yolda koyan yolda kalur nefse uyan Ne işün var kimseyile nefsüne kakı buş yüri Dilerisen bu dünyenün şerrinden olasın emîn Terk eyle bu kibr ü kîni hırkaya gir dervîş yüri İsterisen bu dünyede ebedî serhoş olasın ‘Işk kadehin tolu götür yıl on'ki ay serhoş yüri Kimse bâgına girmegil kimse güline dirmegil Var kendü ma‘şûkunıla bâgçede el alış yüri Gönüllerde ig olmagıl mahfillerde çig olmagıl Çig nesnenün ne dadı var gel ‘ışk odına biş yüri Yûnus imdi hoş söylersin dilün ile şerh eylersin Halka nasîhat satınca er ol yolunca hoş yüri
Büş'
zira hiçbir şey doğaya dostluktan daha uygun de­ğildir, iyi ve kötü durumlara da onun kadar uyamaz.
Sayfa 7·Kitabı okudu
Alıntı