Collins, D’Souza ve Wallace, ahlakın bazı kafa karıştırıcı yönlerinin tesadüfi olmadığını söylerken haklıdır. Bunlar açıklanması gereken bir tasarıma ve amaca işaret ederler.
…
Benzer biçimde, gelişkin ahlakımız da insan etkileşiminin ve insan zekasının ürünüdür.
Buna karşılık, dekontologlar işkencenin her koşulda yanlış olduğunu çünkü bir insanın haysiyetine zarar vermemek gibi tartışılmaz ilkeleri ihlal ettiğini söyleyecektir. Böyle bir deontologa göre milyonlarca insanın kurtuluşuna yol açacak olsa bile bir insana işkence yapmak yanlış sayılacaktır.
Yahudilerin Mukaddes kitaplarını taşıyan sandık birkaç kez düşmanlarının eline geçmiş Mukaddes kitap saldırıya uğramış ve bizzat Hazreti Musa’ya verilen levhalar kaybolmuştur. Yahudi din adamları hafızalarında kalan bazı ayetleri parça parça yazmışlardı. Babil esaretinde iyi bir yazıcı olan kahin Ezrâ, şifahi ve kısmen yazılı olan rivayetleri bir araya toplayıp Yahudi Mukaddes kitabını meydana çıkarmıştı. Bu hizmetinden dolayı Ezrâ, İsrailoğulları‘nın saygısını kazanmış, bu saygı zamanla o kadar aşırı bir noktaya varmış ki Yahudiler, Ezrâ’yı, Allah’ın oğlu saymışlardır.
Fakat pek çok insanın başkalarının karşılıklı rızaya dayalı cinsel aktivitelerine yönelik içgüdüsel mide bulantısı ortadan kalkmış olsun. Bu durumda toplumun yok olacağına inanılabilir mi?
Eşcinsel erkeklerden yalnızca kadınlar rahatsız olmalıdır, tıpkı kadın eşcinsellerden erkeklerin hoşnutsuz olması gerektiği gibi.
O halde, evrimsel açıdan kötü olan noktalar yalnızca bunlardır.