Fikret Başkaya'yı okumaya en çok bilinen eseri ile başladım. Cumhuriyet'in 100. yılında sadece Cumhuriyet'in başarısını, bekasını, mirasını konuşmak ve anlamaya çalışmak yetmez. Eleştirisini de yapmamız lazım. Tabii bunu yaparken doğru, objektif ve bilgili kişileri takip etmek lazım. İdris Küçükömer, Fikret Başkaya, Hikmet Kıvılcımlı akla gelen ilk isimler.
Kitapta birçok argüman, örnek, fikir ve iddia var. Büyük bir çoğunluğuna katılıyorum. Ecevit'in ortaya attığı ortanın solu kavramı ile beraber Kurucu parti ile Sol'u özdeşleştirmeye çalıştık. Yeni nesil SOL'un tam olarak ne olduğunu öğrenene kadar maalesef CHP'yi sol bir parti zannediyor. Bununla beraber ülkede artık azınlık durumuna düşmüş olan SOL ise Atatürk'e çok bulaşmadan Cumhuriyet'in yavan kalan inkılaplarını, İsmet Paşa'yı ve tarihe geçen bazı olayları üzerinden eleştirisini yapıyor. Her devrim kendi evlatlarını ya da kurucuları yer. Fransız Devrimi sonrası Fransızlar 200 yıl boyunca Robespierre'i unuttu. Rus devrimi sonrası Stalin olası tüm rakiplerini ortadan kaldırıp, tarihi kendine göre yazdı. Küba Devrimi sonrası Che'nin politikacılık kariyeri pek düşündüğü gibi olmadı.
Mustafa Kemal'in kurduğu Cumhuriyet'i Bonarpartist olarak adlandırır genellikle eleştirmenler. Fikret Başkaya, Cumhuriyet için Mustafa Kemal'in şahsi rejimi diyor ve Bonapartizm ile arasındaki benzerlikleri şöyle sıralıyor:
1. Kemalist Cumhuriyet demokratik bir anayasaya ve parlamentoya dayanır gibi görünmesi; öte yandan bunları aşan, gerek duyulduğunda Bonaparte'ın istediği biçimi verebildiği bir şahsi rejim olması.
2. Bir yandan toplumsal sınıflardan bağımsız görünmesi, diğer yandan burjuvazinin çıkarlarını temsil ediyor olması.(Dönem dönem işçi sınıfını ezerken, arada Burjuvazi'ye de dokunması)
3. Kendi dışında bir siyasal