"Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız."
Edebiyatı sevdiğim kadar türküleri de severim ve nasıl romanları okurken anlatılanı yaşarsam içimde, türküleri de dinlerken yaşarım. Ne der türküler bilir misiniz? Deli gönlüm der, sevda der, sıla der, hasret der, ölüm der ve ille de ayrılık der. O ayrılık ki dertlerin en çaresizi en onulmazı ve en kahpesi...
Bu romanda okuduğumuz da Mavi Tuna ile Kumral Ada’nın türküsüdür. Öyle bir türküdür ki bu, müziğini duyan kah kalkıp oynar kah oturup ağlar. Asla tam ayrılmayan ama tam kavuşamayan ve ne yapsa nereye gitse aklı diğerinde kalan sevdalıların türküsüdür bu. Seven sevdiğine kavuşamadıktan gayrı, koynuna girip murat alıp murat vermedikten gayrı, yaşamak neee ölmek neee-sinin türküsü. Bu derdi çekene zor ya, çekene Allah kolaylıklar versin.
Roman kahramanı ve çoğu yerinde anlatıcısı Tuna, bir sabah uyandığında ülkede iç savaş başladığını öğrenir ve sefer görev emri gereği askere alınır. Aynı sabah gazetelerde sevdiği kadının, birisini öldürdüğü haberi de vardır ki bunun için sürekli askerden kaçıp o kadına yardım etmeyi amaçlamaktadır. Romanda bu askeri ortamda yaşayan Tuna’nın ruh dünyasından geriye dönüşlerle Tuna ve Ada’nın, İstanbul’un en güzel yerlerinden birisi olan Kuzguncuk’ta geçen çocukluk ve gençlikleri, aileleriyle birlikte anlatılmaktadır. Tuna’nın yaşadığı bu durum bir türlü uyanamadığı bir kabus mudur ya da acımasız hayatın kendisi midir ilerleyen sayfalarda öğrenilecektir. Yazarın hikayesini hemcinsinin bilincinden anlatması kolayken Buket Uzuner bunu yapmayıp erkek bilinciyle olayları anlatarak zor olanı başarmış ve esasen bir çok psikolojik mevzuyu da yazımına eklemiş. Aşk ağlatır, dert söyletir derler ya bu hikayede yaşanmışlık var mı diye çok merak ettim. Roman karakterlerinin ünlü bir aileye çok benzerliği olsa da yazar tüm anlatılanların kurgu
''Kitaplar, tören alayı büyük bir gürültü içinde caddede ilerlerken, Sezar’ın kulağına ‘Unutma, Sezar, sen de ölümlüsün’ diyen pretoryen muhafızlarıdır.''