• gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadırlar.
    Dostoyevski
    TİB Kültür Yayınları
  • “Bence, gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadırlar.”
  • Bence, gerçekten büyük insanlar, dünyada büyük acılar çekmek zorundadır.
  • "Bence, gerçekten büyük insanlar, büyük acılar çekmek zorundadırlar."
    Dostoyevski
    Sayfa 330 - İş Bankası
  • Fedakarlıkta eşitlik, yani "savaş komünizmi", kısa vadede radikal ekonomik değişimlerden bile daha önemli. Endüstrinin kamulaştırılması zorunlu, ama uşaklar ve "özel gelirler" gibi ucubelerin gecikmeden ortadan kalkma zorunluluğu yine daha acil. İspanya Cumhuriyeti'nin imkansız koşullarda iki buçuk yıl boyunca mücadeleyi sürdürebilmesinin temel nedeninin, büyük refah farklarının olmayışı olduğu neredeyse kesin. Bütün insanlar korkunç ama benzer acılar çektiler. Rütbesiz erin sigarası olmadığında, generalin de yoktu.
    George Orwell
    Sayfa 59 - *Sel Yayınları
  • 430 syf.
    ·5 günde·Puan vermedi
    Kitap, eserde de yer verilen, Saib-i Tebrizi'nin dizelerinden alıyor ismini:

    "Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin,
    Ne de duvarlarının gerisine gizlenen bin muhteşem güneşi."

    Uçurtma Avcısı kitabından farklı olarak baş karakterler kadın. Kadın olmak zor. Afganistan'da kadın olmak daha zor. Yine bazı rastlantılarla okuyucuları ters köşe yapıyor yazarımız.

    Kitabı okurken hayalimde Raşit'i bir kaç kez dövdüm. Meryem idam edilirken kitabı kapattım. Sanki ölmekten kurtarabilirmişim gibi. Öylesine hissettirilebilmiş duygular. Meryem'in hikayesi çok çarpıcıydı. Leyla en azından sevdiği insanla gidebildi, 2 tane de çocuğu vardı ama Meryem kimsesizdi. Övgüye değer çok nokta var ama eleştirilecek bir nokta var ki yazmazsam olmaz:

    Hikaye akıcı, acıyı yakından hissediyoruz ama Afganistan'ın kurtarıcısını ABD olarak görmek doğru mu diye düşünmeden edemiyorum. Uçurtma Avcısı kitabında ABD yanlısı abartılı propagandaya eleştiri gelmiş olacak ki yazar bu sefer ABD'nin ve Batı'nın el altından gönderdiği silahlara az da olsa değiniyor. Sovyetler'in en azından kadın hakları konusunda ilerici olduğu ve Taliban ile aynı kefeye konmaması gerektiğini de söylüyor. Tamam ama ABD'nin Afganistan'a girmesinden sonra ortalığın birden düzelmesi, kanın aniden durması nedir? Bunu önce Tarık'ın ağzından duyuyoruz. ABD'nin Afganistan'a girmesi hakkındaki fikirleri: ''O kadar da kötü olmayabilir. Memlekette olanları kastediyorum. Sonuçları o kadar da kötü olmayabilir.'' Sonra da ''Leyla kocasının büyük olasılıkla haklı olduğunu biliyor'' iç sesiyle devam ediyor kitap. Belki o dönem insanı böyle düşündü, yazar da bunu göstermek istedi diyebilirsiniz ama bu müdahale veya işgalden sonra Afganistan adeta yaşanılabilir hale gelmiş gibi resmedilmiş. Oysa bugün Afganistan hala dünyanın en geri bölgelerinden birisi. Hiç kimse kusura bakmasın ama orada insanlar ölürken kitapta bahsedilen NATO güçleri de ABD de, Batı dünyası da, Birleşmiş Milletler ve hatta İslam ülkelerinin de pek çoğu sessiz kaldı. Kimseyi melek gibi lanse etmeye gerek yok. Irak'a götürülen demokrasi(!) ortada. Bir ülke Afganistan'a girerken savaş ve işgal denirken diğeri girdiğinde müdahale deniyorsa burada bir problem vardır.

    Al bakalım Hosseini kardeş, Sovyetler yok. Afganistan, Irak, Suriye, Lübnan, Mısır... Acılar devam ediyor. O topraklardan geldiğin için bölge insanını çok iyi tanıyorsun ama ne yazık ki tarihi yorumlama açısından aynısını söyleyemeyeceğim. Bugün benzer acıları yaşatan IŞİD'in ortaya çıktığı Suriye için de mi ABD'yi kurtarıcı görüyorsun bilmiyorum. Yeşil kuşak projesini araştırmanı öneririm. Daha ilk kitaptaki ''Coca Cola'' ve ''kovboy filmleri'' imgesinin bu kitapta ''Titanic''e ve ''Superman''e evrilmesinden bahsetmedim. Sonuçta o dönemde gerçekten böyle bir ABD hayranlığı var olabilir, sen de dönemi anlatıyor olabilirsin. Ayrıca ''Bir Afgan çocuğa neden Clark adı verilmesin?'' cümlelerinden de bahsetmedim. Belki çok masumane bir evrensel barış fikri vardır kafanda. Ama bir ülkenin kurtuluşu asla başka bir ülkenin insafına terk edilmekten geçmemeli.


    Son olarak da bazı kavramların ne kadar değerli olduğunu gösterdi kitap. Özgürlük ve bağımsızlık ne kadar da önemli. Dinin yozlaştırıldığı bir ideolojinin hakimiyetinde yaşamak ne kadar da zor. Bazıları çıkıp diyecek ki ya oradaki gruplar çok radikal ve eğitimsiz, ondan öyle. Madem öyle neden dine dayalı devlet isteyenlerin çoğundan ''eğitim'' lafını duyamıyoruz. Neden bir avuç fen lisesi kalmasına ses etmiyorsunuz? Tüm ülkeye ders olması gereken bir Afganistan...

    Tekrar söylüyorum, bence kitabın kurgusu iyi. Hosseini bu konuda başarılı ama propaganda başarısız. İlk kitapta Emir ve Hasan'ın hatrına bazı şeyleri görmezden gelip 2. Kitabı aldım ama 3. Kitabı okumak isteğim yok. Ama hikayenin güzelliği sebebiyle de keşke okumasaydım demedim.