Zorluklar var ancak onların büyüklüğü, bizim onlara nasıl bir mana atfettiğimizle değişir. Sabah yola çıkarken “Bu yol çekilir mi?” derseniz, yol size daha ağır gelir. Ama “Bu yolu bereketlendireceğim, tefekkür edeceğim, güzel sözler dinleyeceğim.” derseniz, yol bambaşka olur. Hayatta kaldıramayacağımız dertleri istememek lazım. Psikolojik olarak da şu soruyu değiştirmeliyiz: “Neden benim başıma geldi?” Bu soru insanın ıstırabını artırır, çünkü cevabı yoktur. İnsan çıldır bu soruyu düşünürken. Bunun yerine, “Bu benim başıma geldi, değiştiremem. Kabullenmem gerekiyor. O halde buradan çıkış için ne yapabilirim? Bundan ders alarak ileride aynı duruma düşmemek için ne yapmalıyım?” diye sormak gerekir
Sayfa 126·Kitabı okuyor
... Küçüklüğünden beri kafasında var olan güzellik bir çıkış yolu bulamadı.
Reklam
"En tutsak kadın bile vahşi benliğinin yerini savunur, çünkü sezgisel olarak bilir ki,bir gün bir mazgal deliği,bir çıkış,bir fırsat bulduğunda tabana kuvvet kaçmak için ondan güç alacaktır"
Düştüğü zaman insanoğlu kadar düşen, yükseldiği zaman da insanoğlu kadar yükselen başka bir yaratık yoktur.
Alıntı
Duygu
Yatıyoruz; bir düş uykuyu zehirlene gücüne sahip. Kalkıyoruz; serseri bir düşünce günü kirletiyor. Hissediyor,görüyor ya da düşünüyoruz; gülüyor ya da ağlıyoruz, Deli kaderi kucaklıyor, ya da endişemizi fırlatıp atıyoruz; Aynı şey: üzüntü olsun, neşe olsun, Çıkış yolu hâlâ açık. İnsanın dünü, asla yarını gibi olmayabilir; Değişimden başka bir şey ayakta kalamaz!
Sayfa 118 - İthaki yayınları·Kitabı okuyor
Alıntı
AMERİKA'NIN ORTADOĞU'DA NE İŞİ VAR?..
(...) Tam bu süreç içinde -1990 yılı- Salih Mirzabeyoğlu, o zamanın çok okunan İslâmcı yayın organı olan Cuma dergisine peş peşe üç mülâkat verdi. Bu mülâkatlarında, Saddam‘ın Kuveyt’i ilhakını destekliyor, mevcut iktidarı “İslâmcı kesimin reaksiyonları hesaba katılmadan girişilen taahhütler yanıltıcı olabilir” şeklinde uyarıyor ve “Amerika’nın Ortadoğu’da ne işi var?” diye soruyordu. (Söz konusu röportajlar ve krize ilişkin öngörüler için, Salih Mirzabeyoğlu’nun “Adımlar” kitabına bakınız.) İlk günlerde bu röportajların hiçbir görünür etkisi olmadı. Ne zaman ki ABD hava kuvvetleri Irak’a saldırdı, bir ânda neredeyse bütün İslâmcı camia ayağa kalktı. 25 Ocak 1991 günü, Cuma namazından çıkan kitleler yurt sathında sokaklara döküldü. Amerikan çıkarlarını savunan kolluk kuvvetleriyle çatıştı. Bitlis’te bir kişi şehid oldu. Türkiye bir ânda allak bullak oldu. (Daha sonra Salih Mirzabeyoğlu Tilki Günlüğü’nde bugünü “ihtilâlci çıkış” olarak değerlendirecekti.)
İŞKENCE, -Hukuk ve Hûk-, 5 Ağustos 2012, Çarpıcı Kitap·Kitabı okuyor
İşkence
Reklam
Reklam