Hikmet taleb-i malda Karun gibi şimdi..
Hikmet taleb-i malda Karun gibi şimdi Hahişgeri-i lokmada Lokman unutulmuş.. Nâbî "Malk mülk peşinde koşarakKarun gibi yaşamanın adına hikmet diyorlar şimdi. O kadar ki, lokma peşinde koşarken Lokman Hekim'in öğütleri unutulup gitmiş" ​Ne kadar tanıdık bir manzara değil mi? Bugün başarının, akıllılığın ve "hikmetin" ölçüsü ne yazık ki daha çok kazanmak, daha çok biriktirmek ve Karun gibi ihtişam içinde yaşamak haline geldi. Bir lokma daha fazla koparabilmek, biraz daha lüks yaşayabilmek için verdiğimiz o amansız kavga, ruhumuzu iyileştirecek olan asıl şifayı, yani manevi bilgeliği (Lokman Hekim’i) bize unutturdu. ​Hırslarımızın peşinde koşarken rızkı veren Rezzak'ı unutuyor, rızkın kendisini ilahlaştırıyoruz. Oysa insan, sadece midesini doyurmak için dünyaya gelmiş bir varlık değildir; kalbin ve ruhun da doymaya, şifaya ihtiyacı vardır. Zira: ​"Hırs, sebeb-i mahrumiyettir ve vasıta-i zillettir... İnsan hırs ile rızkına cihad etse, aczini göstermekle rızkını zenginleştirir. Rızka karşı hırsla saldırmak, bereketsizliğe ve perişanlığa sebeptir." (Mektubat / İktisat Risalesi) ​Karun gibi yığıp biriktirmeyi marifet saydığımız bu dünyada, asıl zenginliğin kanaatte, asıl şifanın ise ruhu besleyen o manevi hakikatlerde olduğunu hatırlamaya ne kadar da ihtiyacımız var. Lokma peşinde koşarken, bizi biz yapan değerleri arkamızda bırakmayacağımız bir hayat duasıyla... ​Vesselam..
Sayfa 137·Kitabı okudu
Zaman ister evvelinde isterse ahirinde olsun, mü'minin namazı namaz, orucu oruçtur. Sadakası sadakadır. Cihadı aynı cihattır. Allah kimsenin amelini zayi etmemektedir.
Sayfa 84·Kitabı okudu
Reklam
Hazret-i Süleyman aleyhisselâmın bir mu'cizesi olarak teshir-i havayı beyan eden وَ لِسُلَيْمٰنَ الرّ۪يحَ غُدُوُّهَا شَهْرٌ وَرَوَاحُهَا شَهْرٌ âyeti "Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayeran ile iki aylık bir mesafeyi katetmiştir." der. İşte bunda işaret ediyor ki beşere yol açıktır ki havada böyle bir mesafeyi katetsin. Öyle ise ey beşer! Madem sana yol açıktır. Bu mertebeye yetiş ve yanaş. Cenab-ı Hak, şu âyetin lisanıyla manen diyor: "Ey insan! Bir abdim, heva-i nefsini terk ettiği için havaya bindirdim. Siz de nefsin tembelliğini bırakıp bazı kavanin-i âdetimden güzelce istifade etseniz siz de binebilirsiniz.
Din
Tarîk-ı hakta çalışan ve mücahede edenler, yalnız kendi vazifelerini düşünmek lâzım gelirken, Cenab-ı Hakk'a ait vazifeyi düşünüp, harekâtını ona bina ederek hataya düşerler. Edebü'd-Din Ve'd-Dünya Risalesi'nde vardır ki: Bir zaman şeytan, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'a itiraz edip demiş ki: "Madem ecel ve herşey kader-i İlahî iledir; sen kendini bu yüksek yerden at, bak nasıl öleceksin." Hazret-i İsa Aleyhisselâm demiş ki: اِنَّ لِلّٰهَ اَنْ يَخْتَبِرَ عَبْدَهُ وَ لَيْسَ لِلْعَبْدِ اَنْ يَخْتَبِرَ رَبَّهُ Yani: "Cenab-ı Hak abdini tecrübe eder ve der ki: Sen böyle yapsan sana böyle yaparım, göreyim seni yapabilir misin? diye tecrübe eder. Fakat abdin hakkı yok ve haddi değil ki, Cenab-ı Hakk'ı tecrübe etsin ve desin: Ben böyle işlesem, sen böyle işler misin? diye tecrübevari bir surette Cenab-ı Hakk'ın rububiyetine karşı imtihan tarzı sû'-i edebdir, ubudiyete münafîdir." Madem hakikat budur, insan kendi vazifesini yapıp Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmamalı. Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddid defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken, vüzerası ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın, Cenab-ı Hak seni galib edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam; muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla, hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur.
Din
İnsan, kader üzerinde bir dua bir tövbe ile irade yaşatır.
“Muhakkak ki Allah, bu dini günahkâr biriyle de güçlendirir.” (Buhârî, cihâd 182)
Medine-i Münevvere'de Allah'ın ayetleri gün gün inerken,dini müdafaa edip cihad yolunda yürüyecek bir tek insana bile ihtiyaç hissedilen bir zamanda,önce oruç farz kılındı.Ardından da cihat emredildi. İyi mü'minler,oruç eğitimi görmüş mü'minler oldular. Dönüp düşünelim:Oruç bizim için bir eğitim oluyor mu?Yoksa açlık ve fakirliğin edebiyatını mı yapıyoruz?
Reklam
Reklam