Puan vermedi·736 syf.··
2026 412. kitabı
Gülün Adı, İtalyan bilim insanı, tarihçi ve göstergebilim uzmanı Umberto Eco’nun dünya edebiyatına kazandırdığı, hem çok katmanlı bir polisiye hem de muazzam bir tarihsel dönem panoraması sunan anıtsal bir başyapıttır. 1980 yılında yayımlanan bu ilk roman, yazarın engin Orta Çağ bilgisini edebi bir kurguyla harmanladığı entelektüel bir şölendir. Roman, 1327 yılında İtalya’nın kuzeyindeki zengin ve gözlerden uzak bir Benedikten manastırında geçer. Hristiyan dünyasındaki siyasi ve dini çalkantıların, tarikatlar arası çatışmaların zirvede olduğu bir dönemde, manastırda gizemli ve korkunç cinayetler işlenmeye başlar. Bu ölümleri aydınlatması için eski bir engizisyon yargıcı olan, keskin zekası ve rasyonel yaklaşımıyla tanınan Fransisken rahibi Baskervilleli William ve onun sadık çömezi Melkli Adso görevlendirilir. William, tıpkı bir Orta Çağ Sherlock Holmes'ü gibi, ipuçlarını ve göstergeleri takip ederek katilin peşine düşer. Olayların merkezinde ise dünyanın en zengin, en gizemli ve korunmuş kütüphanesi yer almaktadır. Bu labirentvari kütüphane, Hristiyanlık inancını sarsabileceği düşünülen ve yıllardır saklanan yasaklı bir kitabı barındırmaktadır. Umberto Eco, bu sürükleyici cinayet soruşturmasının arka planında; din, felsefe, göstergebilim, engizisyon vahşeti ve dogmatizm üzerine derin tartışmalar yürütür. İnanç ile akıl, kahkaha ile korku, hoşgörü ile fanatizm arasındaki amansız savaşı gözler önüne serer. Gülün Adı, sadece bir solukta okunacak bir polisiye değil; her bir satırında Orta Çağ felsefesinin ve kültürünün şifrelerini barındıran, edebiyat tarihinin en entelektüel ve sürükleyici romanlarından biridir.
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
Kaçırmayın muhakkak okuyun
Puan vermedi·404 syf.··
2026 17. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 08:28
Savaşa olan bakışımı o kadar çok etkilemedi. İnsanoğlunun savaş olmadan bile düşebileceğini okuduğum/ gördüğüm için o alanda çok büyük değişiklik olmadı. Ancak Rus insanı Türklere benzer derlerdi bu kadar olduğunu bilmezdim. Çoğu anıyı dinlerken gözlerim doldu. Kahramanlık, cesaret ve fedakarlık hikayelerini dinlerken sanki kurtuluş savaşını dinliyorum zannettim. Çarpıcı o kadar hikaye var ki hangisini not alacağımı hangisini insanlara anlatacağımi şaşırdım. Sık sık da devletlere ve yöneticilere kızdım. Bu insanciklarin devletlerden çektiği nedir arkadaş. 20 milyon insan sadece Ruslar kayıp vermiş. Kadınlar ve askerlik konusu da çok çarpıcı idi. Gerek toplumun gerek askerlik kurumunun kadına anneye, kız çocuğuna konu asker olmak olunca bakış açısı ne kadar farklılaşabiliyor. Savaşta çeşitli şekillerde görev alan kadınların asker dönüşü yaşadığı travmalar çok iyi resmedilmiş. Üzerinde çok çalışılası bir konu özellikle. Bir paragraf da 20. yy açmak lazım. Avrupa için karanlık çağ orta çağ olarak geçer ama sadece Rusya da bu yaşananlar dahi gerçek karanlık çağın 20. yy olduğunu gözler önüne seriyor. Savaş çığırtkanlarina okutmak anlatmak lazım. Hollacoust ile bu kadar film olup Rusya'nın Hitler karşısındaki direniş/savaş/ açlık/ölüm/tükenişi hakkında onun yarısı kadar çalışma olmaması içler acısı. Ne lobiymiş arkadaş. En azından bu ablamiz bir nebze sessizlerin sesi olmuş. ABD yi ikinci Dünya Savaşı'nın kahramanı bitiricisi olarak görüyorduk hep ama bir de hikayeyi Ruslardan dinlemek lazım. Uzun lafın kısası çok farklı gözlemlerin yapılabileceği harika bir kitap yaşı yeten herkes okusa keşke.
Kadın Yok Savaşın YüzündeSvetlana Aleksiyeviç · Kafka Yayınları · 20161,320 okunma
Reklam
Puan vermedi
🪉Mitoloji, sadece tozlu raflarda kalan antik çağ hikayelerinden ibaret değildir; insan ruhunun, arzularının ve o hiç bitmeyen sevilme ihtiyacının binlerce yıllık aynasıdır. Bugüne kadar mitolojinin hemen her kaynağını, farklı ekollerini ve derin anlatılarını satır satır okumuş bir okur olarak; bu kadim dünyayı insan psikolojisiyle harmanlayan anlatıları her zaman ayrı bir yere koymuşumdur. @tugbasariunal kaleminden @destekyayinlari Eros: Geçmişten Günümüze Sevilme İhtiyacı kitabı, tam da bu bahsettiğim edebi ve felsefi köprüyü kuruyor. Bu yönüyle eser, mitoloji dünyasına ilk kez adım atmak ve bu büyüleyici koridorlarda kaybolmak isteyenler için muazzam, akıcı ve çok duru bir rehber niteliğinde. Konuya zaten hakim olan, mitoloji sevdalısı okurlar içinse, bilinen efsanelere farklı bir pencereden bakan ve ruhumuzdaki o saf insani duyguları hatırlatan çok keyifli, derinlikli bir mola Üstelik kitap, bizi mitolojinin o en görkemli kavşaklarına da götürüyor. Zamanı yutan, kendi evlatlarını tahtı uğruna feda eden acımasız Titan Kronos’un karanlığından; onun elinden kurtulup göklerin, şimşeklerin ve Olimpos’un hakimi olan Zeus’un o meşhur saltanatına kadar uzanan devasa bir kozmos bu. Mitolojinin o sert, savaşçı ve kuralları koyan panteonunda; her şeyin üzerinde hüküm süren Olimpos tanrılarının bile söz geçiremediği tek bir güç var aslında: #eros Zeus şimşekleriyle dünyayı titretirken, Kronos zamanı büküp her şeyi yok ederken; Eros görünmez oklarıyla hem tanrıları hem ölümlüleri dize getiriyor. En büyük savaşların, en köklü krallıkların yıkılışının ardında hep o bildiğimiz ama tanımlayamadığımız sevilme arzusu yatıyor. Kaktüs Hanım tavsiyesi ile okuduğum bu eser için teşekkür ederim Peki sizin mitolojide en sevdiğiniz efsane ya da figür hangisi? Benim gibi mitoloji
ErosTuğba Sarıünal · Destek Yayınları · 20261 okunma
8/10
·736 syf.··
2026 18. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 16:24
Bu kitap bittiğinde zihnimde fırtınalar koparan, okuma serüvenimi hem zorlayan hem de beni entelektüel anlamda inanılmaz derecede besleyen bir başyapıt: Umberto Eco’nun ölümsüz eseri Gülün Adı. Bir öğretmen olarak okuduğum metinlerin bana yeni pencereler açmasını, beni araştırmaya itmesini hep çok sevmişimdir. Umberto Eco, tam da bunu yapan, kalemine ve zekâsına kelimenin tam anlamıyla hayran olduğum bir yazar. Bu, onun kaleminden okuduğum ikinci eser oldu ve yazarın o muazzam zekâsı karşısında bir kez daha büyülendiğimi itiraf etmeliyim. Ancak sizlere karşı her zamanki gibi dürüst olacağım; bu okuma serüveni benim için dümdüz ve kolay bir yolculuk olmadı. Beni içine çeken harika bir cinayet gizemi sunsa da, itiraf etmeliyim ki bazı bölümler zihnimde biraz soyut kaldı. Romanın geçtiği dönemin o ağır Orta Çağ atmosferi, Hristiyanlık tarihi, Vatikan ve Papalık etrafında dönen siyasi çekişmeler oldukça yoğundu. Tarikatlar arası bitmek bilmeyen felsefi tartışmalar ve aralarındaki ince teolojik farklar okuma hızımı epey yavaşlattı. Bir öğretmen olarak planlı ilerlemeyi severim; normalde iki haftada bitirmeyi hedeflediğim bu hacimli eseri, bilmediğim kavramları araştırarak ve metni sindirerek okumak zorunda kaldığım için ancak üç haftada tamamlayabildim. Peki Hayal Kırıklığına Uğradım Mı? Kesinlikle hayır! Okuma hızımı düşüren o yoğunluk, aslında kitabın o ihtişamlı altyapısını oluşturan şeymiş. Yazar, sayfalara serpiştirdiği ipuçları ve felsefi zıtlıklarla beni yine şaşırtmayı başardı. Okurken piyasadaki standart polisiye/gizem romanlarından ne kadar farklı ve yüksek bir seviyede olduğunu hemen hissediyorsunuz. Olaylar son derece merak uyandırıcı. Ağır teolojik tartışmaların ardında, labirent gibi bir kütüphanede sürekli "Katil kim?" sorusunun peşinden koşuyorsunuz. Eco'nun
İnceleme
Gülün AdıUmberto Eco · Can Yayınları · 202015,9bin okunma
10/10
·184 syf.··
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 09:15
Bir mısrasına kitap yazılır mı? Ahmet Arif söz konusuysa yazılır. Hatta bazen bir tek dizesi, birçok romandan daha fazla şey anlatır insana. Son günlerde Cem Karaca’nın sesinden “Ay Karanlık”ı defalarca dinledim. Hiç sıkılmadan, her seferinde başka bir yerinden etkilenerek. Sonra fark ettim ki aslında beni kendine çeken şarkı değilmiş; şarkının ardındaki şiirmiş. Meğer uzun zamandır Ahmet Arif’in dünyasına doğru yürüyormuşum. Ahmet Arif’i okurken insan zaman duygusunu kaybediyor. Bir yandan binlerce yıllık bir ağıdın içinden konuşuyor gibi geliyor, bir yandan da bugün yanımızda oturup bizimle aynı dertleri paylaşabilecek kadar yakın. Şiirlerinde hem büyük bir sevda hem de büyük bir öfke var. Özellikle kendisini “az gelişmiş değil, sömürülmek için kasıtlı olarak geride bırakılmış bir ülkenin çocuğu” olarak tanımladığı röportajını okuduktan sonra bu öfkenin kaynağını daha iyi anladım. Onun şiirlerinde yalnızca bireysel acılar değil, bir coğrafyanın yaraları da yankılanıyor. Beni en çok etkileyen yönlerinden biri ise kullandığı dil oldu. Ahmet Arif, unutulmaya yüz tutmuş sözcükleri şiirlerinin içine öyle ustalıkla yerleştiriyor ki yabancı gelen bir sözcük, anlamı öğrenildiğinde dizenin bütün yükünü omuzlarında taşıyor. Şairin de söylediği gibi, aynı şeyi daha sade anlatmak mümkün olabilir; fakat o zaman şiir, şiir olmaktan çıkar. Derinliğini, yoğunluğunu ve çarpıcılığını kaybeder. Örneğin “Bir ben bileceğim oysa / ne âfât sevdim” derken kullandığı “âfât” sözcüğü yalnızca bir güzellik anlatmaz. İçinde felaketi, çaresizliği, karşı konulamaz bir çekimi de taşır. gibi. “Seni özledim” demiyor. “Özlemden zincirler eskittim” diyor. Hasreti somutlaştırıyor, demire dönüştürüyor, sonra onu bile aşındırıyor.İşte Ahmet Arif’in şiiri tam da burada güç kazanır; bir kelimeyle sayfalarca
Şiir
Hasretinden Prangalar EskittimAhmed Arif · Metis Yayınları · 201748,1bin okunma
Körlerin en kötüsü artık görmek istemeyen kördür.
10/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 4. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 03:38
Kötü olan gözlerin körleşmesi değil, kalplerin körleşmesi ve körlük bakmak ile görmek arasındadır. Daha da kötü olan gözler gördüğü halde kalplerin birbirini görmemesidir. Fiili olmasa da, ruhen veya kalben -ki kalp dediğimiz de aslında yine beynin düşünce, sezgi, süzgeç kabul veya ret süreçleridir- kör olduğumuz ya da kör olmayı seçtiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Toplu olarak yaşamamızın sonucu olarak uymamız gereken kurallar, içinde bulunduğumuz koşullara uyum sağlamamız, kendimizi tekten ziyade çok olarak düşünmemiz sadece duyu organlarımıza mı bağlı? Bunlardan birini kaybedince biz biz olmaktan çıkıyor muyuz? Bide olanı yanımızdakinde yoksa onunla paylaşmayı mı seçiyoruz? Yıllar ilerleyip çağ atladıkça sağ duyumuzu daha mı çok kaybediyoruz? Oysa ki bir kişi düşündüğümüzün aksine dünyayı değiştirebilir. Kelebek etkisi misali.
KörlükJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınları · 2022132,1bin okunma
Reklam
Reklam