Jack London'un ilk defa birinci ağızdan gerçek bir konuyu anlattığı bir kitabını okudum. Çok iyi kitap. Zaten Jack London çok iyi bir yazar. hayal gücü ve bir şeyleri işleyip anlatabilme yeteneği çok iyi bunun sebebi de sanıyorum, çok şey yaşamış görmüş, sıkıntı çekmiş olmasından.
Bu kitapta üzerinde Güneş batmayan ülkenin karanlık bir kısmını, Doğu yakasını ele almış. Denizci kılığıyla gidiyor, onlara karışıyor o zorluk ve sefalete ortak oluyor. anlayabilmek için onlar gibi yaşıyor bir süre. Kan donduran hikâye ve olaylara tanık oluyor.
"Eskimiş ve dirsekleri yırtılmış ceketim onların sınıfına ait olduğumun bir göstergesiydi. Ceket bizi aynı kılmıştı işte! Artık ben bir "dost"tum. Bu kelimede iyilik ve içtenlik, başka hiçbir kelimenin sahip olamadığı bir sıcaklık ve yakınlık vardı."
Zaten bu kitap çıkınca büyük yankı uyandırmış. Herkesin kafasındaki soru,
Gerçek olabilir mi bütün bunlar?
"Umutsuzluk ve sefalet,
Doğdukları andan itibaren tepelerindedir.
Çirkin küfürler, daha da çirkin gülüşler,
Onların ilk ninnileridir."
Burda, Açlık ve sefaletin at koşturduğu, Londra'nın Doğu Yakası'nda insan dışı her türlü olay, en derin sefaletler akla gelmeyen yoksulluklar, çaresizlikler, keder içindeki ölümler, intiharlar, suçlar, ölüm ve öldürmeler var.
Karın tokluğunun nasıl bir his olduğunu bilmez bu insanların çoğu.
"Üzerinde güneş batmayan ülke"nin kuz tarafı burası.
Burda hırsızlıklar zevk sefa yeni bir şey almak ya da güzel bir şeyler yaşamak için değil, hayatta kalmak için yapılır.
Temel hayatta kalma koşullarının bile olmadığı, insanların beslenemediği, temizlenemediği, insani hiç bir ihtiyacını karşılayamadan en dipte bir yerlerde mümkün olan en düşük ücretler altında çalışıp, hayatta kalmak için uğraştıkları bir ortam. Besinsizlikten, kirden hastalıklı ve sağlıksız