"Günah çıkarlarından yükselen ahlaki görkemi görmek; kendisi de yükselmek ve ilk olarak çamur damlayan gözlerle belirsiz ve uzaktaki güzelliği görmek; zayıflıktan, kırgınlıktan, ahlaksızlıktan ve tüm dipsiz hayvansalıktan yükselen gücü, gerçeği ve ruhani bağışıklılıgı görmek...'
kaçıyorum bu insanlardan, görünüşte bana benzeyen, ama kıskançlıklarıyla bana çamur atıp duran...
Sayfa 27 - yky·Kitabı okuyor
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Blake, varlık zinciri boyunca bitki ve nesneleri ruhsal ve estetik bir niteliğe sahip olarak görür. Şiirlerinde çamur topağı ve çakıl taşları konuşur, çiçekler hisseder. Blake'in derin ekolojik duyarlılığı paranın yönettiği bu günahkâr dünyadan şikayet ettiği mektuplarında da dile gelir.
Sayfa 34·Kitabı okuyor
Edebiyat
Ben değil, ölü bir adam konuşuyor benim ağzımdan, Sayın Yargıçlar. Burada duran ben değilim, havaya kalkan benim kolum değil, bu ağarmış saçlar benim değil, bunlar benim eylemlerim değil, benim değil. Siz bunu anlayamazsınız. Elbette yaşayan biri bu, konuşan kesinkle bir insan, aksi halde deli olmalı, diye düşünürsünüz. Ben deli değilim, bilmiyorum. Ama on yıldır toprağın altında yatıyorum; organlarım çürümüş, kemiklerim tozlaşmış, nefesim... artık nefesim yok. Her şey sessiz. Her şey bitmiş. Toprağın altında yatıyorum, Verdun yakınlarında, yukarıda Douaumont'ın yıkıntıları var; rüzgar esiyor terk edilmiş mezarların, terk edilmiş toprağın, terk edilmiş ölülerin üstünde. Oraya gidin, kumu kazın, soldaki büyük mermi çukurunu deşin; içinde su var, belki de yumuşak çamur. Korkmayın; artık savaş bitti, bombalar yağmuyor havadan, parçalarınız etrafa saçılmayacak, çığlıklar yükselmiyor artık, kollar bacaklar uçuşmuyor, kan yok, paramparça bedenler yok. Sakin. Her şey. Sonsuza dek. Şimdi yere eğilin. Toprağı biraz eşeleyin. Buldunuz işte beni. Evet, kemikler, kafatası, toz ve benim adımı bulacaksınız, benim adım olmayan ve evet olan, benim kaderimi bulacaksınız, bana değil, bir başkasına ait olan ve şimdi bana düşen; aynı kendi kaderim gibi boğucu.
Sayfa 3 - Türkiye İş Bankası·Kitabı okudu
Gökyüzünde bir şimşek parlayıp söndü o sıra, kısa bir ân için dahi olsa, tüm dünya daha aydınlık, daha umut dolu bir yer gibi göründü gözüme. Çatalımın kenarındaki koyu lekeler bile fikrimi değiştirmedi. Ama yağmur... Ama sokağın ortasından çağıl çağıl kaynayan o koyu çamur... Düğün evinin önünden geçen tabut gibi böldü bütün güzel düşüncelerimi. Anlamsızca içim sıkıldı. Halbuki gerçek dediğimiz, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar basit ve bir o kadar da bölünemez bir şey değil miydi? Neresinden baktığımın ya da onu hangi mantıklı açıklamalar çerçevesinde çarpıtmaya çalıştığımın önemi yoktu, olmamalıydı. Kim diyordu onu, Murat Hoca mı? Gerçeklerin mantıklı açıklamalara ihtiyacı yoktur, diye? Yine haklıydı. Neticede mezarların da kumsalların da üzerinde aynı güneş parlıyor. Ve de her şeye inat, aynı çamurlu su akıyor hepsinin ortasından. O halde, diye geçirdim içimden, yağmur da çamur da, bu sahte umudun bir parçası olmalı. Hepsi bu sahte umudun bir parçası olmalı.
"Kötü huylu insan kırılmış saksı gibidir. Ne yama kabul eder, ne de eskisi gibi çamur hâline döner!"
Sayfa 25 - Çelik Yayınevi·Kitabı okudu