Günlerden bir gün ünlü bir bilim insanı(Bertrand Russel olduğunu söyleyenler var) astronomi konusunda halka açık bir ders vermekteymiş.Dünyanın güneşin etrafında nasıl döndüğünü, keza güneşin galaksimizin, dev bir yıldız topluluğunun merkezi etrafında nasıl döndüğünü anlatmış.Dersin sonunda arka sıralardan kısa boylu yaşlı kadın ayağa kalkarak söz almış : " Bize anlattığın her şey saçmalık.Dünya aslında dev bir kaplumbağanın sırtında duran bir düzlükten ibarettir." Bilim insanı biraz üstten alarak gülümseyerek yanıt vermiş :" Peki, kaplumbağa neyin üzerinde duruyor?" "Sen çok zekisin genç adam,çok.." demiş yaşlı kadın."En aşağıya kadar hep kaplumbağa var işte!"
En iyi zamanlardı; en kötü zamanlardı. Bilgelik çağıydı; ahmaklık çağıydı. İnanç dönemiydi; şüphecilik dönemiydi. Aydınlığın mevsimiydi; karanlığın mevsimiydi. Umut baharıydı; umutsuzluk kışıydı. Öncemizde her şeyimiz vardı; öncemizde hiçbir şeyimiz yoktu. Hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk; hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk. Kısacası o dönem de bugünkü gibiydi; öyle ki, dönemin en gürültücü yetkililerinden kimileri, hem iyisi hem de kötüsü için 'en' ile başlayan karşılaştırmalarda ısrarcıydılar.