Yazarlara Dair.
O yazarlar, yeryüzünde zengin ya da iktidar sahibi olmanın bilimini değil; en büyük serveti de, iktidarların en büyüğünü de hor görmenin yolunu öğretiyorlardı. Onlar, ruhu yüceltiyor, talihin gelişigüzel saldırılarına karşı çelik gibi güçlü kılıyordu. İnsana sadece bilgeliği öğretmekle kalmıyorlar, ona bilgece alışkanlıklar aşılıyorlardı. Yeryüzünde gerçekten mutlu olmamız için, çevremizi saran, her yandan bizi bastıran mutsuzluğa karşı kendimizi savunabilmemiz için bize rehberlik ediyordu onlar.
Sayfa 485·Kitabı okuyor
Bir şeyi alışkanlıktan yapıyorsan oturduğun yerin, sevdiğin insanın, içtiğin çayın farkında değilsin demektir. Alışkanlıklarımızdan arınmanın yolu oyunlarımızı, oyunlarımızın kurallarını değiştirmek. Haftada bir günümüzü kimseye soru sormadan yaşamak. Telefon perhizi rejim değil de neden bir oyun olmasın? Yolda, metroda, vapurda kulaklıklarımızı çıkarıp çevremizi yeniden tüm duyularımızla hissedemez miyiz? Yoksa Orhan Veli boş yere mi dinlemiş İstanbul'u gözleri kapalıyken.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Müzzemmil Suresi 14.ayet.
​يَوْمَ تَرْجُفُ الْأَرْضُ وَالْجِبَالُ وَكَانَتِ الْجِبَالُ كَثِيبًا مَّهِيلًا "O dehşetli günde dağların kum yığını haline gelip savrulacağı bildirilir." Bizler ise bugün kariyerimizi, malımızı veya çevremizi 'güven kapımız' sanarak kendimize küçük 'dağcıklar' inşa ediyoruz. Oysa Allah, en büyük dağları bile toz etmeye kadirken, bizim sığındığımız bu geçici dağcıkları bir teslimiyet rüzgârıyla savurup bizi hakikate uyandırmaya da kâfidir.
Daha önceki nesiller içinse
Daha önceki nesiller içinse, karşılığında herhangi bir ücret almaksızın, hatta itiraz bile etmeksizin, çeşitli ürünlerin ya da hizmetlerin ailemizi, arkadaşlarımızı ya da iş çevremizi oluşturan kişilere satılmasına yardım etmemiz epey hayret verici olurdu.
Sayfa 14·Kitabı okudu
Pazarlama - Marka - Dijital Strateji
“Dünyada iki çeşit kavga var demiş bir yabancı yazar: Onur kavgası ve çıkar kavgası... Ben birincisini seçtim, daha doğrusu seçmiştim. Bir mizaç ve yaratılış meselesi bu. Diğerine göre daha seviyeli ve imkân isteyen bir şey. Bunu sürdürebilmek için hep dikkatli, titiz ve güçlü olmak gerek. Her şeyden önce güçlü olmak... Bense, yok denecek kadar az imkânla, için için kendimi tüketerek bocalayıp duruyorum. Hep daha iyisini, daha güzelini aramaya alıştığımdan, bulunanla yetinmeye bir türlü katlanamıyorum. Her zaman yapacağım, yapabileceğim şeyleri hiç bir zaman yapmak istemedim. Elim varmıyor ve isteksizlikten kurtaramıyorum yakamı. İdare etmek diye bir şey var, ben bunu hiç bilmiyorum galiba. Bu gidişle öğreneceğe de benzemem. Kavgam kimin için, kime karşı, o da belli değil. Topluma mı, kendime mi, yoksa ikisine birden mi direnmeye çalışıyorum yoksa? Ama niçin? Beni ancak bir sevgi kurtarabilirdi; köklü, diri ve dünyamızın ufkunu aşan yüce bir sevgi... Kendime, çevreme ve bütün dünyaya karşı, ama yine onlar için... Herkesi ve her şeyi aşan bir şey... Bunu bulmalıyım asıl. Yaşanmaya değer hayatın kaynağı olacak ve herşeyin anlamını belirleyerek dünyamı kaostan kurtaracak bir değer... Benim bozgunum, her biri bir yerlerde harcanan bir kuşağın bozgunudur. Hâlâ bozgunu durdurulamamış bir devletin topraklarında yaşıyoruz. Her parça kendi içinde küçük parçalara, her grup daha küçük gruplara ayrılıyor ve çeşitli etkiler altında yaşamasını sürdüren halk, geleneksel hayatı içinde ne yönde geliştiği bilinmeyen bir değişimi yaşıyor. Temel değerlerinin yön vermediği aydınları da, az buçuk bildiği ve çoğu zaman pek inanamadığı hayat ve düşünce kırıntıları arasında gün geçiriyor. Neye inanacağız, kimi niçin seveceğiz? Bize öğretilenlerle dünyanın hiç bir ilgisi yok. Ne kendi
Sayfa 138 - elifbe, ketebe·Kitabı okudu
fakat saadet kelimesini anmamak şartıyla... kelimeler hayatın ahengini bozarlar. Sokakta bir kedi yavrusunu görürsünüz, eve alırsınız, bir ad koyarsınız, o günden itibaren bu kedi sizin için bir mesele olur. Saadet kelimesini bilmeden. Fotoğrafımız çekilirken, baloda dans ederken, yeni bir insana takdim edilirken, hemen bir tarafımızda bulduğumuz o tebessüm yok mu... Onu bir yaldız gibi bütün saadete, etrafımıza, eşyaya, insanlara sürdüğümüz zaman kendimizi ne kadar mesut görürüz. -Sonra da yavaş yavaş kazırız. Hatta bütün ömrümüz bazen böylesi bir yaldızı kazımakla geçer... - Tam çıkardığımız gün altında paslı bir aynaya düşmüş gibi kendi çehremizi buluruz.
Sayfa 327 - Dergâh Yayınları