Cantay

Cantay
@cantay
istanbul
4 okur puanı
Haziran 2016 tarihinde katıldı
Büyülü Ceket
Giyim kuşam zarifliğine değer vermekle beraber, hemcinslerimin üzerindeki elbiselerin dikimindeki kusursuzluk derecesine hiç aldırış etmem çok kere. Ama bir akşam, Milano’da özel bir toplantıda tanıştığım kırk yaşlarında görünen bir adam, sırtındaki elbisenin pürüzsüzlüğü ve kesilişindeki mutlak güzellikle gerçekten göz alıyordu. Bilmiyorum kimdi bu adam, ilk kez karşılaşıyordum kendisiyle, tanışma sırasında, her zaman olduğu üzere, adını belleyebilmem mümkün olamamıştı. Fakat, o gece toplantısında bir ara yan yana geldiğimizden gevezeliğe başlamıştık. Terbiyeli ve pek kibar bir adama benziyordu, yüzünde belli belirsiz bir hüzün vardı. Belki de aşırı bir teklifsizlikle -Tanrı korusaydı keşke beni bu teklifsizlikten!- giyinişindeki zarifliği övdüm; terzisinin kim olduğunu sormak cesaretini bile gösterdim. Adam, böyle bir soruyu bekliyormuş gibi, bir tuhaf gülümsedi. – Hemen hemen kimse bilmez onu, dedi, oysaki büyük bir ustadır. Şu var ki canı isteyince iş çıkarır. Birkaç müşteri için çalışır sadece. – Şu halde, ben?… – Yoo! Şansınızı deneyebilirsiniz, her zaman deneyebilirsiniz. Adı Corticella’dır. Alfonso Corticella, Ferrara sokağı 17 numaradadır. – Çok para ister sanırım. – Öyle gibime gelir ama, doğrusu ya, ne desem boş. Üzerimdeki elbiseyi dikeli üç yıl oluyor, hesabını yollamadı daha bana. – Corticella’mı? Ferrara sokağı 17 numara mı dediniz? – Tastamam, cevabını verdi meçhul adam. Ve beni oracıkta bırakıp başkalarının arasına karıştı. Ferrara sokağı 17 numarada, başka evlerden farksız bir ev buldum, Alfonso Corticella’nın barındığı yer de öbür terzi evlerine benziyordu. Kapıyı kendi gelip açtı. Ufacık tefecik yaşlı bir adamdı, kara saçları herhalde boyamaydı. Hayret, hiç mırın kırın etmedi. Aksine, müşterisi olmamı ister bir hali vardı. Adresini nasıl
Kültür-Sanat
Reklam

Cantay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·368 syf.·
63 günde okudu
·
2016 31. kitabı
Stephen Law
8/10 · 20 okunma
Güvercin Gerdanlığı
-Peki eğer Tanrı yoksa geriye ne kalıyor?” -Sen. Eskisinden daha da büyük olarak sen kalıyorsun geriye. Çünkü artık ipleri Tanrının elinde olan bir piyon değilsin. Güneşin her doğuşunda kutsallık bulunur. Kutsallık yağmurdadır, kutsallık dağların zirvesindedir, çöllerin derinliklerindedir. Kutsallık yaşlı ağaçlardadır, mağrur çehrelerdedir, her tatlı su kaynağındadır. Kutsallık başkalarına armağan ettiğimiz gülüştedir, döktüğümüz yaşlardadır. Çocuklarımızın gülümseyişindedir. Dünya, insanı hayretten hayrete düşüren mucizelerle dolu. Mesela yıldızlarla kaplı gökyüzü, bunların en güzel örneği. Ve sen hala bir Tanrıya ihtiyaç duyuyorsun öyle mi? Yaşamın amacı Yaşamın ta kendisidir.
Din
FELSEFE KAPİTALİZM VE DİN Düşünce tarihine bakıldığında filozofların gündemini işgal eden konulardan birinin de din olduğu gözlerden kaçmıyor. Birçok filozofun düşünüş tarzı dine karşı aldığı tutuma göre değişiklik gösteriyor. Felsefeyi dinin hizmetine sunan filozofların tüm ortaçağ boyunca etkili olduğu görünürken, Rönesansla birlikte felsefenin yeniden Antik Yunan’daki seküler biçimine dönüştüğü ya da onun içinden yeniden doğduğuna tanık olunuyor. Dinsel doğmalar Aydınlanma felsefesinin özellikle boy hedefi haline gelse bile, bu felsefe din ile felsefi ve ideolojik planda güçlü bir hesaplaşma yapamamıştır. Halen düşünce gelişimlerinin ve çağdaş yaşamın önüne geçme denemelerinde bulunan teolojik, dinsel oluşumlar en kapsamlı eleştirisini K.Marks ve Marksist filozoflardan almıştır. Dinlerin tarihi, insanlığın tarihi kadar eskidir. Başlarda tamamen insani niteliklerle ortaya çıkan dini duygu ve düşünceler özel mülkiyet ilişkilerinin gelişmesiyle farklı kılıklara bürünmüş, gayri insani bir istikamette hareketini sürdürmüştür; halen de durum yeni biçimlere bürünerek, zaman zaman köktendincilik düzeyine de yükselerek devam etmektedir. Modernleşme sürecinde iki önemli ve temel eleştiri yapıldı dine. Birisi Aydınlanmacılardan geldi. Voltaire, Diderot gibileri “dine gerek yok, Tanrı yeterli” derken, Baron Dolbach daha da ileri gitti, ateist olduğunu ilan etti. Diğer eleştiri ise Marksistlerden geldi K.Marks “Hegel’in Hukuk Felsefesine Katkı”da halkın gerçek mutluluğu için dinin ortadan kaldırılması gerektiğini yazdı. Bunlardan başka Nietzsche Tanrının öldüğünü ileri sürdü ya da bu görüşe sığındı Feuerbach ise dini insan ve toplumun yabancılaşması olarak gördü Tanrının insanları değil insanların Tanrıyı yarattığını öne sürdü. Bakunin de dinin toplumsal devrimle ortadan
Siyaset

Cantay

, bir kitap okudu
Puan vermedi·286 syf.·
2016 30. kitabı
Mehmet Akkaya
0/10 · 2 okunma