"SARKAÇ I"
"Bir konuda haklıydın. Biz seninle farklı hikâyelerin kahramanlarıyız. Ama sorun şu ki ben senin masalında olmayı daha çok sevdim. Farah, seninle normal şartlarda tanışmayı çok isterdim. Belki o zaman senin masalının başrolü ben olabilirdim."
Bazen hayatımızı değiştiren anlar, en çaresiz hissettiğimiz anda gelir. Farah için de öyle olur. Karanlığın hüküm sürdüğü bir dünyaya gözlerini açar o, ama hiçbir zaman o dünyanın bir parçası olmaz. Bu cümle bile tek başına bir roman değerinde değil mi? Hepimiz biraz Farah’ız aslında. Etrafımız karanlıkken içimizde bir ışık taşımaya çalışan...
Bir sarkaç düşünün. Ritmik sesiyle uykusuz gecelere arkadaşlık eden, karanlığın ortasında bir düzen sunan. Farah Tozlu için bu sarkaç, sadece bir uyku yardımcısı değil; hayatta tutunduğu dal, sessizliğinde duyduğu tek melodidir. Ama kader, en sakin sulara en büyük fırtınayı getirir.
Farah, babasının geçmişteki düşmanı Gurur Kalender tarafından kaçırıldığında dünyası baştan aşağı sarsılır. Yeraltı dünyasının acımasız ismi, “Deli Kral” lakabının sahibi bu adam, nişanlısı Leyla’nın ölümünden Farah’ın babasını sorumlu tutmaktadır. Ve intikamını almak için en acımasız yolu seçer: Farah’ı zorla nikâh masasına oturtur.
Ne Farah, bir “deli” ile evlenmenin nelere mal olacağını bilir; ne de Gurur, evlendiği kadının bir psikolog olduğunun farkındadır. İşte hikâyenin en büyük ironisi tam burada gizli. Gurur, Farah’ı zayıf, kırılgan, sindirilmesi kolay bir kurban olarak görür. Oysa elindeki “esir”, insan ruhunun haritasını çizmeyi meslek edinmiş bir kadındır. Farah’ın mesleki bilgisi, ona Gurur’un zihnindeki labirentte yol alabilme yetisi verir. Korkuyla başlayan bu birliktelik, yavaşça meraka, merak ise derin bir bağa dönüşür. Her teşhis, her çözülen parça, Farah’ı Deli Kral’ın karanlık