‘Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.’
...bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir; çünkû O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yolaçmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.
Sayfa 55 - İletişim·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Nemrut'un kızi
"Laz hödügü!" "Nemrut'un kizi!” “Uzaklas kapimdan!" "Ula ev benumdur, sen uzaklas!" "Çek adamlarini, gideyim o zaman!" "Çekmeyim, git bakayim!" "Çekmezsen nasil gidecegim?" "Kal diye çekmeyim." "Ama gitmek istiyorum." "Karim oldugunda gideceksun." "Ben senin karin olmayacagim!" "Gönlünde biri mi vardur?" "Yok." "Baga bak, bir kez daha sorayim, var midur sevdalandugun biri? "Yok dedim ya." "O vakit evleneyik." "Hayır, var!" "Kes yalani, tam üç kez yok dedun. Evlenecegum senunle!"
Sayfa 88 - Ephesus·Kitabı okuyor
Alıntı
Bir gün ahırımızda âriyet olarak bırakılan ve benim besleye besleye şişirdiğim, hattâ azgınlaştırdığım ata binmiş, çarşı tarafından geçiyordum. Her taraf kar... Kar iki yana tepeleme çekilmiş ve ortasında ancak tek adamın geçebileceği, üstüne kömür tozu serpili ince bir yol bırakılmış... Atım azgın... Kantarmaya abanmış, yavaşlamak bilmez bir hızla ilerliyor, dizginlere asılışıma hiç aldırmıyor, önümde baştan aşağı damalı bir çarşafa bürülü bir kadın yürüyor. Kadına çarpacağım! Ata hâkim olamamamın hicabiyle kadına haykırmak zorunda kalıyorum: – Hey, hatun! Kenara çekil! Nereye çekilsin?.. Kar yığınının tepesine mi çıksın?.. Kadın dönüp arkasına bakmıyor bile... Var kuvvetimle dizginlere asılıyorum. At biraz yavaşlıyor, fakat kadına hafifçe çarpmaktan da kendini alamıyor. Birden dizginlere yapışan ve atı zınk diye olduğu yere mıhlayan bir el... Genç bir Erzurum dadaşı... – Ata binmeyi bilmezsin! Zenne kişiye de çarparsın! Nola senin halin! Korkunç hakaret!.. Bu hakarete hak verip geçeceğime onun daha büyüğüne lâyık bir âdilikte bulunuyorum. Polis Müdürü dayımın mevkiine güven duygusuyla genç Erzurum’luya diyorum ki: – Sen benim kim olduğumu biliyor musun?.. İşte o zaman Erzurum delikanlısı, beni hayran bırakan ve asla hatırımdan çıkmayan cevabını veriyor. Yüzüme nefretle bakıp atımın sağrısına bir tokat aşkediyor ve: – İstersen vâli paşanın oğlu ol, diyor; haydi çek git!
Ama bilmek ve şahit olmak en büyük mutluluktur. Macera ise büyük bir ibadettir, çünkü O'nun eserini tanımanın başka bir yolu olduğunu görebilmiş değilim. Kendi payıma ben, dünyayı rüyalarımla keşfetmeye çalıştım. Bu, yeterince cesur olamadığımın bir göstergesi olabilir. Aynı hatayı senin de yapmana yol açmak istemiyorum. Sana izin veriyorum, git. Git ve benim göremediklerimi gör, benim dokunamadıklarıma dokun, sevemediklerimi sev ve hatta, bu babanın çekmeye cesaret edemediği acıları çek. Dünyadan ve onun binbir halinden korkma.
Sayfa 55·Kitabı okudu
Îsâ Mesîh’in zincirlerini çözer ve konuşmaya başlar: “Ey Îsâ Mesih, inanıyorum ki, sen O’sun. Ama, niye geldin? Biz burada senin adına bir düzen kurduk. Şimdi sen bütün her şeyi alt-üst edeceksin. Ya, hangi yoldan geldiysen, çek git; ya da, bir kez de ben gererim, seni çarmıha!. Hatta seni yarın yakacağım ve sana inananlar dahi seni yakacaklar! Tekrar ediyorum, bu sürünün bize nasıl itaat ettiğini, yarından tezi yok göreceksin. İşlerimizi karıştırmaya geldiğin için yakacağım Seni, onlar da ilk işaretimle ocağı beslemeye koşacaklar. Evet, yakılmayı en çok hak eden biri varsa, o da Sensin. Yarın yakacağız Seni.”
Reklam
Reklam