Mutfağa gidip bir çay demledi.Yanına bir makas alıp bahçeye çıktı.Yukardan inecek yahut aşağıdan çıkacak ikinci bir ihtiyaca kadar katlayıp dolaba bıraktı brandayı…
Seher vakti demlenmiş bir çay kokusu hasret.
Üşümek… Nafile.
Bir taze baharı derince içine çekmek.
Ağlamak nafile.
Akşam zamanı bir asmanın serinliğine silmek.
Beklemek nafile.
Cigaramın dumanı gibi doldun içime hasret,
Gitmek nafile.
Sırası gelinin çıktığı bir oyunda, sensiz
Kalmak nafile.
Unutma sakın ! Katillerimiz nefes kadar yakın.
Kaçmak nafile.
Daha dün gibi... Köydeki evimizde, anamın koynunda uyuyuşum, babama çay koyuşum, tezek kokulu avluda koşturuşum.Okula gittiğim o ilk günü anımsıyorum, siyah önlüğüm, beyaz kolalı yakalığım ve örgülü saçlarımla. Bir elimde annem diğerinde babam, okul bahçesine yaklaştıkça nasıl da heyecanlanmış, mutlu olmuştum. Oysa anne babamla el ele yürümenin ne büyük mutluluk olduğunu anlayamamışım. Bir daha öyle bir şey hiç yaşamadım.Ne büyük hayaller kurardım. Oysa şimdi bakıyorum da hayatıma onlara ulaşmak için hiçbir şey yapmamışım.Birbirinin aynısı olan günlerle hayatımı heba etmişim. Kendim için nerdeyse hiçbir şey yapmamışım. Bana biçilen rolü oynamışım da toprak atıp üstüme perdeleri kapamışlar sanki.Kendi hayatımın öznesi değil, başkalarının nesnesi olmuşum. Onlarda başkalarının nesnesi! Özneleri yitik dünya!Yanlış yaptıklarıma değil, yanlış yaparım korkusuyla yapamadıklarıma, ayıp olur korkusuyla yutkunduklarıma, söylemek isteyip söyleyemediklerime, imrenip de isteyemediklerime pişmanım. Keşke, yalnız kendimi dinlemekten kaçmasaydım. Arzularımı susturmasaydım! Ölmekten değil, Yaşayamamaktan korksaydım!