arthur ekranlara bakıp gözlerini kırıştırdı ve önemli bir şeyi kaçırıyormuş hissine kapıldı. birden bunun ne olduğunu fark etti.
“bu uzay gemisinde çay var mı?“ diye sordu. 
Beş dakika gecikince, "Kusura bakma" dersin; birine kazara bir omuz geçirince dersin, üstüne yanlışlıkla çay dökünce dersin. Fakat insanın kalbini dağlayınca denir mi?
Ben tam bir pasif agresifimdir. Dışarda pasif, içerde agresif. Ne var ne yoksa dağıtıyorum içimde. Ama sabah oldu mu çay demliyorum, yumurta kırıyorum,akşam oldu mu meyve soyuyorum.
Sonradan öğrendim tutkulu ve hayalci insanlar hep vapur güvertelerinde yolculuk ederlermiş. Sigaramı yakan çakmağıma bunu gülümseyerek Fısıldadım. Beni anladıgına emindim. Sanki ateşi daha bir parlamıştı. Hayali bir çay söyledim kendime. Sıcacıktı. Umut değil, Umut’un hayali idi içimi ısıtan?
"Aşk nedir?"
"Neymiş?"
"Aşk, Füsun karayolları, kaldırımlar, evler, bahçeler ve odalarda gezinirken ve çay bahçelerinde, lokantalarda ve akşam yemeği sofrasında otururken, ona bakan Kemal'in duyduğu bağlılık duygusuna verilen addır."
"Hmmm... güzel cevap," derdi Füsun. "Beni görmediğin zaman aşk olmuyor mu?"
"O zaman fena bir takıntı, bir hastalık oluyor."