Nuh Usta, bir ziyaretçinin geldiğini Kaptan Diyavol Paşa'ya haber verdikten sonra Süleyman
Reis içeri girdi ve elini göğsüne götürüp hafifçe eğilerek selâm verdi. Suratı bir cüzâmlı kadar beyaz
olan Efendimiz, üşüdüğünden olsa gerek kızıl cüppesini sırtına almış, göğsünü kapatmaya çalışıyor,
ama sarı tırnakları fazlaca uzun olduğundan düğmeleri iliklere geçiremiyordu. Bunun için Süleyman
Reis'ten yardım istedi. Ancak Kırbaç Süleyman, anlatacaklarının verdiği heyecanla o anda yaptığı
işin ne kadar küçültücü olduğunu idrak edememişti. Bir yandan sırma göğüs atkılarını ilikliyor, bir
yandan da şunları söylüyordu:
"Tatbikat başarıyla sonuçlandı. Borda ateşiyle 25 gülleden ortalama 20 tanesi hedefe isabet
ediyor. Reisler, zâbitler ve porsunlar ne yapacaklarını biliyorlar. Tüfenkçiler de düzene sokuldu.
Benden istediğin şeyi yaptım. Artık yapamayacakları şeyi yapmayı biliyorlar. Hem de...
"
Fakat Kaptan Efendimiz o anda,
"Öfff! Yeter artık! Sıcak bastı! Çıkart şu cüppeyi! Çıkart! Çıkart!"
diye bağırmıştı. Afallayan Süleyman Reis iliklediği düğmeleri bu kez çözmeye başladı ama ilikler
çok dardı, içine sıkıntı basan Efendimiz Diyavol Paşa sinirli bir sesle ona şunları dedi:
"Demek yapamayacaklarını artık yapıyorlar, öyle mi? Peki yapmak istemediklerini yapmalarını
nasıl sağlayacaksın? Onlara yapamayacakları değil, yapmak istemeyeceklerini yaptırt. Artık her ne
olacak ise bu şeyi yapabilirlerse, Amat'ta benden sonraki ikinci kişi sen olursun. Seni 'koca reis' ilân
ederim. Haydi! Şimdi çık dışarı da, onların sadakatlerini ölç. Bakalım onlara söz geçirebilecek
misin? Güverte tekrar sende!"
Kırbaç Süleyman hem şaşırmış hem de sinirlenmişti. Seyir güvertesine inince küpeşteye yaslandı
ve az ilerideki balıkçı köyüne baktı. Sahilden biraz uzakta, elinde şarap testisi ile kayığında
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu işe yaramaz gençleri ne yapmalıydı? Ebeveynleri ve akrabaları, yöneticiler üzerinde nüfuzların ve bağlantlarını kullanarak bu uygunsuz varlıkları Finlandiya'daki önemli memuriyetlere getirmeyi başardılar. Bunlar gibi bin hatta iki bin memurdan neler beklene-bileceğini tahmin edersiniz. Yalan, ahlaki açıdan yozlaşmış, birkaç senelik eğitim almış bu insanlar zamanlarının çoğunu işyerlerinden çok pahalı barlarda ve eğlence yerlerinde geçiriyorlardı.
Çalşmayı ne istiyor ne de becerebiliyorlardı. Kaba ve cahillerdi. Hizmetlerinde dikkatsiz, halka karşı kibirliydiler. İşe geç gelip erken ayrlıyorlardı. Mesai saatlerinde kahve
ve tütün içiyor, gazete okuyor, arkadaşlarıyla sohbet ediyorlardı.
Onlara işi düşenler saatlerce beklemek zorunda kalıyordu. Kaba ve zorbalıkla insanlara, "Müdür meşgul, toplantısı var, bekle," diyerek işi geçiştiriyorlardı.
Birisi nihayet beklemeyi göze aldığında veya beklemek zorunda kaldığında uykusuzluktan kanlanmış gözleriyle suratsız, aptal yüzlü müdür ziyaretçiyi şişmiş bir hindi gibi karşılardı. Genellikle de sözünü keser, konuşmasına izin vermezdi.
Yarın gelin, bugün meşgulüm.
Ama lütfen yapmayın, taşradan geliyorum ..
Yarın dedim! Hindi suratlı memur iyice dikleşirdi.
Ama param yok, bekleyemem...
Yarın dedim, hemen dışarı çık!
Düzenledikleri eğlencelerde pahalı şaraplar su gibi akar, sayısız hafif kadın toplanırdı. Bütün bunlar çok para gerektiriyordu. Bu yüzden böyle yerlerde aklı başında insanları
dehşete düşüren şeylere karar veriliyor ve uygulanıyordu.
"Bu nasıl iş? Stockholm bunlara nasıl izin veriyor? Daha ne kadar böyle sürecek?" diyordu herkes. Halk inim inim inliyor, şikâyet ediyor, olanlara kızyordu. Dahası onlar da gittikçe kötü örneğe daha çok ayak uyduruyordu. "Amir böyleyse biz niye fırsatı tepelim? diyorlardı."
Sayfa 21 - İş bankası Kültür Yayınları·Kitabı okuyor
Gelincik, ekiyle köküyle Türkçe bir kelimedir.
Göktürk kitabelerinde geçen gelin kelimesine küçültme ve sevgi ifade eden -cik ekinin ilavesiyle meydana gelir.
Dağ lalesini küçük bir geline benzeterek adlandırılmıştır.
Türk töresinde gelinlik rengi beyaz değil, kırmızıdır.